Çin yabancı

zaten hesabınız mı var? Giriş Yap. Facebook ile Giriş Yap de Çin’in ülkesine çektii dorudan yabancı yatırımlar: 2004 yılında 60 milyar dolarlık dorudan yabancı yatırım alan Çin, ABD ve ngiltere’nin ardından dünya çapında en çok yabancı yatırım çeken üçüncü ülke oldu (UNCTAD, 2005). Çin, ülkesinde bulunan ya da yatırım yapmayı düşünen yabancı firmalara yönelik sınırlamalarını, 1 Ocak itibari ile kaldıracak. Çin Süper Lig ekiplerinde yabancı teknik direktörlerin de ülkeye girememesi belirsizlik yaratıyor. Beijing Guoan, geçtiğimiz haftadan itibaren tesislerinde antrenmanlara başladı. Teknik direktör Bruno Genesio’dan yoksun başlayan çalışmalar, Fransız çalıştırıcının ülke dışında kalması nedeniyle sıkıntıya düştü. Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi Başkanı Jiang Jianguo, yabancı gazetecileri, yakınlarda düzenlenecek ÇKP'nin 19. Ulusal Kongresine davet etti. Jiang, dün Beijing'de yabancı medya kuruluşlarının temsilcileriyle görüşmesinin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Ancak, Çin daha fazla yabancı yatırım çekmek ve “dış ticarette açılım” yapmak istiyor. Çin'in yeni “yabancı yatırım yasası” şunları öngörüyor: - Yabancı ve yerli (Çin) şirketlere, daha eşit muamele gösterilecek; - Yabancı kaynaklı yatırımlara, çok özel durumlar dışında, el konulmayacak; Yerel haber kaynaklarına göre Çin hükümeti yabancı merkezli 124 kripto para borsasına daha erişimi yasakladı. Çin hükümeti geçtiğimiz yıl ülkedeki kripto para borsalarını kapatma kararı almıştı.İlk olarak yerel borsaları hedefleyen hükümet, daha sonra Çinli yatırımcıların yabancı merkezli bazı kripto para borsalarına da erişimini kesme kararı aldı. Çin'in Gulja şehrinin Suidong kasabasında, yetkililerin aile planlaması için bir yabancı gözlemci heyetin ziyarete geleceğini duyurarak, Uygur Türklerini sorulan sorulara nasıl cevaplayacakları hakkında eğittiği ve yanlış cevapladıklarında 'eğitim' için toplama kamplarına götürüleceği tehdidinde bulunduğu ortaya çıktı.

Erdoğanın yeni çin olma politikası?

2020.09.17 11:44 mechatchronic Erdoğanın yeni çin olma politikası?

Kurun fırlamasına müdahale etmeme sosyal devlet anlayışı halk ne durumda olursa olsun dikkate almaması, yabancı firmaların fabrikalarını kurması için yapılan vergi indirimleri, 3 çocuk projesi, beni son günlerde erdoğanın Türkiye'yi yeni küçük bir çin yapması yolunda ilerlettirdiğini düşünüyorum.
Sizce böyle bir politika doğru mudur? Türkiye sosyal hak ve özgürlüklerden vazgeçmeli ve dünya ekonomi pazarında hatrı sayılır bir yere mi sahip olmalı?
View Poll
submitted by mechatchronic to KGBTR [link] [comments]


2020.09.15 13:01 derliyo Balta Limanı Antlaşması Nedir?

Balta Limanı Antlaşması Nedir?
Baltalimanı Antlaşması, 16 Ağustos 1838 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiltere ile İstanbul’un Baltalimanı semtinde imzalamış olduğu ticaret antlaşmasıdır. İngiliz Elçisi Ponsonby ve Mustafa Reşit Paşa tarafından imzalanan ve 8 Ekim 1838’de İngiltere Kraliçesi Victoria, imza tarihinden bir ay sonrada Sultan II. Mahmut tarafından onaylanan antlaşma bir çok kişi tarafından Osmanlı Devleti’nin sömürge ülke haline geldiğinin kesin tarihi olarak belirtir. Baltalimanı Antlaşması, hem imzalandığı 19. yüzyılda hem de günümüzde halen en çok tartışılan önemli konulardan bir tanesidir.

Balta Limanı Antlaşmasının İmzalanma Sebepleri Nelerdir?

Baltalimanı Antlaşması sadece o dönemin koşullarında dolayı imzalanmış bir ticaret antlaşması değildir. Avrupa’da başlayan sanayi devrimi, Mısır’da Mehmet Ali Paşa’nın isyanı ve Rus’ların Osmanlı Devleti üzerinde sürekli artan baskılarının, İngiltere’yi rahatsız etmesi ve İngiliz tüccarların Osmanlı pazarına girişte karşılaştıkları problemler, Baltalimanı Antlaşmasının imzalanmasında etkili olan nedenlerdir.

Sanayi Devrimi

1838 Baltalimanı antlaşmasının imzalanmasının en önemli sebelerinden birisi 1760’da İngiltere’de başlayan sanayi devrimi ve sanayi devrimi ile birlikte pazar ve hammadde ihtiyaçlarından kaynaklanmıştır. Sanayi devrimi ile birlikte önemli bir ekonomik güce ulaşan İngiltere, 19.yüzyılda dünyanın en büyük üreticisi, en büyük ihracat ve ithalatçısı ve dış yatırımları ile dünyada rakipsiz bir konuma gelmiştir.
İngiltere, 1820’lere gelindiğinde, birinci sanayi devrimini tamamlamış ve Napolyon Savaşları sonunda Fransa’yı mağlup ederek dünya pazarlarında rakipsiz bir duruma gelmişti. İngiliz ekonomisinin gelişme süreci en baştan itibaren sömürgeci yayılmaya dayanmıştı. Ancak, aynı yıllarda sanayi devrimini yaşamakta olan ve sanayi devrimini korumacı, müdahaleci politikalarla sürdüren diğer Avrupa ülkeleri İngiliz mallarının Avrupa pazarlarına girişi önündeki en büyük engeli oluşturmakta idi.
Avrupa ülkelerinin İngiliz mallarının Avrupa pazarlarına girişi önünde engel teşkil etmesinden dolayı, İngiltere’nin dünyanın çok farklı bölgeleriyle ticari ilişkiler kurarak ticaret antlaşmaları yapmasına neden olmuştur. Yükselen gümrük duvarları sebebiyle 1819’dan 1835’e kadar geçen sürede İngiltere’nin dış ticaretinde durgunluk oluşmuştur. Bu oluşan durgunluğun ülkedeki genç sanayisini olumsuz etkileyeceğini düşünen İngilizler, kendilerine uygun pazarlar aramaya başlamışlardır.
İngiltere 1820’lerden 1840’lara kadar olan dönemde , Latin Amerika’dan Çin’e kadar pek çok ülkede, mümkünse iktidarlarla anlaşarak, yeri geldiği zaman silahlı güçleri sayesinde pek çok ülkeyle serbest ticaret antlaşmaları imzalamıştır.

Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Artan Rusya Nüfuzu

1838 Baltalimanı Antlaşmasının sebeblerinden diğer bir taneside, Osmanlı Devleti’nin kendi atamış olduğu Mısır valisi arasındaki iktidar mücadelesi ve mücadele sonucunda ortaya çıkan Mehmet Ali Paşa’yı dize getirmek endişesi rol oynamıştır.
Mehmet Ali Paşa Mısır’da dış ticareti devlet tekeline almış, çoğalan gelirleri askeri ve sanayi alanında harcamalara yöneltmiştir. Dış ticarette uygulamış olduğu devlet tekelleri İngiltere gibi sanayileşmiş ülkenin Mısır’daki menfaatlerine darbe vururken, Mehmet Ali Paşa’nın modernleşen ordu gücü Osmanlı saltanatının korkulu bir rüyası haline gelmişti.
Osmanlı ordularının, Mehmet Ali Paşa’nın askerleri karşısında uğramış olduğu yenilgiler sonucu, Osmanlı Devleti sadece Mısır’ı değil Suriye’yi ve Anadolu’nun bir kısmınıda kaybetmekle karşı karşıya kalmıştı.
II. Mahmut başkent İstanbul’u koruyabilmek için Rusya’dan yardım istemiştir bunun üzerine Rusya savaş gemilerini Haliç önlerinde demirlemiş ve bazı kuvvetlerini Hünkâr İskelesine getirmiştir. Rusya’nın yapmış olduğu yardım karşısında Rusya ile 8 Temmuz 1883 yılında Hünkâr İskelesi antlaşması yapılmıştır. Bu antlaşma dışarıdan olacak bir saldırı durumunda karşılıklı olarak yardım öngören sekiz yıllık bir antlaşmayı ve Boğazlarda yabancı gemi geçiş hakkını Rusya’nın lehine kısıtlayan bir maddeyi de kapsıyordu.
Rusya lehine boğazlarda kısıtlama olması Rusya’nın Osmanlı Devleti üzerinde kuracağı hakim durum İngiltere’yi rahatsız etmişti. Ortadoğu’daki dengelerin Rusya lehine değişmesi İngiliz çıkarlarına aykırıydı. İngiltere’nin en büyük amacı Akdeniz’in İngiliz gölü olabilmesiydi.

https://preview.redd.it/3xiwwm4fman51.jpg?width=1350&format=pjpg&auto=webp&s=e31713643e92f0350f196f96f38842e74cb46955
Baltalimanı Antlaşması
submitted by derliyo to u/derliyo [link] [comments]


2020.09.15 01:46 ihatescho0l Dünden bugüne Covid-19

Daha fazla dayanamıyorum, her gün aklıma geliyor, insanlara anlatmak istiyorum, ama "Uff çok uzatıyosun.", "Eee olcak o kadar." dan öte bir tepki almıyorum. Olaylar umarım ilerlemez ama ben ilerledikçe eklemeye devam edeceğim.
Öncelikle şunu unutmamalıyız bu hastalığın şakası yok ve sağlıkçılar olmazsa devam edemeyiz. Fakat devlet ve halk toplu şekilde bu insanlara da robotmuş gözüyle bakıyor. Sağlıkçılar arasında kronik rahatsızığı olanlar olabilir, eline uygun teçhizat verilmemiş olabilirler, belki nöbetlerinin bilmem kaçıncı saatlerindeki kaçıncı hastaya bakıyorlardır. Bu yüzden mümkün olduğunca sağlıkçılara iyi davranmamız gerek.
Listeyebaşlamadan önce ufak bir hatırlatma daha yapmak istiyorum:
Covid geçirmiş kişiler isterse immun plazma bağışı yapbilirler.

Sizlere sırasıyla hepimizin başımızdan geçen olayları haber, video veya ekşiden linklerle sıralamaya çalıştım, eksikler olabilir fakat belirtirseniz düzenleyebilirim. Belki seçim dönemine doğru hatırlatmak için tekrar atarım. 10 Ocakla başlayalım:
• Covid-19 ile mücadele için 10 Ocak 2020'de Koronavirüs Bilim Kurulu oluşturuldu

• Pandemi esnasında umreye gidip gelen kafile denetleme yapılmadan içeri alındı Kyk yurtlarından üniversite öğrencileri gecenin bir yarısı apar topar dışarı atıldı, fakat umrecilerin bir kısmı öğrencilerin odalarını beğenmeyip ağladılar. Hatta toplum sağlığını umursamayıp karantinadan kaçmaya çalışanları, isyan çıkarıp, polise tüküreni oldu. Olayların ufak bir özeti

Güney Kore, Almanya gibi ülkeler pandeminin ilk dönemlerinde vatandaşlarına para ve kaynak yardımında bulundu. Halkına covid-19 testi uyguladı.
-Bizim ülkemizde millet vekili çocuğu WhatsApp üzerinden test kiti siparişi aldı. Önce yalanladılar, sonra kabul ettiler. Pandemi öncesi 2002'den beri 8 defa vergi affı yapan sosyal devlet, halktan telefon ve televizyon yolu ile 10 tl para istedi, bu esnada Ahlat Köşkü, 14 yeni araç kiralama, İstanbul kanalı için ihale, yurttaşlarla hiç bir alakası olmayan Afrika Kalkınma Bankasına yardım gibi israf harcamalar durdurulabilir, ek kaynak sağlanabilirdi fakat geri adım atılmadı, sarayı bitirmek tercih edildi eldeki para çarçur edildi. Sadece bununla da kalınmadı ülkenin sağlık çalışanları için yeterli koruyucu ekipman bulunmadığı, test kiti olmadığı söylendiği dönemde devlet, İspanya, İtalya, Somali, Güney Afrikaya İsrail'e covid-19 yardımında bulundu, İngiltereye tıbbi ekipman satmaya çalıştı, ama İngiltere ekipmaları kabul edilmedi. Kaynak kıtsa neden böyle bir şey yapıldı? Yok, eğer kaynak fazlaysa yurttaştan toplanan vergilerle yurttaşa neden yardım edilmiyor?
Sağlıkçıların yeterli ekipman bulamadığına dair haberler:

Yabancı ülkelerde sokağa çıkma yasağı düzgün uygulandı.
-Bizde ise iki günü kapsayan sokağa çıkma yasağı son anda duyuruldu ve izdihama, hastalığın daha da yayılmasına sebep verdi. Video veya fotoğraflar sekmesine tek tek bakarsanız daha net bir tablo var. Belediyelere haber verilmedi, sorumlu kişi istifa etmedi.

• Devletin sağlayacağını idda ettiği maske sevkiyatı 3 hafta sürdü, bu esnada da sevkiyat bir çok kişi için yarım yamalak geçti. Halka maske yetmiyorken, başka ülkelere covid-19 yardımına devam etmenin yanı sıra, ambulans uçakla İsveç'den Çin'den hastalar getirildi, İsveç olayının kurmaca olduğu ortaya çıkarıldı.

Uyarılara rağmen Ayasofyanın açılışı önlemler kulak ardı edilerek, cuma namazı ile gerçekleştirildi. Hastalık bir çok insana bulaştı. Vekilin maskesiz videosu

Bayram için umursamaz davranıldı. Halktan kendi önlemini kendi alması istendi. İnsanlar şehirler arası dolaşarak hastalığın yayılmasına sebep oldu.

• Salgının başında halktan para isteyen devlet, salgının en güçsüz olması gereken Yaz sezonunda turizm işletmelerinin cebini doldurmak için tatil kredisi dağıttı, halkı tatile gitmeye teşvik etmek adına televizyonlada zorunlu reklamlar yayınlattı.

İşten çıkarmalar yasaklandı, işverenlere ücretsiz izin verme hakkı tanındı. Çalışanlar mağdur edildi. Kovulmadıkları için işsizlik maaşı da alamıyorlar.

• Bir çok ülkenin uçuşlarını kapadığı Rusya gibi salgının pik yaptığı yerlerden gelecek turistlere ülke kapıları ağızına kadar açıldı, covid-19 test zorunluluğu olmadan, karantinasız, yalnızca ateş ölçülerek turistler ülkeye sokuldu.

• Salgın boyunca düğün, otogarda asker uğurlama ve cenaze törenlerine yönelik önlemlerin denetimi düzgün yapılmadı. Otogarlara ve cenazelere polis, bekçi yerleştirilebilir, düğün salonları kapatılabilirdi.

30 Ağustos'un kutlanması salgın döneminde tehlikelidir diyenler, olayın ertesi günü 31 Ağustosta yapılan mitinge ses çıkartmamış. Sağlık bakanının olayla ilgili açıklaması. Bu arada yanlış anlaşıma olmasın, pandemi süresince hiç bir bayram ve türevinin açıkta veya meydanlarda kutlanmasını desteklemiyorum, burada değinmek istediğim şey devletin çelişkili davranışıdır.
-Miting linkleri kalkarsa diye alternatif linkler:
_________________
Sağlık bakanlığı verilerine inanmak isterdim ama bu tür başlıklar çok fazla:

Hatırlatmalar:
• Pandemi öncesinde hatrı sayılır bir vergi affı ile borçları silnen Cengiz İnşaat'dan "Biz Bize Yeteriz" bağış kampanyasına yardım yapılmadı.
• Her yıl ek bütçe isteyen, ve pandemi süresince somut bir destek sağlamayan, hatta ayasofyanın açılmasıyla salgını olumsuz yönde etkileyen diyanet işleri salgın süresince fonlanmaya devam edildi. Halbuki hizmetleri hayati önem arz etmeyen diyanet işlerin ödemeleri kısılabilir, ve şuanda ek bütçeye ihtiyaç duyan temel hizmet bölümü Sağlık bakanlığına aktarılabilirdi. Böylece sağlık çalışanlarının ekipman eksiklikleri tamamlanmış olur, atanamayan sağlıkçılar atanarak hastahanelerdeki iş yoğunluğu insani seviyeye indirilebilirdi. Ama bu insanların çabalarına değer bir maaş artış dahil gözlenmedi.
Salgın başından beri 15.09.2020'ye kadar önlenebilir sebeplerden dolayı ne yazık ki 28 sağlıkçı ihmalsizliklere kurban gitti.
Salgın öncesi veya esnasınca istifa eden sağlık çalışanları için demediğini bırakmayan halkımız acaba hükümeti, ve hükümetin çelişkili kararlarına ses çıkarmayan devleti de eleştirecek mi? Yoksa yine nefretinizi ölmek istemeyen yalnızca yaşatmak isteyen sağlıkçılardan mı çıkartacaksınız?
Covid geçirmiş kişiler isterse immun plazma bağışı yapbilirler.
Listede referans aldığım Yılmaz Özdil yazısı.
submitted by ihatescho0l to svihs [link] [comments]


2020.09.11 16:30 bugpun1998 31 den sonrasini gulmekten okuyamadim

geri zekalı listesi
1- Hümanistler
2- Ancomlar
3- Home of seksüelliği savunanlar
4- Türk hariç etnik kökenlere saygı duyanlar
5- Serbest piyasayı savunanlar
6- Süpyancılar
7- Anime izleyenler
8- Dine inananlar(Spagetti canavarı hariç)
9- Amsalaklar
10- Discordda 7/24 lol oynayanlar
11- Lol oynayanlar
12- Fiziksel sporları takip edip takım tutanlar (Denizli sporu hariç)
13- Facebookta siyaset yapanlar
14- Rap dinleyenler
15- Mutlu olanlar
16- Amsalak olup olmadığını iddia edenler
17- Suratının yarısını paylaşan feminen varlıklar
18- Atatürk ve enver paşa düşmanları
19- Sigara ve alkole laf edenler
20- İstanbul türkçesi dışında konuşulan şivelere gülenler
21- Mesaja anında cevap verenler
22- Özenti orospu evlatları
23- Kekemeler
24- Filme diziye özenip türkçesini değiştirenler
25- Kükürtlerin kültürü olduğunu savunanlar
26- Irkçılar
27- Home of fobikler
28- Depresif orospu evlatları
29- İsmi kuranda geçenler
30- Kuran kursunda smackdown oynayanlar
31- ALĞDSKGPOĞASLGPĞASLGP
32- Alkol şişelerini sosyal medyada paylaşanlar
33- Sigara fotoğrafı paylaşanlar
34- 184ten uzun olanlar
35- Gözleri yuvarlak olanlar (ermeni gözü)
36- Asyalı kadınları çekici bulanlar
37- Pale ten rengi sevenler
38- İsmi 3 harfli olanlar
39- Soy adı fiil olanlar
40- İnternette fake isim kullananlar
41- Bakir olmayanlar
42- 2. dünya savaşındaki herhangi bir lideri iyi bir lider zannedenler
43- Nasyonel sosyalistleri ''ya abi onlar olmasaydı tıp gelişmezdi bu kadar gelişmiş olmazdık dünyayı 100 yıl ileri taşıdılar ya'' diye savunanlar
44- Japonca öğrenmeye başlayanlar
45- Kilolu insanlar
46- Zayıf insanlar
47- Kilosuyla kafayı bozup kalori sayan insanlar
48- Aşkenaziler
49- Müslümanlar
50- Eşitliğe inananlar
51- Herkese saygı duyulması gerektiğini düşünenler
52- Trap dinleyenler
53- Rap dinleyenler
54- Zencilerin yaptığı tek müzik türünü hiphop zannedip hayaında 1 kere bile blues dinlemeyen insanlar
55- Esmer sevmeyenler
56- 3 ismi olanlar
57- İnanç özgürlüğüne saygı duyanlar
58- Kendini aptal olarak görenler
59- Fazla rekabetçi olan insanlar
60- Yunan mitolojisine ilgi duyanlar
61- Facebook yorumlarında bir tartışma sırasında gördüğü cümleyi hayatının merkezine koyan insanlar
62- Anlamadığı kitaplardan alıntı yapanlar
63- Profilinde anime fotoğrafı olanlar
64- Asyalıların dünyanın en dejenere toplumu olduğunu kabul etmeyenler
65- Türklerin iyi bir devleti/kültürü olduğunu düşünenler
66- Sokratesi okuyup anladığını iddia eden ama sokrates denilen yavşağın hiç anlaşılacak bir şey söylemediğini bilmeyen insanlar
67- Freuddan alıntı yapanlar
68- Zerdüştün ilk 3 sayfasını okuyup nihilist takılanlar
69- ALSDMKGJMLKASGJMLŞKASGASLKGASĞG
70- Antidepresan kullananlar
71- Kendi kendine psikiyatrik/psikolojik teşhis koyanlar
72- Facebooktan sevgili bulanlar
73- Fotoğrafları editlemeye uğraşıp komikli görseller yapmaya çalışanlar
74- Komik olmayan insanlar
75- Japon oyunu oynayan insanlar
76- Amerikalıların en iyi kültüre/devlete sahip olmadığını düşünen insanlar
77- Türkiyede yaşamanın çoğu ülkeden daha iyi olduğunu bilmeyenler
78- İngilizce bilmeyenler
79- Biseksüeller
80- Yemek yapmayı bilmeyenler
81- Arabada müziği son ses açanlar
82- Rock müzik sevmeyenler
83- Klasik müzik dinlemeyenler
84- Hayatında hiç tiyatroya gitmemiş insanlar(okuldakiler sayılmaz)
85- Sosyal medyada ironik olmayarak ağlayan lucifer portresini paylaşanlaprofil/kapak fotoğrafı yapanlar
86- Avrupalıların asyalılardan büyük sikinin olduğunu düşünenler
87- Siyahilerin genetik olarak diğer etnik kökenlerden daha gelişmiş olduğunu kabul etmeyenler
88- Sanat filmi izleyenler
89- Fransız filmi izleyenler
90- İspanyol filmi izleyenler
91- 2000 yılından önce çıkmış herhangi bir şeyi sevenler (müzik hariç)
92- İngilizlerin dünyayı daha güzel bir yer yaptığını kabul etmeyenler
93- İngilizler olmasaydı şu an dinlediği müziklerin yüzde 90ının var olmayacağını bilmeyenler
94- Amerikalıların en aptal millet olduğunu bilmeyenler
95- Kadınlara saygı duyanlar
96- Cinsel yönelimini kişiliğinin merkezi belirleyen kişiliksiz yüzeysel insanlar
97- Facebook biosuna komik şeyler yazanlar
98- Pronounlara takılanlar
99- Şişkoseverler
100- Buraya kadar okuyanlar
101- Hırsızlık yapanlar
102- Irkıyla övünenler
103- Tembel insanlar
104- Kıvırcık saçlılar
105- Uzun saçlı erkekler
106- Çirkin translar
107- Çirkin insanlar
108- Çirkin olduğunu anlamayıp sosyal medyaya fotoğraf atanlar
109- Lolü kötü oynayanlar
110- Türk ismi olanlar
111- Liya/Miya/Mirel/Maya gibi yeni nesil ismi olanlar
112- Okulda en arkaya oturanlar
113- 1 kere bile kavga etmemiş insanlar
114- Mbti testini bilimsel zannedenler
115- Günde 6 saat ders çalışanlar
116- Astım olanlar
117- Yaz çocukları
118- Yaz sevenler
119- Aşık olanlar
120- Siki kalkanlar
121- Büyük meme sevmeyenler
122- Küçük memeliler
123- Kıl sevenler
124- Ayak fetişistleri
125- Bir insanı fetişlerine göre yargılayanlar
126- Annesini babasını öldürme planı yapanlar
127- Anime izlerken ağlayanlar
128- Rüya görmeyenler
129- Kahve sevmeyenler
130- Çay içenler
131- Kola içenler
132- Ice tea içenler
133- Ülker çikolatalı gofret sevenler
134- Düzenli kitap okumayanlar
135- İsmi mehmet olanlar
136- Militaristler
137- How I met your mother ve Friends sevenler
138- Nirvana sevmeyenler
139- Uyuşturucuyu rapçilerden öğrenenler
140- Batman sevenler
141- Superman sevmeyenler
142- Dcnin iyi film yaptığını savunanlar
143- Marvel filmlerinin iyi olduğunu savunanlar
144- Marvel filmlerindeki aktöaktrislerin iyi aktöaktris olduğunu düşünenler (RDJ hariç belki)
145- Seri katillerle alakalı videolar izleyenler
146- Komplo teorilerine inananlar
147- Thom Yorke'un geleceği gördüğüne inanmayanlar
148- AC/DC sevenler
149- ASMR dinleyenler
150- Lilia oynayanlar
151- OTPler
152- Trendyol linki paylaşanlar
153- Twitch izleyenler
154- Vtuber izleyenler
155- Komünist bir aktivistle aynı ismi paylaşanlar
156- Soy adı koç olanlar
157- Soy adında Türklükle alakalı bir şeyler geçenler
158- Annesi üzülmesin diye intihar etmeyenler grubunda takılanlar
159- İstanbulda yaşayanlar
160- Ege bölgesinde yaşanlar
161- Karadenizde yaşayanlar
162- Burnu büyük olanlar
163- En az 3 dil bilmeyenler
164- Lolde 1800lp altı kasanlar
165- Lolde ban yemeyenler
166- Metin2 oynayanlar
167- Bir şey yapacağım diyip yapmayanlar
168- İsmi s ile başlayanlar
169- İsmini sevmeyenler
170- Flashı f de kullananlar
171- Msnde yılmazı silmeyenler
172- Netflix kullanmayanlar
173- Iphone kullananlar
174- Youtuberların yaptığı şarkıları dinleyenler
175- FPS oyunu oynayanlar
176- Türkanime kullananlar
177- Hentai izleyenler
178- Kendinden küçük insanlara ilgi duyanlar
179- Parayı hayatının merkezi yapmayan insanlar
180- Evlenip mutlu mesut yaşayacağına inananlar
181- İsmi Murat olanlar
182- İsmi Umut olanlar
183- Yu-gi-oh sevenler
184- Persona oynayanlar
185- Persona 5 sevmeyenler
186- Dark Souls sevenler
187- Death Grips dinleyenler
188- Piercing yapanlar
189- Mecha izleyenler
190- Anime kızı kapıştıranlar
191- FFXV yükleme ekranını izleyenler
192- Gacha oyunları oynayanlar
193- Soy adı Kılıç olanlar
194- Dostoyevski sevenler
195- İsmi Tolga olanlar
196- Dedesinin ismi Hayrullah olmayanlar
197- Ailesinden nefret edenler
198- Çocukken sokakta bir sincap görüp o sincapı sapanla vurup öldürtükten sonra hiçbir şey hissetmediğini farkedip ''acaba bir insanı öldürsem de hala hiçbir şey hissetmemeye devam eder miyim'' diye içinden geçirmiş olan insanlar
199- Popculture referanslarını anlamayanlar
200- Tarantinonun iyi film yapmasının tek sebebinin ayak fetişisti ve çirkin olması olduğunu bilmeyenler
201- Community izlemeyenler
202- Sembolizmi önemli bir şey sananlar
203- İnsanların annesine durup dururken küfür edenler
204- Brad Pitt'i yakışıklı bulmayanlar
205- Barbara Palvin'e 100 üzerinden 50+ verenler
206- Sevgili yaptıktan sonra arkadaşları ile konuşmayı bırakanlar
207- Kendinden nefret edenler
208- 165ten kısa olanlar
209- İsmi Muhammed olanlar
210- Annesi babası olanlar
211- Yetimler
212- Amputeler
213- Gülüşü çirkin olanlar
214- Unisex ismi olanlar
215- Türk olanlar
216- İlkokul/ortaokul/lise/üniversite mezunu olanlar
217- Meslek sahibi olanlar
218- Türklerin yemeklerinin aslında arap yemeği olduğunu bilmeyenler
219- Lahmacun sevmeyenler
220- Deniz ürünleri sevmeyenler
221- Küçük asya mutfaklarını sevenler (Tayland/Tayvan/Hindistan)
222- Eti çok pişmiş sevenler
223- Light kola içenler
224- Fanta/Yedigün sevenler
225- Kadınlara ilgi duyanlar
226- Parasocial ilişkileri olanlar
227- Çin markası telefon kullananlar
228- En az 1 kere kuran okumuş olanlar
229- Minecraft oynayanlar
230- Türkçe youtube kanalı takip edenler
231- Barış Özcan takip edenler
232- Hayatında en az 1 kere Ruhi Çenet izlemiş olanlar
233- 81 ilin en az 1inde doğmuş olmak
234- Hajime No Ippo izlemiş olanlar
235- Sokra-Desu sayfasını takip edenler
236- İsmi Volkan Nuri Binici olanlar
237- Opera browser kullananlar
238- En az bir Discord sunucusunda moderatör olanlar
239- Yüzünü yıkayanlar
240- İşeyenler
241- Bardaktan su içenler
242- Makarnayı yoğurtla yiyenler
243- Salata yiyenler
244- İsmi Elif olanlar
245- Aşık Veysel sevenler
246- Polisiye sevenler
247- Fringe sevmeyenler
248- Türk dizisi izleyenler
249- Yabancı dizi seyredenler
250- K-pop dinleyenler
251- J-pop dinleyenler
252- Anime ostsi dinleyenler
253- Naruto izleyenler
254- Saçını boyayanlar
255- Manga okuyanlar
256- Saçını kestirenler
257- Saçını uzatanlar
258- Karpuz sevenler
259- Kavun sevenler
260- Pazara gidenler
261- Bim'den alışveriş yapanlar
262- A101'den alışveriş yapanlar
263- Çiçek yetiştirenler
264- Köyde yaşayanlar
265- Evcil hayvanı olanlar
266- Pantolon giyenler
267- Slip külot giyenler
268- Kaslı olanlar
269- Şişmanlar
270- Discord'da ekran paylaşanlar
271- Omegle kullananlar
272- Nude isteyenler
273- Süslümanlar
274- Akp düşmanları
275- Intel işlemci kullananlar
276- AMD işlemci kullananlar
277- Ekran kartı olanlar
278- Ram kullananlar
279- Ruj sürenler
280- Apolitikler
281- Y kuşağı
282- Z kuşağı
283- Dokunmatik telefon kullananlar
284- Ders çalışanlar
285- Tuşlu telefon kullananlar
286- Hayatında en az 1 kere dershaneye gitmiş olanlar
287- Event isteyenler
288- Control+c, Control+v yapanlar
289- Geri zekalı listesi yapanlar
290- Atatürk'ü sevenler
291- Tayyip'i sevmeyenler
292- Facebook sayfası olanlar
293- Berak Albayrak'ın kötü bir ekonomist olduğunu düşünenler
294- Türk lirası harcayanlar
295- Hayatında en az 1 kere istiklal marşı okumuş olanlar
296- Şafak sönmeyeceği için korkmayanlar
297- Kemal Sunal'ı komik bulanlar
298- Tencere yemeği yiyenler
299- Televizyonu olanlar
300- Babasının sakalı olanlar
301- Bıyık bırakanlar
302- Sakalını kesenler
303- Sakalını kesmeye üşenenler
304- Discord'a gelen ouz
305- Discord'da mikrofonu kapalı olanlar
306- İronik olmayarak emoji kullananlar
307- İronik olarak emoji kullananlar
308- WhatsApp kullananlar
309- Biz diyenler
310- King diyenler
311- Yok mu diyenler
312- Var mı diyenler
313- O ses Türkiye izleyenler
314- Survivor takip edenler
315- Magazin takip edenler
316- Twitter kullananlar
317- Ekşi sözlük kullananlar
318- 208. maddeye ayıp oluyor diyenler
319- 319 Kilodan az olanlar
320- Muz sevenler
321- Baklava sevenler
322- İyi Türkler de var diyenler
323- Köpekler kedilerden iyi diyenler
324- Kedi videosu izleyenler
325- Kedi videosu paylaşanlar
326- Ermeniler
327- İsmi 3 harfli olan ermeniler
328- 325ten 327ye atlayanlar
329- Lazlar
330- Profil fotoğrafı olanlar
331- Sakaryada yaşayanlar
332- Ece'yi rüyasında görenler
333- Ömer'e gülenler
334- 2 yıldır para biriktirip bilgisayar alamayanlar
335- Bilgisayarı minecraft oynarken kapananlar
336- Faturacıda çalışanlar
337- Fatura ödeyenler
338- Fatura öderken kuş sevenler
339- Andımızı ezbere bilenler
340- İsmi İrem olanlar
341- Soy adı Duman olanlar
342- Alarm kuranlar
343- Uyuyanlar
344- Uyananlar
345- Uyumakla ilgili depresif cümleler kuranlar
346- Kör olanlar
347- Köri sosu sevenler
348- Franchise yemek yiyenler
349- Acı çekenler
350- Şefim 349 çok acı çekmiş
351- Annesini sevmeyenler
352- Babasını dövmeyenler
353- Nişantaşı'ndan burs alamayanlar
354- Soy adı kılıç olanlar
355- Benim adım ''....'' diye başlayıp adını söyleyenler
356- Soy adı Giovanna olanlar
367- Jojo izleyenler
368- Aynı maddeyi 3 kere yazanlar
369- Soy adı Akyüz olanlar
370- Kanser çocuklar
371- Translar
372- Femboylar
373- Benim suy adımı bilmeyenler
374- Furryler
375- Azgınlar
376- Azgın olmayanlar
377- Soy adında Gün olanlar
378- Soy adında Ay olanlar
379- Abi diyenler
380- Bu ne diyenler
381- Abi bu ne diyenler
382- WTF yazanlar
383- BTW yazanlar
384- BGYliler
385- Benimle arkadaş olanlar
386- Hemşireler
387- Hemşeriler
388- Ensest sevmeyenler
389- Cennet mahallesi izleyenler
390- Kelime daramcığı dar olanlar
391- Öğretmenler
392- Ateistler
393- Deistler
394- Maymun paylaşanlar
395- Smackdown izleyenler
396- Jeff Hardy sevmeyenler
397- Kürt Ahmet'i sevmeyenler
398- İsmi Aybars olanlar
399- Hukuk okuyanlar
400- İsmi Nisa olanlar
401- Nisa suresi 36. ayeti okuyup hala müslüman olanlar
402- İsmi a ile başlayanlar
403- İsmi b ile başlayanlar
404- İsmi c ile başlayanlar
405- İsmi ç ile başlayanlar
406- İsmi d ile başlayanlar
407- İsmi e ile başlayanlar
408- İsmi f ile başlayanlar
409- İsmi g ile başlayanlar
410- İsmi ğ ile başlayanlar
411- İsmi h ile başlayanlar
412- İsmi ı ile başlayanlar
413- İsmi i ile başlayanlar
414- İsmi j ile başlayanlar
416- İsmi k ile başlayanlar
417- İsmi l ile başlayanlar
418- İsmi m ile başlayanlar
419- İsmi n ile başlayanlar
420- İsmi o ile başlayanlar
421- İsmi ö ile başlayanlar
422- İsmi p ile başlayanlar
423- İsmi r ile başlayanlar
424- İsmi s ile başlayanlar
425- İsmi ş ile başlayanlar
426- İsmi t ile başlayanlar
427- İsmi u ile başlayanlar
428- İsmi ü ile başlayanlar
429- İsmi v ile başlayanlar
430- İsmi y ile başlayanlar
431- İsmi z ile başlayanlar
432- İsmi q ile başlayanlar
433- İsmi x ile başlayanlar
434- İsmi w ile başlayanlar
435- İsmi lamelifle başlayanlar
436- Sübhanekeyi bilmeyenler
437- Sübhanekeyi bilenler
438- TFT oynayanlar
439- Antivirüs programı kullananlar
440- Karbon bazlı canlılar
441- Protein tüketenler
442- Vücudunun yüzde 75i su olanlar
443- Bu listeye yardım edenler
444- Ergenken sivilceli olanlar
445- 20 yaş üstündekiler
446- 19 yaş altındakiler
447- Pedofili olmayanlar
448- İsmi Sena olanlar
449- Fifa oynayanlar
450- Buraya kadar okuyanlar
451- Yumurta yiyenler
452- Sebze yiyenler
453- İntihar edenler
454- Mehmet Pişkin
455- İsmi Mehmet olanlar
456- Chpye oy verenler
457- Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %0.27 oy alanlar
458- Hemen seçimden önce doğalgaz rezervi bulmayanlar
459- Cumhurbaşkanı olmayanlar
460- Almancılar
461- Almanlar
462- 1 yaşında olanlar
463- Amdan çıkanlar
464- İstanbul sözleşmesini destekleyenler
465- Karısını dövmeyenler
466- Kız kardeşine tecavüz etmeyenler
467- Rana'yı haksız bulanlar
468- Vur ipneyi kafasından vur
469- PUBG oynayanlar
470- PUBG mobil oynayanlar
471- Telefonunun bataryası olanlar
472- Doğumda ölen bebekler
473- Anayasa yazanlar
474- Kan şekeri düşenler
475- Swinger partisine katılmayanlar
476- Müzik dinleyenler
477- Arkadaşlarından yardım isteyenler
478- Arkadaşları olanlar
479- Sosyal olanlar
480- Asosyal olanlar
481- 3 boyutlu varlıklar
482- Anasını sikmeyenler
483- Ülkesine servis yapanlar
484- Amerikan filmi izleyenler
485- Çayı sütsüz içenler
486- Kaçak çay içenler
487- Çenobilde ölenler
488- Oy kullananlar
489- Maske takanlar
490- Corona olanlar
491- Heteroseksüeller
492- Sağlık görevlileri
493- Erken boşalanlar
494- Uykusunda boşalanlar
495- Beşiktaşlılar
496- Bilgisayarı ısınanlar
497- Klavye kullananlar
498- Yazım kurallarına uymayanlar
499- İnterneti kötü olanlar
500- Ayasofya'da namaz kılmayanlar
501- Osmanlıyı sevmeyenler
502- Felsefe okuyanlar
503- GTA oynayanlar
504- Migreni olanlar
505- I'm going back to 505
If it's a seven hour flight or a forty-five minute drive
In my imagination you're waiting, lying on your side
With your hands between your thighs
Stop and wait a sec
Oh, when you look at me like that, my darling
What did you expect?
I probably still adore you with your hands around my neck
Or I did last time I checked
Not shy of a spark
A knife twists at the thought that I should fall short of the mark
Frightened by the bite though it's no harsher than the bark
Middle of adventure, such a perfect place to start
I'm going back to 505
If it's a seven hour flight or a forty-five minute drive
In my imagination you're waiting, lying on your side
With your hands between your thighs
But I crumble completely when you cry
It seems like once again you've had to greet me with goodbye
I'm always just about to go and spoil a surprise
Take my hands off of your eyes too soon
I'm going back to 505
If it's a seven hour flight or a forty-five minute drive
In my imagination you're waiting, lying on your side
With your hands between your thighs and a smile!
506- Döner sevenler
507- İskender sevenler
508- Daft Punk sevmeyenler
509- Boş kelimesini çok kullananlar
510- Valorant oynayanlar
511- Discord'da lol gelcek var mı abi diyenler
512- Memelerin seksi bir şey olmadığını iddia edenler
513- Görüldü atanlar
514- İsmi Mert olanlar
515- İsmi Gürdal Adar olanlar
516- Siyahi'ler
517- Bir anda konuşmayı kesenler
518- Bipolar olanlar
519- Messenger grubu olan
520- Babaannesine en az 1 kere şiddet göstermemiş insanlar
521- Bağırsakları ağrıyanlar
522- Soy adı anime olanlar
523- INTJ olanlar
524- Pornhub hariç sitelerden porno izleyenler
525- Rüyasında tecavüze uğrayanlar
526- Skyrim oynamış olanlar
527- MGS sevenler
528- Kojima sevenler
529- PES'i Fifa'dan iyi bulanlar
530- Japonları sevenler
531- Burçlara inanmayanlar
532- Uzaya araba gönderenler
533- Cennetten arsa almayanlar
534- Cennetten çiçek toplamayanlar
535- İsmi ''Ulan''a benzeyenler
536- Pewdiepie izleyenler
537- En az bir kere yarrak yalamak istememişler
538- Patlıcanlı et yemeği dinleyenler
539- 1den fazla sevgilisi olmuş olanlar
540- En az 1 kere doktora gitmiş olanlar
541- Saksafon sevenler
542- Shrek ile alakalı en az 1 cinsel rüyası olmayanlar
543- Yalancılar
544- Erkekler
545- İsmi Atalay olanlar
546- 31 çekenler
547- Pokemon sevmeyenler
548- Polisten nefret etmeyenler
549- Tarkan'ın gay olmadığını düşünenler
550- Can Yaman'ı çekici bulanlar
551- Taner Tolga Tarlacı'ya gülenler
552- Atatürk'ün ilkelerini ezbere bilenler
553- Doları takip edenler
554- Otistik erkekler
555- Orhan Pamuk okumayanlar
556- Japon tarihine ilgi duyanlar
557- Midem bulanmaya başladı
558- Kan şekerim düşüyor
559- Başım ağrıyor
560- Risk Of Rain 2de huntress oynayanlar
561- Koyun tüccarları
562- 9 yaşında kızla evlenen peygamberler
563- Hira mağrasına giden araplar
564- Elindeki toprağı kuşa çevirenler
565- Gölü şaraba çevirenler
566- Kuyuya atılanlar
567- Spiderman sevmeyenler
568- Melisa isimliler
569- İsmi e ile başlayanlar
570- Japonca 3 kelime bilenler
571- Yılında doğmayanlar
572- Romatizması olmayanlar
573- Buraya kadar okuduysan gerçekten sorunları var
574- Dezenfektan kullananlar
575- Smackdown izleyip Cmpunk sevmeyenler
576- En az bir kere güreşmemişler
577- Home of sexuallar
578- Akdenizde yaşayanlar
579- Kuzey ve Güney izlemeyenler
580- Aşk-ı memnu izlemeyenler
581- The Office en iyi sitcom diyenler
582- Rick and Morty izleyenler
583- Reçel Tarçın Ersoğan sevmeyenler
584- İsmi İsmet olanlar
585- İnstagram kullananlar
586- Atak helikopteri esprisi yapanlar
587- Feminizmi kötü bir şey sananlar
588- Afrikalı'lara üzülmeyenler
589- Dersim bombalanmasını doğru bulanlar
590- İsmi çince olanlar
591- Spotify kullanmayanlar
592- Youtube Music kullananlar
593- İsmi Merve olanlar
594- Bu listede 10 tane kendi özelliğini görenler
595- İsmi fake olanlar
596- Boynuma kramp girdi
597- Gerçekten bu kadar uzun bir şey yazmak ne kadar mantıklı acaba
598- 1 yaşında öldürüldüm vsvs
599- 2012den önce 10 yaşına girenler
600- 23 şubatın önemini bilmeyenler
601- 602. maddeyi okuyanlar
602- 601. maddeyi okuyanlar
603- Ankara'da yaşayanlar
604- The Bomboks sevmeyenler
605- Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
609- Fiziksel formumu geride bırakıyorum
610- hz. Muhammed bu yılda mıı ölmüştü
611- Allahümme vebihamdik
612- Its john cena
613- Scoby Doo sevmeyenler
614- Allah'a inananlar
615- Lol oynamayanlar
616- Jojo izleyip gay olmadığını iddia edenler
617- İnternet gittiğinde uyuyanlar
618- Lucifer'ın yeni sezonunu izleyenler
submitted by bugpun1998 to KGBTR [link] [comments]


2020.09.09 11:46 fgmer Gerizekalı insanlar tam liste

geri zekalı listesi
1- Hümanistler
2- Ancomlar
3- Home of seksüelliği savunanlar
4- Türk hariç etnik kökenlere saygı duyanlar
5- Serbest piyasayı savunanlar
6- Süpyancılar
7- Anime izleyenler
8- Dine inananlar(Spagetti canavarı hariç)
9- Amsalaklar
10- Discordda 7/24 lol oynayanlar
11- Lol oynayanlar
12- Fiziksel sporları takip edip takım tutanlar (Denizli sporu hariç)
13- Facebookta siyaset yapanlar
14- Rap dinleyenler
15- Mutlu olanlar
16- Amsalak olup olmadığını iddia edenler
17- Suratının yarısını paylaşan feminen varlıklar
18- Atatürk ve enver paşa düşmanları
19- Sigara ve alkole laf edenler
20- İstanbul türkçesi dışında konuşulan şivelere gülenler
21- Mesaja anında cevap verenler
22- Özenti orospu evlatları
23- Kekemeler
24- Filme diziye özenip türkçesini değiştirenler
25- Kükürtlerin kültürü olduğunu savunanlar
26- Irkçılar
27- Home of fobikler
28- Depresif orospu evlatları
29- İsmi kuranda geçenler
30- Kuran kursunda smackdown oynayanlar
31- ALĞDSKGPOĞASLGPĞASLGP
32- Alkol şişelerini sosyal medyada paylaşanlar
33- Sigara fotoğrafı paylaşanlar
34- 184ten uzun olanlar
35- Gözleri yuvarlak olanlar (ermeni gözü)
36- Asyalı kadınları çekici bulanlar
37- Pale ten rengi sevenler
38- İsmi 3 harfli olanlar
39- Soy adı fiil olanlar
40- İnternette fake isim kullananlar
41- Bakir olmayanlar
42- 2. dünya savaşındaki herhangi bir lideri iyi bir lider zannedenler
43- Nasyonel sosyalistleri ''ya abi onlar olmasaydı tıp gelişmezdi bu kadar gelişmiş olmazdık dünyayı 100 yıl ileri taşıdılar ya'' diye savunanlar
44- Japonca öğrenmeye başlayanlar
45- Kilolu insanlar
46- Zayıf insanlar
47- Kilosuyla kafayı bozup kalori sayan insanlar
48- Aşkenaziler
49- Müslümanlar
50- Eşitliğe inananlar
51- Herkese saygı duyulması gerektiğini düşünenler
52- Trap dinleyenler
53- Rap dinleyenler
54- Zencilerin yaptığı tek müzik türünü hiphop zannedip hayaında 1 kere bile blues dinlemeyen insanlar
55- Esmer sevmeyenler
56- 3 ismi olanlar
57- İnanç özgürlüğüne saygı duyanlar
58- Kendini aptal olarak görenler
59- Fazla rekabetçi olan insanlar
60- Yunan mitolojisine ilgi duyanlar
61- Facebook yorumlarında bir tartışma sırasında gördüğü cümleyi hayatının merkezine koyan insanlar
62- Anlamadığı kitaplardan alıntı yapanlar
63- Profilinde anime fotoğrafı olanlar
64- Asyalıların dünyanın en dejenere toplumu olduğunu kabul etmeyenler
65- Türklerin iyi bir devleti/kültürü olduğunu düşünenler
66- Sokratesi okuyup anladığını iddia eden ama sokrates denilen yavşağın hiç anlaşılacak bir şey söylemediğini bilmeyen insanlar
67- Freuddan alıntı yapanlar
68- Zerdüştün ilk 3 sayfasını okuyup nihilist takılanlar
69- ALSDMKGJMLKASGJMLŞKASGASLKGASĞG
70- Antidepresan kullananlar
71- Kendi kendine psikiyatrik/psikolojik teşhis koyanlar
72- Facebooktan sevgili bulanlar
73- Fotoğrafları editlemeye uğraşıp komikli görseller yapmaya çalışanlar
74- Komik olmayan insanlar
75- Japon oyunu oynayan insanlar
76- Amerikalıların en iyi kültüre/devlete sahip olmadığını düşünen insanlar
77- Türkiyede yaşamanın çoğu ülkeden daha iyi olduğunu bilmeyenler
78- İngilizce bilmeyenler
79- Biseksüeller
80- Yemek yapmayı bilmeyenler
81- Arabada müziği son ses açanlar
82- Rock müzik sevmeyenler
83- Klasik müzik dinlemeyenler
84- Hayatında hiç tiyatroya gitmemiş insanlar(okuldakiler sayılmaz)
85- Sosyal medyada ironik olmayarak ağlayan lucifer portresini paylaşanlaprofil/kapak fotoğrafı yapanlar
86- Avrupalıların asyalılardan büyük sikinin olduğunu düşünenler
87- Siyahilerin genetik olarak diğer etnik kökenlerden daha gelişmiş olduğunu kabul etmeyenler
88- Sanat filmi izleyenler
89- Fransız filmi izleyenler
90- İspanyol filmi izleyenler
91- 2000 yılından önce çıkmış herhangi bir şeyi sevenler (müzik hariç)
92- İngilizlerin dünyayı daha güzel bir yer yaptığını kabul etmeyenler
93- İngilizler olmasaydı şu an dinlediği müziklerin yüzde 90ının var olmayacağını bilmeyenler
94- Amerikalıların en aptal millet olduğunu bilmeyenler
95- Kadınlara saygı duyanlar
96- Cinsel yönelimini kişiliğinin merkezi belirleyen kişiliksiz yüzeysel insanlar
97- Facebook biosuna komik şeyler yazanlar
98- Pronounlara takılanlar
99- Şişkoseverler
100- Buraya kadar okuyanlar
101- Hırsızlık yapanlar
102- Irkıyla övünenler
103- Tembel insanlar
104- Kıvırcık saçlılar
105- Uzun saçlı erkekler
106- Çirkin translar
107- Çirkin insanlar
108- Çirkin olduğunu anlamayıp sosyal medyaya fotoğraf atanlar
109- Lolü kötü oynayanlar
110- Türk ismi olanlar
111- Liya/Miya/Mirel/Maya gibi yeni nesil ismi olanlar
112- Okulda en arkaya oturanlar
113- 1 kere bile kavga etmemiş insanlar
114- Mbti testini bilimsel zannedenler
115- Günde 6 saat ders çalışanlar
116- Astım olanlar
117- Yaz çocukları
118- Yaz sevenler
119- Aşık olanlar
120- Siki kalkanlar
121- Büyük meme sevmeyenler
122- Küçük memeliler
123- Kıl sevenler
124- Ayak fetişistleri
125- Bir insanı fetişlerine göre yargılayanlar
126- Annesini babasını öldürme planı yapanlar
127- Anime izlerken ağlayanlar
128- Rüya görmeyenler
129- Kahve sevmeyenler
130- Çay içenler
131- Kola içenler
132- Ice tea içenler
133- Ülker çikolatalı gofret sevenler
134- Düzenli kitap okumayanlar
135- İsmi mehmet olanlar
136- Militaristler
137- How I met your mother ve Friends sevenler
138- Nirvana sevmeyenler
139- Uyuşturucuyu rapçilerden öğrenenler
140- Batman sevenler
141- Superman sevmeyenler
142- Dcnin iyi film yaptığını savunanlar
143- Marvel filmlerinin iyi olduğunu savunanlar
144- Marvel filmlerindeki aktöaktrislerin iyi aktöaktris olduğunu düşünenler (RDJ hariç belki)
145- Seri katillerle alakalı videolar izleyenler
146- Komplo teorilerine inananlar
147- Thom Yorke'un geleceği gördüğüne inanmayanlar
148- AC/DC sevenler
149- ASMR dinleyenler
150- Lilia oynayanlar
151- OTPler
152- Trendyol linki paylaşanlar
153- Twitch izleyenler
154- Vtuber izleyenler
155- Komünist bir aktivistle aynı ismi paylaşanlar
156- Soy adı koç olanlar
157- Soy adında Türklükle alakalı bir şeyler geçenler
158- Annesi üzülmesin diye intihar etmeyenler grubunda takılanlar
159- İstanbulda yaşayanlar
160- Ege bölgesinde yaşanlar
161- Karadenizde yaşayanlar
162- Burnu büyük olanlar
163- En az 3 dil bilmeyenler
164- Lolde 1800lp altı kasanlar
165- Lolde ban yemeyenler
166- Metin2 oynayanlar
167- Bir şey yapacağım diyip yapmayanlar
168- İsmi s ile başlayanlar
169- İsmini sevmeyenler
170- Flashı f de kullananlar
171- Msnde yılmazı silmeyenler
172- Netflix kullanmayanlar
173- Iphone kullananlar
174- Youtuberların yaptığı şarkıları dinleyenler
175- FPS oyunu oynayanlar
176- Türkanime kullananlar
177- Hentai izleyenler
178- Kendinden küçük insanlara ilgi duyanlar
179- Parayı hayatının merkezi yapmayan insanlar
180- Evlenip mutlu mesut yaşayacağına inananlar
181- İsmi Murat olanlar
182- İsmi Umut olanlar
183- Yu-gi-oh sevenler
184- Persona oynayanlar
185- Persona 5 sevmeyenler
186- Dark Souls sevenler
187- Death Grips dinleyenler
188- Piercing yapanlar
189- Mecha izleyenler
190- Anime kızı kapıştıranlar
191- FFXV yükleme ekranını izleyenler
192- Gacha oyunları oynayanlar
193- Soy adı Kılıç olanlar
194- Dostoyevski sevenler
195- İsmi Tolga olanlar
196- Dedesinin ismi Hayrullah olmayanlar
197- Ailesinden nefret edenler
198- Çocukken sokakta bir sincap görüp o sincapı sapanla vurup öldürtükten sonra hiçbir şey hissetmediğini farkedip ''acaba bir insanı öldürsem de hala hiçbir şey hissetmemeye devam eder miyim'' diye içinden geçirmiş olan insanlar
199- Popculture referanslarını anlamayanlar
200- Tarantinonun iyi film yapmasının tek sebebinin ayak fetişisti ve çirkin olması olduğunu bilmeyenler
201- Community izlemeyenler
202- Sembolizmi önemli bir şey sananlar
203- İnsanların annesine durup dururken küfür edenler
204- Brad Pitt'i yakışıklı bulmayanlar
205- Barbara Palvin'e 100 üzerinden 50+ verenler
206- Sevgili yaptıktan sonra arkadaşları ile konuşmayı bırakanlar
207- Kendinden nefret edenler
208- 165ten kısa olanlar
209- İsmi Muhammed olanlar
210- Annesi babası olanlar
211- Yetimler
212- Amputeler
213- Gülüşü çirkin olanlar
214- Unisex ismi olanlar
215- Türk olanlar
216- İlkokul/ortaokul/lise/üniversite mezunu olanlar
217- Meslek sahibi olanlar
218- Türklerin yemeklerinin aslında arap yemeği olduğunu bilmeyenler
219- Lahmacun sevmeyenler
220- Deniz ürünleri sevmeyenler
221- Küçük asya mutfaklarını sevenler (Tayland/Tayvan/Hindistan)
222- Eti çok pişmiş sevenler
223- Light kola içenler
224- Fanta/Yedigün sevenler
225- Kadınlara ilgi duyanlar
226- Parasocial ilişkileri olanlar
227- Çin markası telefon kullananlar
228- En az 1 kere kuran okumuş olanlar
229- Minecraft oynayanlar
230- Türkçe youtube kanalı takip edenler
231- Barış Özcan takip edenler
232- Hayatında en az 1 kere Ruhi Çenet izlemiş olanlar
233- 81 ilin en az 1inde doğmuş olmak
234- Hajime No Ippo izlemiş olanlar
235- Sokra-Desu sayfasını takip edenler
236- İsmi Volkan Nuri Binici olanlar
237- Opera browser kullananlar
238- En az bir Discord sunucusunda moderatör olanlar
239- Yüzünü yıkayanlar
240- İşeyenler
241- Bardaktan su içenler
242- Makarnayı yoğurtla yiyenler
243- Salata yiyenler
244- İsmi Elif olanlar
245- Aşık Veysel sevenler
246- Polisiye sevenler
247- Fringe sevmeyenler
248- Türk dizisi izleyenler
249- Yabancı dizi seyredenler
250- K-pop dinleyenler
251- J-pop dinleyenler
252- Anime ostsi dinleyenler
253- Naruto izleyenler
254- Saçını boyayanlar
255- Manga okuyanlar
256- Saçını kestirenler
257- Saçını uzatanlar
258- Karpuz sevenler
259- Kavun sevenler
260- Pazara gidenler
261- Bim'den alışveriş yapanlar
262- A101'den alışveriş yapanlar
263- Çiçek yetiştirenler
264- Köyde yaşayanlar
265- Evcil hayvanı olanlar
266- Pantolon giyenler
267- Slip külot giyenler
268- Kaslı olanlar
269- Şişmanlar
270- Discord'da ekran paylaşanlar
271- Omegle kullananlar
272- Nude isteyenler
273- Süslümanlar
274- Akp düşmanları
275- Intel işlemci kullananlar
276- AMD işlemci kullananlar
277- Ekran kartı olanlar
278- Ram kullananlar
279- Ruj sürenler
280- Apolitikler
281- Y kuşağı
282- Z kuşağı
283- Dokunmatik telefon kullananlar
284- Ders çalışanlar
285- Tuşlu telefon kullananlar
286- Hayatında en az 1 kere dershaneye gitmiş olanlar
287- Event isteyenler
288- Control+c, Control+v yapanlar
289- Geri zekalı listesi yapanlar
290- Atatürk'ü sevenler
291- Tayyip'i sevmeyenler
292- Facebook sayfası olanlar
293- Berak Albayrak'ın kötü bir ekonomist olduğunu düşünenler
294- Türk lirası harcayanlar
295- Hayatında en az 1 kere istiklal marşı okumuş olanlar
296- Şafak sönmeyeceği için korkmayanlar
297- Kemal Sunal'ı komik bulanlar
298- Tencere yemeği yiyenler
299- Televizyonu olanlar
300- Babasının sakalı olanlar
301- Bıyık bırakanlar
302- Sakalını kesenler
303- Sakalını kesmeye üşenenler
304- Discord'a gelen ouz
305- Discord'da mikrofonu kapalı olanlar
306- İronik olmayarak emoji kullananlar
307- İronik olarak emoji kullananlar
308- WhatsApp kullananlar
309- Biz diyenler
310- King diyenler
311- Yok mu diyenler
312- Var mı diyenler
313- O ses Türkiye izleyenler
314- Survivor takip edenler
315- Magazin takip edenler
316- Twitter kullananlar
317- Ekşi sözlük kullananlar
318- 208. maddeye ayıp oluyor diyenler
319- 319 Kilodan az olanlar
320- Muz sevenler
321- Baklava sevenler
322- İyi Türkler de var diyenler
323- Köpekler kedilerden iyi diyenler
324- Kedi videosu izleyenler
325- Kedi videosu paylaşanlar
326- Ermeniler
327- İsmi 3 harfli olan ermeniler
328- 325ten 327ye atlayanlar
329- Lazlar
330- Profil fotoğrafı olanlar
331- Sakaryada yaşayanlar
332- Ece'yi rüyasında görenler
333- Ömer'e gülenler
334- 2 yıldır para biriktirip bilgisayar alamayanlar
335- Bilgisayarı minecraft oynarken kapananlar
336- Faturacıda çalışanlar
337- Fatura ödeyenler
338- Fatura öderken kuş sevenler
339- Andımızı ezbere bilenler
340- İsmi İrem olanlar
341- Soy adı Duman olanlar
342- Alarm kuranlar
343- Uyuyanlar
344- Uyananlar
345- Uyumakla ilgili depresif cümleler kuranlar
346- Kör olanlar
347- Köri sosu sevenler
348- Franchise yemek yiyenler
349- Acı çekenler
350- Şefim 349 çok acı çekmiş
351- Annesini sevmeyenler
352- Babasını dövmeyenler
353- Nişantaşı'ndan burs alamayanlar
354- Soy adı kılıç olanlar
355- Benim adım ''....'' diye başlayıp adını söyleyenler
356- Soy adı Giovanna olanlar
367- Jojo izleyenler
368- Aynı maddeyi 3 kere yazanlar
369- Soy adı Akyüz olanlar
370- Kanser çocuklar
371- Translar
372- Femboylar
373- Benim suy adımı bilmeyenler
374- Furryler
375- Azgınlar
376- Azgın olmayanlar
377- Soy adında Gün olanlar
378- Soy adında Ay olanlar
379- Abi diyenler
380- Bu ne diyenler
381- Abi bu ne diyenler
382- WTF yazanlar
383- BTW yazanlar
384- BGYliler
385- Benimle arkadaş olanlar
386- Hemşireler
387- Hemşeriler
388- Ensest sevmeyenler
389- Cennet mahallesi izleyenler
390- Kelime daramcığı dar olanlar
391- Öğretmenler
392- Ateistler
393- Deistler
394- Maymun paylaşanlar
395- Smackdown izleyenler
396- Jeff Hardy sevmeyenler
397- Kürt Ahmet'i sevmeyenler
398- İsmi Aybars olanlar
399- Hukuk okuyanlar
400- İsmi Nisa olanlar
401- Nisa suresi 36. ayeti okuyup hala müslüman olanlar
402- İsmi a ile başlayanlar
403- İsmi b ile başlayanlar
404- İsmi c ile başlayanlar
405- İsmi ç ile başlayanlar
406- İsmi d ile başlayanlar
407- İsmi e ile başlayanlar
408- İsmi f ile başlayanlar
409- İsmi g ile başlayanlar
410- İsmi ğ ile başlayanlar
411- İsmi h ile başlayanlar
412- İsmi ı ile başlayanlar
413- İsmi i ile başlayanlar
414- İsmi j ile başlayanlar
416- İsmi k ile başlayanlar
417- İsmi l ile başlayanlar
418- İsmi m ile başlayanlar
419- İsmi n ile başlayanlar
420- İsmi o ile başlayanlar
421- İsmi ö ile başlayanlar
422- İsmi p ile başlayanlar
423- İsmi r ile başlayanlar
424- İsmi s ile başlayanlar
425- İsmi ş ile başlayanlar
426- İsmi t ile başlayanlar
427- İsmi u ile başlayanlar
428- İsmi ü ile başlayanlar
429- İsmi v ile başlayanlar
430- İsmi y ile başlayanlar
431- İsmi z ile başlayanlar
432- İsmi q ile başlayanlar
433- İsmi x ile başlayanlar
434- İsmi w ile başlayanlar
435- İsmi lamelifle başlayanlar
436- Sübhanekeyi bilmeyenler
437- Sübhanekeyi bilenler
438- TFT oynayanlar
439- Antivirüs programı kullananlar
440- Karbon bazlı canlılar
441- Protein tüketenler
442- Vücudunun yüzde 75i su olanlar
443- Bu listeye yardım edenler
444- Ergenken sivilceli olanlar
445- 20 yaş üstündekiler
446- 19 yaş altındakiler
447- Pedofili olmayanlar
448- İsmi Sena olanlar
449- Fifa oynayanlar
450- Buraya kadar okuyanlar
451- Yumurta yiyenler
452- Sebze yiyenler
453- İntihar edenler
454- Mehmet Pişkin
455- İsmi Mehmet olanlar
456- Chpye oy verenler
457- Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %0.27 oy alanlar
458- Hemen seçimden önce doğalgaz rezervi bulmayanlar
459- Cumhurbaşkanı olmayanlar
460- Almancılar
461- Almanlar
462- 1 yaşında olanlar
463- Amdan çıkanlar
464- İstanbul sözleşmesini destekleyenler
465- Karısını dövmeyenler
466- Kız kardeşine tecavüz etmeyenler
467- Rana'yı haksız bulanlar
468- Vur ipneyi kafasından vur
469- PUBG oynayanlar
470- PUBG mobil oynayanlar
471- Telefonunun bataryası olanlar
472- Doğumda ölen bebekler
473- Anayasa yazanlar
474- Kan şekeri düşenler
475- Swinger partisine katılmayanlar
476- Müzik dinleyenler
477- Arkadaşlarından yardım isteyenler
478- Arkadaşları olanlar
479- Sosyal olanlar
480- Asosyal olanlar
481- 3 boyutlu varlıklar
482- Allah
483- Ülkesine servis yapanlar
484- Amerikan filmi izleyenler
485- Çayı sütsüz içenler
486- Kaçak çay içenler
487- Çenobilde ölenler
488- Oy kullananlar
489- Maske takanlar
490- Corona olanlar
491- Heteroseksüeller
492- Sağlık görevlileri
493- Erken boşalanlar
494- Uykusunda boşalanlar
495- Beşiktaşlılar
496- Bilgisayarı ısınanlar
497- Klavye kullananlar
498- Yazım kurallarına uymayanlar
499- İnterneti kötü olanlar
500- Ayasofya'da namaz kılmayanlar
501- Osmanlıyı sevmeyenler
502- Felsefe okuyanlar
503- GTA oynayanlar
504- Migreni olanlar
505- I'm going back to 505
If it's a seven hour flight or a forty-five minute drive
In my imagination you're waiting, lying on your side
With your hands between your thighs
Stop and wait a sec
Oh, when you look at me like that, my darling
What did you expect?
I probably still adore you with your hands around my neck
Or I did last time I checked
Not shy of a spark
A knife twists at the thought that I should fall short of the mark
Frightened by the bite though it's no harsher than the bark
Middle of adventure, such a perfect place to start
I'm going back to 505
If it's a seven hour flight or a forty-five minute drive
In my imagination you're waiting, lying on your side
With your hands between your thighs
But I crumble completely when you cry
It seems like once again you've had to greet me with goodbye
I'm always just about to go and spoil a surprise
Take my hands off of your eyes too soon
I'm going back to 505
If it's a seven hour flight or a forty-five minute drive
In my imagination you're waiting, lying on your side
With your hands between your thighs and a smile!
506- Döner sevenler
507- İskender sevenler
508- Daft Punk sevmeyenler
509- Boş kelimesini çok kullananlar
510- Valorant oynayanlar
511- Discord'da lol gelcek var mı abi diyenler
512- Memelerin seksi bir şey olmadığını iddia edenler
513- Görüldü atanlar
514- İsmi Mert olanlar
515- İsmi Gürdal Adar olanlar
516- Siyahi'ler
517- Bir anda konuşmayı kesenler
518- Bipolar olanlar
519- Messenger grubu olan
520- Babaannesine en az 1 kere şiddet göstermemiş insanlar
521- Bağırsakları ağrıyanlar
522- Soy adı anime olanlar
523- INTJ olanlar
524- Pornhub hariç sitelerden porno izleyenler
525- Rüyasında tecavüze uğrayanlar
526- Skyrim oynamış olanlar
527- MGS sevenler
528- Kojima sevenler
529- PES'i Fifa'dan iyi bulanlar
530- Japonları sevenler
531- Burçlara inanmayanlar
532- Uzaya araba gönderenler
533- Cennetten arsa almayanlar
534- Cennetten çiçek toplamayanlar
535- İsmi ''Ulan''a benzeyenler
536- Pewdiepie izleyenler
537- En az bir kere yarrak yalamak istememişler
538- Patlıcanlı et yemeği dinleyenler
539- 1den fazla sevgilisi olmuş olanlar
540- En az 1 kere doktora gitmiş olanlar
541- Saksafon sevenler
542- Shrek ile alakalı en az 1 cinsel rüyası olmayanlar
543- Yalancılar
544- Erkekler
545- İsmi Atalay olanlar
546- 31 çekenler
547- Pokemon sevmeyenler
548- Polisten nefret etmeyenler
549- Tarkan'ın gay olmadığını düşünenler
550- Can Yaman'ı çekici bulanlar
551- Taner Tolga Tarlacı'ya gülenler
552- Atatürk'ün ilkelerini ezbere bilenler
553- Doları takip edenler
554- Otistik erkekler
555- Orhan Pamuk okumayanlar
556- Japon tarihine ilgi duyanlar
557- Midem bulanmaya başladı
558- Kan şekerim düşüyor
559- Başım ağrıyor
560- Risk Of Rain 2de huntress oynayanlar
561- Koyun tüccarları
562- 9 yaşında kızla evlenen peygamberler
563- Hira mağrasına giden araplar
564- Elindeki toprağı kuşa çevirenler
565- Gölü şaraba çevirenler
566- Kuyuya atılanlar
567- Spiderman sevmeyenler
568- Melisa isimliler
569- İsmi e ile başlayanlar
570- Japonca 3 kelime bilenler
571- Yılında doğanlar
572- Romatizması olmayanlar
573- Buraya kadar okuduysan gerçekten sorunları var
574- Dezenfektan kullananlar
575- Smackdown izleyip Cmpunk sevmeyenler
576- En az bir kere güreşmemişler
577- Home of sexuallar
578- Akdenizde yaşayanlar
579- Kuzey ve Güney izlemeyenler
580- Aşk-ı memnu izlemeyenler
581- The Office en iyi sitcom diyenler
582- Rick and Morty izleyenler
583- Reçel Tarçın Ersoğan sevmeyenler
584- İsmi İsmet olanlar
585- İnstagram kullananlar
586- Atak helikopteri esprisi yapanlar
587- Feminizmi kötü bir şey sananlar
588- Afrikalı'lara üzülmeyenler
589- Dersim bombalanmasını doğru bulanlar
590- İsmi çince olanlar
591- Spotify kullanmayanlar
592- Youtube Music kullananlar
593- İsmi Merve olanlar
594- Bu listede 10 tane kendi özelliğini görenler
595- İsmi fake olanlar
596- Boynuma kramp girdi
597- Gerçekten bu kadar uzun bir şey yazmak ne kadar mantıklı acaba
598- 1 yaşında öldürüldüm vsvs
599- 2012den önce 10 yaşına girenler
600- 23 şubatın önemini bilmeyenler
601- 602. maddeyi okuyanlar
602- 601. maddeyi okuyanlar
603- Ankara'da yaşayanlar
604- The Bomboks sevmeyenler
605- Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
609- Fiziksel formumu geride bırakıyorum
610- Muhammed bu yılda mıı ölmüştü
611- Allahümme vebihamdik
612- Its john cena
613- Scoby Doo sevmeyenler
614- Allah'a inananlar
615- Lol oynamayanlar
616- Jojo izleyip gay olmadığını iddia edenler
617- İnternet gittiğinde uyuyanlar
618- Lucifer'ın yeni sezonunu izleyenler
619- Denzili sporlular
620- 0- 619 madde yazip anasayfa siken orospu cocuklari
submitted by fgmer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.05 04:26 Able-Research-6128 IMDb Puanına Göre Filmlerin Sıralaması

IMDb Puanına Göre Filmlerin Sıralaması
Günümüzde özellikle bir filmin çok beğenildiğinin göstergesi olarak ön plana çıkan IMDB Puanı, kullanıcıların kıstası olarak ön plana çıkar. IMDB puanına göre sıralanan tüm filmler kullanıcıların beğenisine sunulur. Kullanıcılar günümüzde artık platformlar yerine internet siteleri üzerinden filmleri izleyebilmektedir. Bunun için film izleme sitesinde IMDB puanına göre sıralanan filmler yer almaktadır. 2020 yılında veya kült yapımların sıralandığı bu listede kullanıcılar en iddialı puana sahip yapımları kaliteli bir şekilde izleyebilmektedir. Bunun için kullanıcılar site üzerinde yer alan IMDB film izle bölümünden istediği filmlerin sıralamasını görebilir. IMDB film izle bölümünde kullanıcıların karşısına çıkan filmler genellikle ses getirmiş filmlerden olur. IMDB film izle denilince akıllara ilk olarak Esaretin Bedeli filmi gelir. Bir çeşit Hapishane konulu bir film olan bu film birçok kullanıcı tarafından ilgiyle izlenmiş ve puanlanmıştır. Günümüzde Esaretin Bedeli filmi 9,3 puanla kullanıcıların karşısına çıkar. Halen popüler olan bu film kullanıcılar tarafından ilgiyle izlenmektedir.
2020 Yılında Ses Getiren Filmler
Film izleme sitelerinde kullanıcılara ücretsiz olarak sunulan özellikler sayesinde birçok kişi kaliteli çözünürlükte ve Türkçe dublaj desteğiyle istediği filmleri gönül rahatlığıyla izleyebilmektedir. Günümüzde özellikle 2020 yılında ses getiren birçok film bulunmaktadır. Bu filmlerin başında Parasite, Joker ve Jojo Rabbit gibi filmler gelmektedir. Özellikle Oscar dalında neredeyse ödülleri silip süpüren Parasite filmi birçok kullanıcı tarafından ilgiyle izlenen ve beğenilen yapımlar arasındadır. Kullanıcılar 2020 yılında ses getiren filmleri izlemek için yapması gereken tek şey internet siteleri üzerinden aradığı filmi aratmak veya listelemektir. 1080p çözünürlükte ve dublaj desteğiyle filmi izlemek günümüzde internet siteleri üzerinden ücretsizdir. Birçok platform üzerinden halen ücretli olarak hizmet verilse de kullanıcılar ücretsiz olarak sunulan hizmetleri tercih etmektedir. Özellikle yeni çıkan filmler çok kısa süre içerisinde internet sitelerine eklenmesi kullanıcıları bu tarz sitelere yönlendirmektedir. Film izleme sitelerinin bu avantajlı fırsatları ve kaliteli hizmetinden faydalanan kullanıcılar film hakkında yorum yapabiliyor ve insanlarla etkileşime girebilmektedir. Bu nedenle internet siteleri üzerinden film izlemek kullanıcılara cazip gelmektedir.
Kadınların yalnızca kocasını mutlu edip çocuk doğurmak için var olduğunun düşünüldüğü bir çağda Mulan, seçenekleri konusunda pek mutlu değildir. Çin İmparatoru, her bir ailenin bir erkeğinin, ülkeyi Kuzey istilacılarına karşı korumak için İmparatorluk Ordusunda görev yapması gerektiğine dair bir karar verdiğinde, onurlu bir savaşçının en büyük kızı Hua Mulan, hasta olan babasının sağlığı için korktuğundan, onun yerine erkek kılığına girerek savaşa katılıyor. Hua Jun isimli bir erkek olarak orduya katılan Mulan, her adımında içindeki güçten faydalanması ve gerçek potansiyelini benimsemesi gereken zorlu bir mücadeleye girişiyor. Savaştaki yetenekleriyle ön plana çıkan genç kadın, bu süreçte komutanına da aşık oluyor. Bu, onu onurlu bir savaşçıya dönüştürecek, minnettar bir ulusun ve gururlu bir babanın saygısını kazandıracak olan destansı bir yolculuk.
Mulan izle, Film izle, Online Film izle, Yabancı Dizi izle
submitted by Able-Research-6128 to imdbfilmizle [link] [comments]


2020.08.06 16:48 cengizkhannn Formül C Tercüme İşlemleri Konusunda Uzman Yeminli Tercüman

Formül C Tercüme İşlemleri Konusunda Uzman Yeminli Tercüman
Türkiye’de yaşayan çok sayıda yabancı uyruklu kişi arasında ilk sırada bulunan topluluk son yıllarda yaşanan iç savaş nedeniyle ülkemize yerleşen Suriyelilerdir. Çok sayıda Afgan, Pakistanlı hatta Çinli ve Afrikalı da ülkemizde Avrupa’ya geçmek üzere mülteci statüsünde veya turist olarak bulunmaktadır.
Sözü edilen devletlerde yaşanan iç sorunlar ve gelen kişilerin içinde bulundukları acziyet gibi çeşitli nedenlerle ölümleri halinde genellikle defin ve diğer tüm resmi işlemler Türkiye’de gerçekleştirilir. Bu ülkelerin haricinde Türkiye’de bulunan diğer yabancı gruplar içinde çok sayıda Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Gürcistan, Ermenistan ve İran gibi çevre ülkelerde bulunan komşu ve akraba topluluklardan gelmiş kişiler mevcuttur.
Formül C Tercüme
Söz konusu kişilerin ülkemizde vefat etmeleri halinde büyük bir kısmı kendi ülkelerinde defnedilmek üzere gönderilseler de ülkemizde defnedilen, resmi işlemleri Türkiye tarafından yürütülen çok sayıda müteveffa göçmen bulunmaktadır. Ölüm belgesi çevirisi konusunda alanında uzman tercümanlar ve uzman müşteri temsilcileri sayesinde belgeleriniz çeviriye tabi tutulur.
submitted by cengizkhannn to u/cengizkhannn [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.28 06:56 bipobat Hazır erken seçim polemikleri varken; oldu da iktidar değişti, ekonomi kurtulur mu?

Yazdığım ilk iki yazının ardından biraz zaman geçti farkındayım ama gündemin durulmaması ve inanılmaz iş yoğunluğum nedenleriyle elim bir türlü gitmedi. Umarım özellikle bu konuları merak eden arkadaşlar bu yazıya erişim sağlayabilir, arada kaybolup gitmez. Birazdan yazacaklarımı yazarken kişisel siyasi görüşümü çok karıştırmadan, olmuşları ve olabilecekleri, akademik eğilim olarak post-modern bir akış açısı ile ele almaya çalışacağım. Tamamiyle sizin fikirlerinizi yansıtmayabileceği gibi, ben ne dersem doğrudur gibi bir tripte de olmadığımı bilin. Bunu tamamiyle kafa boşaltmak ve bu konulara ilgi duyanları teşvik etmek adına yazıyorum.
İlk yazıda bir erken seçim ihtimaline değinmiştim. Son dönemde bunu desteklediğini düşündüğümüz bir eylem gerçekleşti ve Erdoğan yeni bir "gönül seferberliği" başlatılmasını istedi (Link: https://www.hurriyet.com.tgundem/cumhurbaskani-erdogan-duyurdu-yarindan-tezi-yok-yeni-bir-gonul-seferberligi-baslatiyoruz-41524421 ). Bu her ne kadar erken seçim kapılarını aralıyor gibi görünse de henüz bunu söylemek için erken. Son yıllarda, başkanının bir siyasi partiye aşırı yakınlığını tasvip etmesem de, güvendiğim birkaç araştırma firmasından biri olan Avrasya Araştırma da Erdoğan'ın şu anki oy oranı ile baskın bir seçimde dahi kazanamayacağını tahmin ediyor (Twitterları: https://twitter.com/avrasyaanket ). Virüsü de dikkate alınca 2020 yılında bir erken seçim pek mümkün değil. Ben de Erdoğan'ın bu isteğini erken seçim olarak değil, küsen seçmenle barışmak ve bir nabız yoklamak olarak değerlendiriyorum
Ama... Bir ihtimal daha var; o da swap bulmak. Bildiğiniz üzere yakın dönemde bir dolar şoku yaşadık ve piyasayı izlediğim kadarıyla, birkaç haftadır süren sabit düşüşe rağmen ikinci yolda. Eğer Türkiye yakın bir zaman içinde, Katar'la olan fiyasko gibi değil, gerçek bir swap anlaşması bulursa, işte o zaman oy vermeye hazır olun. Peki swap bulunursa ne olur? (1) Hükümet, yıllardır sürdürdüğü dolar baskılama politikasına devam eder ve doları psikolojik sınırlarda tutmak için swapten elde ettiği parayı piyasaya yavaş yavaş salarak kısa vadeli bir rahatlama yaratır. (2) Borç vadelerindeki kaynak rahatlaması sayesinde, virüs sürecinde basılan paralar sosyal yardım olarak orta-alt gelirli AKP'lilere akar. Ancak ne rahatlama ne de yardımlar 2021'in 3. ayından sonrasını (ilk çeyrek) çıkaramayacağından, iktidar o aralıkta bir baskın erken seçim yapabilir. Çünkü swap olsun ya da olmasın -olmayacak gibi duruyor şu an- genel eğilime bakıldığında 2021 yılından sonra legal yollarla yapılacak herhangi bir seçimde Cumhur İttifakının iktidar olma şansı yok. Çünkü sosyo-ekonomik olarak bizim AKP seçmen kitlesini oluşturan muhafazakar halkımız, ekonomiye önem verse de görmediği paranın etkisini dikkate almıyor. Yani erişemediği ya da kullanmadığı teknolojik ürüne yapılan vergi zammı onu ilgilendirmiyor ya da girmediği sınavın ücretinin artmasını umursamıyor. Ama İstanbul seçimleri gösterdi ki artık ekonomik sıkıntılar onlar tarafından da hissedilmeye başlandı ve tepki gelişiyor. Muhafazakar liberal seçmen gözünde yeni kurulan DEVA ve GP de bu açıdan önemli bir görev üstlenebilir gibi duruyor. Ama dilerseniz bunu da ilerleyen bir gün konuşalım bu yazı daha da uzamasın çünkü zaten uzun olacak.
Erken ya da tam zamanında bir seçim oldu ve hükümet değişti diyelim; ekonomide bunu hemen olumlu şekilde hisseder miyiz? Bunun net bir evet-hayır cevabı yok ancak yüzdesel olarak konuşursak %20 evet, %80 hayır derim. Bunun nedenlerini de 4 başlıkta ele alalım; 1- Zayıf iç üretim 2- Uzun vadeli yap-işlet-devretler ve devredecek borçlar 3- Şu anki iktidarın ekonomi politikası 4- Yeni iktidardan beklenen devletçilik adımları. Zayıf yerel ve iç üretim ve ödeme garantili y-i-d'ler ile borçlara uzun uzun değinmenin pek lüzumu yok. Daha önce konuştuk. İç üretim için üretici desteklenmeli, ödeme garantili y-i-d'ler için usulsüzlük göstergeleri toplanarak iptal yolları aranmalı ve borçlar yeniden yapılandırılmalı. Bunlar için izlenecek yollar çok çeşitli ama hepimizin tahmin ettiği şeyler. Yeni ya da eski her iktidar zaten buna bir plan yapar. Tutar, tutmaz o ayrı. Asıl önemli olanlar 3 ve 4.
Şu anki iktidarın ekonomi politikası tamamen doları baskılamaya ve sermaye kontrolüne yönelik. Ne demek bu? Doların belirli dönemlerde fırlamalar yaşadığını biliyoruz. Hükümet 2007-08 dönemindeki ekonomik krizden bu yana piyasaya Merkez Bankasından ara ara dolar salarak zaten ani yükselişleri engellemeye çalışıyordu ancak bu en son başvurulan yöntemdi. 2010 referandumu sonrası atılan adımları takip eden yabancı sıcak ve uzun vadeli sermaye, otoriter bir yapının gelişiminden korkup parasını Türkiye dışına taşımaya başlayınca ise bu bir alışkanlık haline geldi. Hükümet belli bir süre doları baskılıyor mermisi bitince dolar fırlıyor, ardından yeni bulunan kaynak ile dolar küçük küçük yeniden baskılanıyor, o kaynak da suyunu çekince yine bir şok, Merkez Bankası net rezervlerine başvuruluyor, küçük küçük geri çekilmeler yaşanıyor ve yeniden patlıyor... Bu artık Türkiye'deki dolar hareketinin genel profili haline gelmiş durumda (Bu linkten ya da herhangi başka bir siteden inceleyebilirsiniz: https://tr.tradingview.com/chart/?symbol=FX%3AUSDTRY ). Son dönemde de insanların aldığı dövizlerdeki kambiyo vergisinin arttırılması, yüksek yurt dışına döviz çıkışlı hareketlerin sorgulanması ve ithalat sınırları literatürde sermaye kontrolü dediğimiz şeyler zaten. Yani devlet içerideki döviz bazlı paranın hareketini kısıtlayarak yurt dışına çıkmasını engelleme niyetinde. Peki işe yarar mı? Hayır. Yatırımlar yastık altı olur, yabancı firmanın parasını yurt dışına çıkarması zaten suç değildir, başımız davalarla belaya girer ve üretmediğin ürünün ithalatını kısıtlamak ham madde ve ürün kıtlığına dayalı bir devalüasyona neden olur. Önünü alamazsınız. E koca iktidar bunu bilmiyor mu? Elbette biliyor ama kısa vadeli dolar düşüşleri ile swap umudunu diri tutup erken seçim patlatma hevesindeler. Her neyse, peki yeni hükümet ne yapacak? Bu konuda iç açıcı olamayacağım. Eğer 6 tl civarındaki dolar patlıyor, 7.27'yi görüyor ve ardından yeni direncini 6.75 civarlarında buluyorsa, zaten o doların reel değeri 7 liradır. Tüm baskılamalara rağmen 7.27'yi gören Türkiye örneğinde ise o doların değeri 8 belki de 9 lira civarındadır. Hatta bazı firmaların maliyet forecastlerini, maliyet forecasti gelecek dönemdeki üretimin toplam maliyetine dair tahminlemeler yapmak demek, 10 lira üzerinden yaptığı bile söyleniyor. Bu biraz kişisel kaynaklardan gelen bir bilgi olduğu için bunu pek açmayacağım. Yani eğer yeni gelen potansiyel bir iktidar bu ülkeyi gerçekten kurtarma hevesindeyse doların üzerindeki zoraki baskılamayı kaldırmak zorunda. Çünkü dolar baskılamaya harcanan para, doların yükselmesinden görülecek zarardan çok daha büyük, bunda hepimiz hemfikirizdir sanırım artık. Bu durumda da potansiyel yeni iktidarın ilk yılında doların muhtemelen hak ettiği değerlere 8, 9 belki -eğer hakikaten kasada bir şey kalmadıysa- 10 liralara çıktığını görebiliriz. Peki hiç mi düşmeyecek? Elbette düşecek, yeni gelen hükümetler her zaman yabancı yatırımcının hoşuna gider; hele bir de bu yeni iktidar hukuk, temel insan hakları gibi değerleri Türkiye için yeniden anlamlı hale getirebilir, insanları ülke içi para harcama konusunda cesaretlendirebilirse tadından yenmez. Yarın bir gün parasının içeride kalmayacağına güvenen, bu ülkede yaptığı anlaşmanın hukuksal bir karşılığı olduğunu düşünen ve hevesli bir iş gücü ve tüketici potansiyeli bulan her firma bu ülkeye yatırım yapmak ister. Hatta dolardaki yükseliş böyle bir tabloda fırsat bile olur. Buna hazırlıklı olun, ulan hükümeti değiştirdik dolar yükseldi diyip karamsarlığa düşmeyin.
Peki yeni gelen hükümetin ekonomik tutumu ne olmalı? Şimdi Türkiye'de yıllardır süregelen bir tartışma var; AKP liberal mi, değil mi? AKP'nin 2002-2006 yıları arasındaki eğilimi neo-liberaldir ve ekonomi açısından desteklenecek yönleri vardır. Ancak liberallik, sadece ekonomiyi özel sektöre devretmek demek değildir. Liberal tutumu olan bir devlet, bireyin özgürlüklerini de garanti altına almalıdır. Liberal ülkeler dediğimiz ülkelerde ön plana her şeyden önce rahat yaşam tarzı, insan hakları ve kişisel hürriyetler çıkar. Şu an ben komünistim, sosyalistim ya da şeriatçıyım, muhafazakarım diyen vatandaşlar fırsatları olsa Çin'e, Kore'ye ya da Suudi Arabistan'a İran'a değil Finlandiya, Norveç, Danimarka'ya gider. Ekonomiyi özel sektöre devreder ancak bireyi kısıtlarsanız, o birey tüketmez ve üretmez. Son 10 yıldır uygulanan sermaye kontrolleri ve yandaş ihaleleri de liberal değil, otoriter bir yönetim göstergesidir. Yandaşa verileceği kesin olan bir ihaleye kimse katılmaz, çünkü kime gideceği bellidir, görünürde liberal, uygulamada nepotik (kayırmacı) devletçiliktir. Öyleyse insanların tivit atmaya korktukları ve özellikle dini konularda baskı hissettikleri şu tabloda AKP'ye sadece özelleştirmeler üzerinden liberal demek mümkün değil. Fakat bizim ülkemizde özellikle solcu ve kısmen de milliyetçi dediğimiz iki kesim liberalliği ve kapitalizmi, sömürülme ya da özü kaybetme ile eş anlamlı gördüğünden liberalliği istememektedir. Bu nedenle liberalliği AKP'ye mal etmektedir, halbuki kendini gerçekten liberal olarak gören Cem Toker gibi insanlar AKP'lileri liberal değil argo "liboş" olarak tanımlamaktadır. Neyse... Olası bir seçimde benim gözümde en mantıklı aday halen Ekrem İmamoğlu -bu sizin için Mansur Yavaş ya da bir başkası olabilir, bu konuyu tartışmanın gereği yok-, ancak bir başkası olsa bile özellikle CHP'li ve İYİP'li seçmenin beklentisi daha devletçi bir ekonomik anlayış. Lakin bu anlayış ülkeyi daha içe kapanık, dış sermayenin yatırım yapacak alan bulamadığı ve şu anki torpil cennetinden daha kötü bir hale getirebilir. Salt devletçi, sosyalist ya da komünist bir ekonomi isterken şu örnekleri göz önüne alın;
- Muhalif görüşe sahip olduğu için devlette kadro bulamayan bir öğretmen özel okulda iş bulabilir. Sosyalist bir rejimde muhalif olma şansınız dahi elinizden alınır (Lenin ve gulagları vb.).
- Fiyat tekelinin devlette olmadığı, adil verginin uygulandığı bir sektörde fiyatlar rekabetten dolayı düşer, kampanyalara sık rastlanır.
- Devletin zorla vergi alınan televizyonu sadece iktidarı överken, Fox gibi kapitalist sermayeye bağlı kanallar tarafsız-muhalif yayın yapabilir.
- Sadece devletin iş imkanı sunduğu sektörlerde işçi hakları ve istihdam sayısı oldukça kötü durumdadır. Tekel'in özelleştirme öncesi halini hatırlayanlar olacaktır. Şu an ise mezun olan ve devlet tarafından istihdam edilen birey yüzdelerine göz atabilirsiniz.
- Devlet kadrolarına alımlarda mimleme ve nepotizm yaygındır. Türkiye canlı bir örnek.
- Devlet kaynaklarını her alana ayıramaz. Literatürde buna "fıstık ezmesini ekmeğe çok ince sürmek" deniyor, mantığını soran olursa anlatırım ( https://www.wsj.com/articles/SB116379821933826657 ). Kaynak kısıtlı, her alana yaymaya çalışınca hiçbirini düzgün yapamıyorsun, tadı olmuyor.
- Devlet keyfi yatırımlar yapabiliyor. Devlet başkanına saray, belli kurumlara ve derneklere hazineden bağışlar, örtülü ödenekler verilebiliyor. Denetleyebilecek pek organ kalmıyor.
- Üretim belirli ürünler çevresinde toplanıyor, bu da tüketime yansıyor. Sovyetler'deki patates muhabbeti de buradan geliyor.
- Türkiye gibi borcu olan ülkeler kaynağı yabancı yatırımcıdan buluyor. İhracattan ve turizmden gelen para olması için de en kötü ihtimalle özel sektörden iç yatırımcı gerekiyor. Sadece devletin otel açtığı bir ülkedeki yatak sayısı ile özel iç ve dış sermayenin maddi gücünü ve yatak sayısını bir hayal etmeyi deneyin ve karşılaştırın.
Aslında şu örneklere bakınca Türkiye'nin hali hazırda otoriter bir nepotik devletçi anlayışa sahip olduğunu görüyoruz. Ancak bazı muhalifler nedense al işte liberal ekonomi diyor. Ona bakarsanız Kuzey Kore de kendini demokratik bir cumhuriyet olarak tanımlıyor. Buralar biraz yerseniz söylemi ile açıklanacak cinsten. İyi de salt kapitalist-liberal bir ekonomi mükemmel midir de böyle konuşuyorum? Kat'iyetle değildir. Şu örneklere de bakalım;
- ABD'de sağlık hizmetleri sektörü tamamı ile özel. Parası olmayan tedavi şansı bulamıyor. Yardımlar herkese zamanında ulaşamayabiliyor.
-Özel sektör tamamen yandaşlardan oluşuyorsa, işe alımda ve fiyatta devletten farkı kalmıyor. Türkiye'deki bir şehirdeki elektrik hizmetlerinin genelde tek firmaya özelleştirilmesi bunu bir örneği, rekabet olmayınca fiyat keyfileşiyor.
- Bazı özel okullar öğrenciyi ve veliyi düdüklüyor.
- Devlet stratejik alanlardaki üretimlerini özel sektöre devrederek riske giriyor.
- Bizim gibi liberalliği maske olarak kullanan nepotik devletçi ülkelerde özel sektöre rant için doğaya ve insanlara zarar veriliyor.
Bu örnekler iki uç yaklaşım için de çoğaltılabilir. Öyleyse nispeten ekonomiden anlayan bir vatandaşın beklentisi PRAGMATİK bir devlet yönetimi olmalı. Devlet planlama teşkilatı yeniden kurularak yatırım kararları seçim yarışlarından ve iktidar değişikliklerinden bağımsız tutulmalı. Yabancı sermayeyi küstürmeyecek kadar özel sektörün hakkını koruyan, çalışan haklarını ve fiyatları denetleyebilecek kadar devletçi ve ülkenin doğal ve beşeri kaynaklarına zarar gelmeyecek şekilde özel sektör ile samimiyetini koparmış, profesyonel davranan bir anlayış olmadan bu bataktan çıkmamız mümkün görünmüyor. Seçmeninin istediğini değil, halkın çoğunluğunun yararına olanı yapabilen bir ekonomi yaklaşımından söz ediyorum. Burada kastım şu; bazı arkadaşlar oy verdikleri kişinin ya da partinin onun bütün fikirlerini tek kalemde kapsamasını ve şartlara göre asla değişmemesini bekliyor. Kişi kendisi bile devamlı aynı kişi olarak kalamazken bu beklenti çok absürt. Sağlam adımlar atacak şekilde planlı ancak duruma göre hareket edebilecek kadar esnek bir ekonomi olmadan şu anki konuştuklarımızı 10 yıl sonra yine konuşuruz. Beklentilerinizi ve aşırı radikal olduğunuz görüşlerinizi biraz kırpmanız bu ülkenin tahmin etmeyeceğiniz kadar hayrına olacaktır.
Sonuç olarak nedir peki? Biraz uzun olsa da ben önümüzdeki birkaç yılı teorik alana hakim bir ekonomi araştırmacısı bakış açısıyla böyle görüyorum. Yeni gelen bir iktidarın, -dövizi ekonominin temeline koyan ve bir ideoloji ışığında ekonomi yönetmeye çalışan anlayış değişebilirse- birinci dönemindeki ilk iki yılda kötüye giden bir grafik çizeceği ancak kalan yıllarında en azından şu anki ekonomik hasarı hafifletebileceği inancındayım. Ancak tam anlamı ile ekonomisi minimum çalkantıya sahip bir devlet halini almak için, doğru adımların atıldığı en az üç, belki beş dönem gerekecektir. Garantili özelleştirmeler ise ne yazık ki belki 10 hükümet görecek cinsten. Bunlar bize çok uzun zamanlar gibi gelse de tarih sahnesinde birkaç kısa andan ibaret olduğunu da unutmamak lazım. Yazıda bazı vurgulanan noktalar sizin görüşlerinizi yansıtmıyor olabilir. Ancak dediğim gibi radikal yönlerinizi baskılayarak bir de bu gözle bakmayı deneyin. Söz gelimi ben pragmatik liberal görüşe sahip bir insanım. Devletin insan için olduğuna ve özelleştirme yapılsa bile hayat başarısı anlamında dezavantajlı olan bir bireyin, ırkı, dini fark etmeksizin açıkta bırakılmaması gerektiğine inanıyorum. Bence devlet, sağlık dahil her alanda denetleyici kurum olarak kalmalı ve yatırım ve işletme haklarını özel sektöre vermeli. Sosyal güvenlik özelleşmeli, emekli maaşlarını devlet değil, bireyin hür iradesi ile seçtiği şirket ödemeli, devlet emeklilik yaşını net şekilde belirleyen ve ödemeleri denetleyen taraftan öteye geçmemeli. Tüm maaşlar brüt ödenmeli ve vatandaş vergisini kendisi, özel vergi dairelerinde, sistem gitti diyen ve 5'i bekleyen memura takılmadan yatırmalı. Bence işte o zaman vatandaş vergiyi denetlemek neymiş öğrenir, cebinden çıkan parayı görünce şimdiki gibi itibar diye gezmez ortalıkta. Bu örnekler benim ideallerim. Ancak devlet iyi denetleyemez de o karlar yurt dışına kaçırılır, özel sektör çalışanına hayvan gibi davranır, ülke isteyenin oteli için arazi yakabileceği bir alana dönerse diye bir korku da duymuyor değilim. Demek ki benim ideallerim Türkiye için en doğrusu olmayabilir ve muhtemelen sizinki de değil. Yine de benim belirttiğim kadar katı olmayan ve en azından sağlığı bile özelleştirme arayışına girmeyen, pragmatik bir sosyal liberalizm bu ülkenin ilacı olur diye düşünüyorum. Uzun bir yazı olduğu için özür dilerim. Katılmadığınız noktaları lütfen anlaşılır şekilde ve gerekçelendirerek yazın. Farazi söylemlerden kaçının. Kafanıza takılan açılmasını istediğiniz şeyler varsa belirtin. Görüşürüz.
submitted by bipobat to KGBTR [link] [comments]


2020.05.14 03:51 Xanixiano Reddit'te olası gelecekteki "AK Troll" tedirginliği üzerine bir sohbet: Sakin olun.

İyi günler Turkey,
Bu uzun fakat keyifli bir yazı olacak, okunması 15 dakika sürer. İki bardak çay yeterli.

Öncelikle, konu hakkında bilgi sahibi olmayan insanların günler öncesinde derlediğim bu post'a bakabilir:
A Compilation of Turkish Pro-Government and Pro-Opposition News Agencies: In regards to Pro-Government Troll Accounts and How they operate and spread misinformation
Arada sırada bu topluluğa derleme sunan kullanıcılar arasındayım. Amatör olarak tarih ve data araştırmaları yapıp, konu hakkında bilgi sahibi olamayan insanların karmaşık bilgi ve perspektifleri hızlıca kavrayabilmeleri açısından paylaşımda bulunuyorum. Bir amatörüm, ancak çalışmalarımın bir faydası var ise ne mutlu bana.

Daha önceki çalışmalarım birkaçı şunlardır.
(Yabancıların da okuyabilmesi açısından İngilizce dilindedir) :
Data Derlemesi - 5 ayrı konuda, Türkiye ve Suriyeli Mülteci Krizine dair
Türk perspektifini anlamak üzerine, kaynaklarıyla birlikte Türkiyede PKK eylemlerinin derlemesi

Dile getirmek istediğim konu, Reddit platformu, diğer Sosyal medya platformları ile kıyaslayınca (Facebook ve Twitter'a göre) çok daha özgür ve yapıcı eleştiriye açık tartışmaların sağlandığı bir platformdur. Kaynakçası belirtilmeyen her bir iddianın sorgulunabilirliği vardır.
CHP İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun Reddit hesabının var olması ile birlikte, Reddit'e dair ilginin oluşucağını, ve de bu ilgiden AK Trollerin faydalanmak istediği konusunda bir düşünce var topluluğmuzda.
AK Trollerin buradaki özgür konuşma, yorum yapabilme ve somut düşünme platformumuzun elimizden alabileceklerini düşünenler var. Kaygılarını anlayabiliyorum. Burada yapabildiğimiz tartışmaları ve platformu kaybetmek istemiyoruz.
Objektif olarak, AK Troller bunu başaramaz, ancak kendi içlerinde bunu yapabilirler. Reddit platformu, yalnızca tek bir ülkenin gündemi çerçevesinde şekilenen bir Sosyal medya platformu değil. Bütün dünya kullanıcılarına açıktır.

AK Troll'lerin konu ile ilgisinin ne olduğuna geçmeden önce, Reddit'in bir topluluk olarak nasıl çalıştığını bilmek lazım.

Reddit aslında birçok alt topluluklardan (subredditler) oluşan bir sitedir. Hepsinin ilgili konu başlıkları vardır. Turkey bunlardan bir tanesidir.
Hepsininde, kendi bünyesince uyulması gerekli kuralları ve bu kuralların uygulanmasını sağlayan bir topluluk ve Moderatörler vardır. Bir Teknoloji subredditinde yağlı boya paylaşımı yapamazsınız. Her konunun, mizahın veya düşüncenin bir subredditi vardır.
Ancak yeri geldiği zaman, Reddit, platformunda bulundurmuş olduğu tüm subredditleri kontrol edemediği gibi bu bazı subredditler bir "Echo chamber)" dediğimiz "Yankı odasına" dönüşebiliyor.

"Yankı Odası" tabiri;
Özetçe: "Körler sağırlar birbirini ağırlar" deyimi ile açıklayabiliriz.
Somut bir örnek vermek gerekirse, "Sino" topluluk subredditini örnek verebiliriz.
Sino subredditi, Çin Halk Cumhurriyetine lehine olumlu paylaşımlar yapıp--dış dünyanın "algılarını" ve de "komplolarını yıkmayı" hedefleyen bir topluluktur. Bunun çerçevesinde oluşmuş bir subreddit olup buna göre işleyen bir topluluktur.
Bu verdiğim bir örneği desteklemek amacında, şu postu paylaşmak istiyorum:
ARATIN: Sino in a nutshell ladies and gentleman, proving none of them actually live in china
  1. Bu paylaşımda bahsi geçen iddia: 1,3 Milyar nüfusu olan Çin Halk Cumhurriyetinde evsizliğin olmadığı, var ise gözde görülemeyecek kadar az bir sayıda olduğu savunuluyor.
  2. Oysaki, Çin'de yaşayan bir kullanıcı bunun aksini iddia ediyor, "ben bir dışarı çıksam bir kaç dakika içerisinde 4-5 tane evsiz bulabilirim" diye konuşup, elinde "Sino" ve o günün tarihini yazan bir not tutup evsizleri gösteriyor. Tam da dediği kadar evsiz bulmuş.
  3. Bunun üzerine bu kullanıcı Sino Subredditinde banlanılıyor. (Erişimi kalıcı bir halde engelleniyor.)
Ayrıca, banlanmak üzere, Sino topluluk moderatöründen aldığı yanıt şu şekildedir:
"Çin'in gelişimi ile Tinanmen Meydanı koruma altındadır. Xinjiang'daki Anti-Terör sistemi çalışmaktadır. Hong Kong'daki sonuç 1997'den itibaren hep aynı, ister isyancılar olsun veya olmasın. İstemesen de bu bir gerçektir. Bu konu hakkında HİÇ BİR ŞEY YAPAMAZSIN. Git "Westerner" subredditinde ağla."
+(Artı, Amerika Birleşik Devletlerini kötüleyen, Çin'i yüceltmeye yönelik nitelikte 5 ayrı cümle paylaşıyor.)
KONU DIŞI AYRI BİR NOT: Tiananmen Meydan Katliamı ile ilgi bir belgesel
Sonuç olarak, Sino topluluğunda savundukları retorik dışında bir konuyu tartışamazsınız.

***

Peki, bunun bizim AK Troll tehlikesi ile ne bağlantısı var?

AK Troller, Facebook ve Twitter'da topluca yaydığı sansasyonel haberleri ve iddiaları bir ihtimal Reddit'de de yayıp, tekrar bir "Yankı odası" yapmayı hedeflemektedirler.
Gelelim, bizi endişelendiren iddiaları konuşalım:

"AK Troller, Reddit'te Türkiye aleyhine olumlu olumsuz, yalan propagandalar yapacak"

Çin kadar engin propagandaları ve propaganda kaynakları yok. Kaldı ki, Batı'nın büyük bir çoğunluğu Türkiye'deki medyanın özgür olmadığının bilincinde. Bir yabancının "REİSSSSS 2023" diye paylaşım yapan olası hesaplarının inandırıcı bulabileceğini sanmıyorum.
Çin, Batı Medyası ve sermayesinde güç bulundurabilmesine rağmen sözü halen eleştirilebiliyor ise; Türkiye dışında hiç bir güç bulunduramayan AK Trollerin başarılı olması mucize olur ve de bunun akademik bir çerçevede incellenmesi gerekir.

"AK Troller, Türkleri daha kötü bir yönde temsil edecek"

Erdoğancı tayfası (özellikle "Gurbetçi" Erdoğancılar) zaten, haberdar ve aklı başında olan bir insan için Türkleri temsil etmiyor.
Türkleri <> etseler bile, hitap ettikleri kitle zaten Türklerden nefret eden, Türkleri tanımak isteyemen bir kitledir. Al bir bağnazı, vur ötekine.
Kaygınızı anlabiliyorum, ancak işin aslına bakacak olursak değişen pek bir şey yok.
Bizim yalnızca onlardan farklı olduğumuzu, kendimizi en iyi halimizle temsil etmemiz yeterli. Nefret, nefretten besleniyor. Yangın'a körükle gitmeyelim.
KALDI Kİ, bugünden 7 ay öncesinde, popüler subredditlerde "feminist guerrilla freedom fighter" olan PYD/YPG <> fotoğrafları düzenli bir şekilde paylaşılıp Türkiye ve Türklere "masum Kürt halkının tümüne yeniden soykırım yapıyorlar" diye karalamayı çalışıyordu.
Şimdi ise bu sözde hümanist ilgi yok denecek kadar az. Sansasyonel bir şişirme çabasıydı, şimdi söndü.

"AK Troller, zamanla istila edip, burayı kendi mekanını dönüştürüp buradan insanları maniple ederler"

Burası esnek kuralları olan Facebook, Twitter veya Ekşisözlük değil. Facebook'a ve Twitter'a göre bir "Yankı Odası" oluşturmak o kadar kolay değil.
Arkasında bir destek, bir kaynak veya bir düşünce olmadıkça paylaşımları sözü geçmiyor bu platformda. (Propaganda pekala mümkündür, ancak bir algı+kamuoyu desteği+devamlı aleyhine fikirbirliği oluşması gerekir.) Upvote/Downvote ve yorumlar ile bu kısmen mümkündür. Ancak bir AK Troll'ün, banlanmadan propagandasını yapabilmesi mümkün değildir.
Yazımdan alıntı yapmam gerekirse, işleyeceği konular şunlar:
  • Türk gururu ve çarpıtılmış bir Türk Milliyetçiliği.
  • İslami pürizm, Radikal İslamcılık.
  • “BİZ, temizler, saf ve çalışkanlar” düşüncesi X “ONLAR, şer, hainler, terröristler” düşüncesi
  • Türkiye Cumhuriyeti tarihi süresince gerçekleşmiş olaylar hakkında fırsatçı çarpıtmalar.
  • Batı-Karşıtı söylemler, ister yarı-doğru ister tamamen uydurma olsun.
  • Sorumluluk ve suçu muhalefete ve/veya yabancı bir ülkeye yüklemek.
  • Muhalefeti “şeytanlaştırmak”.
  • AKP ve sözde AKP “başarımlarını” yüceltmek.
Hedef göstermeden, şiddete teşvik etmeden, yalan söylemeden bunu yapamazlar. Deneyebilirler, ama bir tek Moderatörler değil topluluğun kendisi bile buna engel olur.
AK Troller "milli" duygulara yönelik propaganda yapar. Vermek istedikleri mesaj bu platformda zaten kabul görmeyen mesajlardır.

"Reddit Türkiye'de yasaklanır bu gidişle"

Bu mümkün, fakat aşılabilir. VPN servisleri, IP saklayan/değiştiren İnternet Tarayıcıları yeterlidir. Ülkemizde ilk defa bir site yasaklanmıyor sonuçta.

"Tartışmaların değerini yitirmeye neden olacaklar ve platformun kalitesi kaybolacak"

Platformun kalitesini belirleyen üç husus vardır.
  1. Düzgün kurallar, ve bu kuralları sağlayan moderatörler.
  2. İyi niyetle ve çaba sarf edilmiş paylaşımlar.
  3. Paylaşımların insan zihninde yaratığı düşünce ve sonuç.
AK Troller olası bir istila yapmaya kalksalar bile bir süre gürültü yapacaklar en fazla.

***

Özetçe, sakin olun.

Biz hiç bir yere gitmiyoruz, sadece muhtemelen birazcık daha büyüyeceğiz. Ancak, bizim topluluk olarak bize düşen olası sorumluluk, kaliteli paylaşımlar yapmaktır. Bir birimizi yapıcı bir yönde eleştirmektir. Moderatörler zaten ellerinden gelenini yapıyorlar.
Kendinizi eğitin, öğrendiklerinizi paylaşın, eleştirel bakalım olaylara. AK Troll zaten bunu engellemek istiyor.
Bırakın, geleceklerse gelsinler. Fikrimce, ya dikkate almayın, ya da çırpınışlarından eğlence çıkarın kendinize.

Sevgilerimle, sabrınız için teşekkür ederim.
submitted by Xanixiano to Turkey [link] [comments]


2020.05.12 17:58 bipobat Dolar neden yükseliyor? Swap ne? Temel ekonomi.

Son postlarda ekonomiye ilgi yükselmiş bir şeyi savunurken neden bahsettiğinizi bilin diye, Ekonomi 101 düzeyinde, akademik temelde ama kavramlara boğulmadan birkaç şeyi yazacağım. Turkey subredditine yazacaktım ama orası çomar ve andaval dolu olduğu için orada sinirleniyorum, burada en azından gençlerin bilgisi olsun, tartışırken neden bahsettiğinizi bilin istedim. Yazının tamamını okumuyorsanız lütfen bulandırmayın.
Şimdi dolar Türkiye örneğinde birbiri ile ilişkili hatta iç içe geçmiş 5 nedenden yükseliyor; kötü yönetim, imaj sorunu, rezerv sorunu, üretim eksikliği, faiz manipülasyonu. Kötü yönetim bunların temelini oluşturuyor, yanlış yönetici seçimi, devlet garantili projeler, dolaylı borçlanma, doğrudan borçlanma, ederinin altında rant, üreticinin desteklenmemesi gibi çoğaltılabilecek birçok neden var. Ancak bence bunların arasında üçü çok kritik. Yanlış yönetici seçimi malumunuz, bu konulara girmeyeceğim. Dolaylı borçlanma da çok önemli bir mevzu; söz gelimi IMF borçlarını kapattık dediler. Ancak bunun nasıl yapıldığı biraz şaibeli. Türkiye'nin IMF'ye yönelik borçlarını daha yüksek borçlanma faiziyle borç alarak, parçalama, üstlenme ve kompanse etme yolu ile ödediği düşünülüyor. Yani başka yerlerden daha ağır şartlarda borçlanarak, birden fazla yabancı ve yerli özel şirkete garantiler yolu ile bu borcun ödenmiş olması en olası çözümler. Üçüncü olarak ise devlet garantili projeler Türkiye'ye her yıl artan bir hazine gideri yaratıyor. Bunun liberallik ya da neoliberallik ile ilgisi olmadığını belirteyim. Böyle bir özel sermaye iştiraki örneği çok sık görülmüyor. Peki devlet neden bu yolla iştiraklere ihale veriyor derseniz buradan sonrası imaj sorunu ile ilgili.
Şimdi bir ülke için sokak ağzıyla 3 yatırımcı türünden bahsedebiliriz; devlet, iç yatırımcı ve yabancı yatırımcı. Bunların arasında, bizim gibi ülkeler açısından en çok değer getiren ise yabancı yatırımcı. Çünkü döviz taşıyorlar ve iç yatırımcı ya da devletin kalkışamayacağı kadar büyük hacimlerde yatırım potansiyelleri var. Fakat bu yatırımcıların gelmesi için ülke imajı çok önemli. Hukuk, özgürlük, geri ödeme süresi beklentisi vb. nedenler bu yatırımcıların dikkate aldığı şeyler. Öyle ki yabancı yatırımcı Türkiye ile anlaşma yaparken başka ülkelerin şartları ile sözleşmeler hazırlıyor. Var olan hükümet de hazine ödeme garantili ihaleleri hem içerideki yandaşa yaranmak hem de Türkiye'ye yatırım yapmaya gönüllü olmayan yabancı yatırımcıyı çekmek adına yapıyor. Bu ikisi birbirini dengeler, hem ben mangırıma bakarım hem de ülke batmaz gibi bir düşünceleri olduğunu düşünmek mümkün. Ancak hem yatırımların inşaat sektörü ile ilgili yol, köprü vb. alanlarda sıkışması, hem halkın yeni yatırımı karşılayacak talebinin gelişmeyişi hazineye bindirilen yükü arttırıyor. Hazineye yük bindikçe de rezerv sorunu baş gösteriyor.
Türkiye'nin rezerv parası dolar, borç-harç, ihracat-ithalat hepsi dolar üzerinden. Ama bu Türkiye'ye özgü değil sadece. Dünya'da önde gelen, Rusya ve kısmi olarak Çin hariç neredeyse her ülke de parasını dolar karşılığına göre değerlendiriyor. Doların rezerv ve karşılık para olması tarihi bir mevzu talep olursa anlatırım, şimdi geçiyorum. Türkiye borçları olan bir ülke ve kısa vadede ödenmesi gereken borç miktarı 165-170 milyar dolar civarında, kasada ise ortalama net 25-35 milyar bandında dolar mevcut. Şimdi dönem geldiğinde bu borçları ödeyemezseniz 3 seçeneğiniz var; borcu yapılandırma, başka yerden borç bulma ve swap anlaşması. Swap ne derseniz örnekle anlatayım; Türkiye'nin gidip ABD'den belirli bir miktar dolar istemesi ve karşılığında TL takas etmesi. Ama ABD neden TL alsın ki, bunun ona ne yararı var? Zaten ABD o swapi TL için kabul etmiyor. Swap anlaşmaları içeriğinde keş para harici garantiler, gelecek dönem alışveriş anlaşmaları, siyasi mutabakatlar vs. barındırıyor. Türkiye'nin borç bulabileceği yabancı ülkelerden bağımsız iki yer var; IMF ve WBG. Ancak bu ikisi de ben sana borç verirsem bana bu parayı geri ödemeni garanti altına almak isterim, attığın adımları denetlerim, öyle lüks harcama, yandaş kayırma yapamazsın, diyor. Bu da iktidarın işine gelmediği için bankadan kredi çekmek varken tefeciye gidiyor. Bu durumda bir swap akışı sağlansa dahi piyasada sadece kısa süreli bir rahatlama olacağı aşikar. Erken seçim ihtimalini de değerlendirmek gerekli o yüzden. Bunu ayrıca konuşuruz.
Ülkenin borcu var, dış yatırımcı gelmiyor, swap şartları ağır, doğal olarak TL değer kaybediyor. Bir de hazinenin açığını kapatmak adına yabancı yatırımcıdan ve ihracattan umut kesildikçe vergiler arttırılıyor. Özellikle üretimde ithal ham madde kullananlar veya distribütörler ürünlere gelen zamları halka yansıtıyor. Üreticinin desteklenmediği gerçeği de buna eklenince ürünlerin ikamesi bulunamıyor. Bu durumda yüksek fiyatlı ve yurtdışı menşeli ürünler ile rekabet edebilecek lokal ikame ürünlerden de bahsedilemiyor. Tarım ve hayvancılıktan gelen ihracat geliri de son yıllara bizim açımızdan sekteye uğradı, tam tersine biz almaya başladık. Dış ticaret açığını kendiniz araştırırsınız, uzatmayacağım. Artan fiyatlar karşısında tüketim, paranın alım gücüne bağlı olarak düşüyor. Çünkü dolar olarak gelen bovling topunu, TL cinsinden raketle karşılamaya çalışıyorsunuz. Haliyle direnç kırılıyor. Biz paranın alım gücünün bu şekilde düşük ve kırılgan olmasına enflasyon diyoruz. Enflasyon aynı zamanda iç üretimin, dış kaynaklı ürün bazlı tüketimi karşılayamaması ile de gelişiyor. Yani bir ürün var, bu ürünü siz yeterince üretmiyorsunuz ve dışarıdan kompanse etmek durumunda kalıyorsunuz ve fiyatlar yükseliyor. Bu nedenle enflasyon yüksek olduğunda faizler de yükselir ki, çok basit ifadeyle, insanlar tüketmesin, paralarını yatırım olarak değerlendirilebilecek aracı kurumlara (bankalar) emanet etsin, ben de devlet olarak hem bu üretim açığını kapatayım bu süreçte hem de işlenen para sermaye ekonomisini beslesin. Ancak biz geçtiğimiz aylarda faizleri zorla düşürdük ve enflasyonun da bunun yansıması ile düşmesini bekledik. Maliyet enflasyonu açısından bir sorun olduğunda bu seçenek değerlendirilebilse de Türkiye örnek olayında doğru bir adım değildi. Kafadaki plan; faiz düşsün, insanlar parasını bankada tutmasın, ben de enflasyonla topyekun mücadele kampanyası başlatayım, o paralar piyasaya aksın ve alım gücü kendini dengelesin ya da kredi çekilsin, girişim yapılsın, böylece iç üretim artarsa belki dışa bağımlılığı kırpar parayı içeride tutabiliriz. Ama öyle olmadı insanlar ekonominin gidişatına güvenmediği için paralarını altın, dolar, avro gibi başka yatırım araçları ile pasif olarak değerlendirdiler. Bu nedenle aranan kan yine bulunamadı. Sonrası malum fiyatlar %25 bandında artarken açıklanan %10-15 aralığında enflasyonlar ve neredeyse enflasyonun yarısına gelecek %8-9 aralığında reel faiz hadleri, artan fiyatlar, vergiler ve henüz görmediğimiz niceleri.
Peki ne olacak? Böyle bir ortamda akıllı insanlar tüketimlerini oldukça azaltacak. Yabancı para ve değerli taşlara yatırım artarak devam edecek. Korona ile iyice düşen tüketim, muhtemelen bir süre toparlanamayacak. Benim de size önerim şu aralar acil bir ihtiyacınız yoksa, kur yükseliyor hemen alayım dediğiniz çok önemli bir ürün yoksa harcamalarınızı kısıtlayın. Muhtemelen daha en kötüsünü görmedik. Bakın bu yazıda salgına pek değinmedim. Çünkü salgın süreci hızlandırdı sadece, Türkiye yokuş aşağı freni patlamış gidiyordu, salgın hızını arttırdı.
Burada yazdığım şeyler temel nedenlere dayalı. Daha derinlemesine anlatmak istesem zaten makale yazarım. O nedenle zırt çalışmasında şöyle spesifik bir durumda zort olmuş gibi saçmalıklarla lütfen gelmeyin. Atladığım nedenler ya da aklıma gelmeyip eklemediğim şeyleri herkesin anlayabileceği şekilde yazın.
submitted by bipobat to KGBTR [link] [comments]


2020.03.28 02:10 karanotlar Koronavirüsünün Ardından Dünyayı Neler Bekliyor?

Uzmanlar 2021 sonuna kadar dünyada yetişkinlerin yüzde 40 ila 70’nin virüse yakalanacağını tahmin ediyor. Ve aynı yıl içinde bir aşı ve ilaç geliştirileceğini de. Yani koronavirüsüyle yaşam yeni normalimiz olacak.


Koronavirüs pandemisi gelişmiş ya da az gelişmiş pek çok ülkenin ne kadar hazırlıksız ve kırılgan olduğunu ortaya koydu. Ekonomik, siyasi, sosyal, teknolojik pek çok sistem sorgulamaya açıldı.

Aşağıda koronavirüsünün ardından bizi bekleyen dünya düzenine yönelik tahminler ve senaryolar var:

‘KÜRESEL EKONOMİK SİSTEM KÖKÜNDEN DEĞİŞECEK, KAPİTALİZM ÇÖKECEK’
Koronavirüsünün dünya ekonomisine devasa etkileri olduğu tahmin değil bir gerçek. Uzmanlar salgının 1929’da başlayan Büyük Buhran kadar yıkıcı, Berlin Duvarı’nın çöküşü kadar dönüştürücü bir etkisi olacağını düşünüyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Ajansı 2020 yılı için virüsün dünya ekonomisine maliyetinin 1 trilyon dolar olduğunu tahmin ediyor. Kimi uzmanlara göre salgın 2008 finans krizinin olumsuz etkilerini bile geride bırakabilir.

Ancak kapitalizmin bir anda çökeceği ve yerine daha adaletli bir sistem geleceği konusunda kuşkular var. Düşünce kuruluşu Chatham House Direktörü Robin Niblett pandeminin ekonomik küreselleşmeye darbe vuracağını, hükümetler, şirketler ve toplumların ekonomik izolasyona çekilebileceğini savunuyor.

  1. yüzyılın başında karşılıklı faydaların sağlanacağının savunulduğu, küreselleşme fikrinin giderek azalacağı ve uluslararası işbirliğindense bölgesel rekabete kayılabileceği görüşü öne çıkıyor.

Öte yandan yoğun üretime dayalı savaş ekonomisi sistemine geçilme olasılığı da var. Bu noktada işçilerin sendikal hakları, çalışma koşulları ve devletlerin olağanüstü dönemde getireceği yönetmelikler konusunda soru işaretleri var.

Ancak bazı ülkelerde düşük gelirli vatandaşlar için borçların ertelenmesi, ücretli izin ve ekonomik paketler hazırlanması daha eşitlikçi bir sistem için tabandan gelecek güçlü bir talebi de artırabilir.

‘DEVLETÇİLİK ÖNE ÇIKACAK, OTOKRAT EĞİLİMLER ARTACAK’
Salgının en dikkat çekici etkilerinden biri her devletin mücadele konusunda kendi imkanlarına mecbur kalması oldu. İtalya hastanelerde malzeme ve solunum cihazı eksikliği çekerken AB ülkelerinden çok az yardım alabildi. ABD’de maske ya da temizlik malzemeleri üreten özel şirketler yüksek fiyatlandırmayla kendi ülkesine değil başka ülkelere satış yapmayı tercih etti. Kısa vadede özel sektörün ortadan kalkacağı beklenmiyor ancak devletler ileride bu tür olağanüstü durumlar için sıkı düzenlemeler getirebilir ve bizzat üretim faaliyetlerine geçebilir.

Öte yandan acil önlemler çerçevesinde geçici sıkıyönetim koşullarında eli daha da rahatlayan baskıcı rejimler, virüs bahanesini kullanarak hem siyasi hem de ekonomik sert koşulları daimi hale getirebilirler. Temel özgürlükler uzunca bir süre askıya alınabilir.

‘BİLİM GERİ DÖNECEK’
Yaklaşık bir kuşaktır spiritüalizm ve dindarlık yükselişteydi. Yaşadığımız post-truth (Gerçek ötesi) dönemde tarafsız gerçeklerdense inançlar hayatımızı kaplıyordu.

İklim değişikliğinin uydurma olduğu, dünyanın aslında düz olduğu, evrim teorisinin bir yalan olduğu, aşıların çocuklara zarar verdiği gibi inançlar toplumun en üst düzeyinde dile getiriliyordu.

Koranavirüsü salgını bilime ve bilim insanlarına inancı yeniden tazeleyebilir. Hayatları kurtarmada kaderciliğin değil bilimsel yöntemlerin, erken tanı, hızlı önlem ve ileri sağlık teknolojisinin önemi anlaşılabilir ve adım atılabilir.


‘KÜRESEL SAĞLIK İŞBİRLİĞİNDE ULUS-ÜSTÜ KURULUŞLAR’
Virüsle mücadele yalnız kalan ülkeler aşı üretimi, virüsler üstüne araştırmalar, ilaç yapımı gibi konularda kendilerine yol gösterecek eşitlikçi bir uluslararası örgütün kurulması için harekete geçebilirler.

Virüs dünyada sınırları, ekonomik gücü, siyasi rejimleri ve rekabeti dinlemediğini açıkça gösterdi. Virüslerle küresel boyutta savaşım, gelecek kuşakların önceliği ve ortak noktası olabilir.

Covid-19 ile mücadele ülkeler bazında bir başarı kıstası olarak değerlendirilebilir ve bundan sonraki süreçte bu ülkelerin liderliği öne çıkabilir.

‘ABD LİDERLİĞİNİN SONU, MEVCUT ULUSLARARASI KURULUŞLARIN ÇÖKÜŞÜ’
ABD Başkanı Donald Trump virüsle mücadelede rekabetçi ve sorumluluktan kaçan tavrıyla ülkesinin bu krizde dünya liderliğinden vazgeçtiğini somut bir biçimde ortaya koymuş oldu. ABD uluslarası ticaret ve sözleşmeler konusunda da uzlaşmaz tavrını bir süredir devam ettiriyordu.

Bu boşalan liderlik mevkisine uluslararası ticarete ve işbirliğine açık Çin’in geleceği anlamına geliyor. Kendine daha fazla güvenen bir Çin, küresel sağlık işbirliğinde ciddi adımlar atarsa bu krizin kahramanı olarak çıkabilir.

Öte yandan koronavirüs kriziyle mücadelede NATO, BM, IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların yetkinliği ve işlevselliği sorgulanabilir ve değişim talepleri getirilebilir.

Virüs nedeniyle, siyasi ve ekonomik birlik gösteremeyen, sınırları yeniden gündeme getiren Avrupa Birliği bir çözülme sürecine girebilir.

‘DEZAVANTAJLI GRUPLAR İÇİN DAHA OLUMSUZ KOŞULLAR’
Koronavirüsle önlemler kapsamında evde izolasyon, çalışmak zorunda kalan kesimler için geçerli değil. Devlet desteği olmadığı için bu yoksul kesim ciddi sağlık ve ekonomik sorunlara maruz kalacak.

Türkiye’de 10 günde 10 kadın evinde cinayete kurban gitti. Evinde kalan şiddet mağduru kadınların sayısı artacak. Kendi işini yapan ya da hizmet sektöründe çalışan kadınların çoğunun işlerini kaybetme olasılığı çok yüksek.

Sınır kontrolleri geri geldiği, toplumlarda panik havası yaşandığı için yabancı düşmanlığının artma ve daha keskin bir göç karşıtlığı başlama olasılığı da var.

Elçin Poyrazlar

https://dunyalilar.org/koronavirusunun-ardindan-dunyayi-neler-bekliyor.html/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.26 20:11 karanotlar Salgın Durumu Üzerine

Alain Badiou
Çeviri: Büşra Özcan ve Dicle Kızılkan
Başından beri, viral bir pandemi ile karakterize edilen güncel durumun hiç de öyle özellikle olağanüstü olmadığını düşündüm. AIDS’in (viral) pandemisinden kuş gribine kadar; Ebola virüsü, SARS1 virüsü, birkaç başka gribi de unutmadan –antibiyotiğin iyileştirmediği verem çeşitlerine, kızamığın geri dönüşüne değinmiyorum bile– dünya pazarının, tıbben yetersiz bölgelerin varlığı ve gerekli aşılar konusundaki küresel disiplinin eksikliği ile birleşerek kaçınılmaz olarak ciddi ve yıkıcı salgınlar ürettiğini biliyoruz (AIDS özelinde, birkaç milyon ölüm). Mevcut pandemi halinin, oldukça konforlu ‘Batı Dünyası’ndaki büyük etkisini saymazsak –ki bu bile başlı başına yeni bir önemi olmayan, bunun yerine sosyal medyada şüpheli ağıtları ve iğrenç ahmaklıkları ortaya çıkaran bir gerçek– bariz koruyucu önlemlerin ve yeni hedeflerin yokluğunda virüsün ortadan kalkması için geçecek sürenin ötesinde, neden bu kadar üst perdeden konuşmanın gerekli olduğunu anlamadım.
Dahası, devam eden salgının gerçek adı hatırlatmalı ki, gökkubbenin altında yeni bir şey yok. Bu gerçek isim SARS 2, yani ‘Ağır Akut Solunum Sendromu 2’, tanımın (2003 baharında dünyaya yayılan SARS 1 epidemiğinden sonra) ikinci defa kullanıldığını gösteriyor. O zamanlar ’21. yüzyılın ilk bilinmeyen hastalığı’ olarak adlandırılmıştı. O halde mevcut salgının hiçbir şekilde, radikal ölçüde yeni veya eşi benzeri görülmemiş bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzyılda türünün ikinci örneğidir ve ilkinin varisi olabilir. Öyle ki bugün yetkililere tahmin konusunda yöneltilebilecek tek manalı eleştiri, SARS 1 deneyiminden sonra SARS 2 ile mücadele etmeyi mümkün kılacak hakiki araçları sağlayabilecek araştırmaların fonlanmamış olmasıdır.
Bu yüzden diğer herkes gibi kendimi evimde tecrit etmeye çalışmaktan başka yapacak bir şey veya diğer herkesi aynısını yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan laflardan başka söylenecek bir söz olduğunu düşünmedim. Bu noktada katı bir disipline bağlı kalmak, en çok maruz kalanlara destek olmak ve temel koruma sağlamak açısından gereklidir. En çok maruz kalanlar, enfekte olanlar dahil diğerlerinin disiplinine güvenebilmeleri gereken, ön cephede yer alan sağlık personeli; bakım evlerinde bulunan yaşlılar gibi en zayıf olanlar ve hastalığın kendisine bulaşma riski yüksek olan, her gün işe gidenlerdir. ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsamalıdır. Bu durumda otellere el konulması tasavvur edilebilir.
Bu görevlerin giderek daha acil olduğu doğrudur ancak en azından ilk tahlilde, büyük bir analitik çabayı veya yeni bir düşünme biçiminin oluşturulmasını gerektirmiyor.
Ama yakın çevremde rastladıklarım da dahil olmak üzere, yarattıkları kafa karışıklığı ve içinde bulunduğumuz basit durumu anlamadaki mutlak yetersizlikleriyle beni öfkelendiren çok şey okuyor ve duyuyorum.
Bu buyurgan bildirgeler, patetik çağrılar ve ısrarlı suçlamalar değişik biçimler alsa da hepsi mevcut pandeminin inanılmaz basitliğini ve acayiplik yokluğunu hor görme konusunda bir. Kimileri, doğası gereği yaptığını yapmaya mecbur güçler karşısında gereksizce bir kölelik halinde. Ötekilerse gezegene ve onun esrarına yakarırlar, ki beyhudedir. Berikiler her şeyde talihsiz Macron’u suçlar ki garibim epidemi ya da savaş zamanlarında devletin başı olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır ve işini yapmakta diğerlerinden geri kalıyor da değildir. Bazıları, eşi görülmemiş bir devrimin (virüsün imhasıyla olan bağı hala anlaşılmaz olan) kurucu olayı hakkında kuru gürültü yaparlar - devrimcilerimiz yeni bir araç filan da sunmamıştır bu arada. Kimileri kendilerini kıyamet karamsarlığına batırır. Diğerleriyse çağdaş ideolojinin altın kuralı ‘önce ben’in bu defa kendilerine çıkar sağlamayışından, yardım etmeyişinden ve hatta belanın belirsizce sürmesinin suç ortağı oluşundan ötürü örselenmiş hissederler.
Görünen o ki salgının zorluğu her yerde Aklın esas işlevini ortadan kaldırıyor, özneleri Orta Çağ’da veba ortalığı süpürürken gelenekselleşmiş acınası tesirlere dönmeye zorluyor (mistisizm, uydurma, dua, kehanet ve lanet).
Sonuç olarak, bir şekilde bazı basit fikirleri bir araya getirme mecburiyeti hissediyorum. Onlara memnuniyetle Kartezyen derdim.
O halde, başka yerlerde pek bayağıca tanımlanmış ve bu yüzden de pek bayağıca ele alınmış sorunu tanımlayarak başlayalım.
Bir salgın, doğal ve toplumsal belirlenimler arasında her zaman bir bağlantı noktası olması gerçeği nedeniyle karmaşıktır. Kapsamlı analizi çaprazlamadır; kişi iki belirlemenin kesiştiği noktaları kavramalı ve sonuçları buna göre çıkarmalıdır.
Örneğin, güncel salgının ilk dayanağı yüksek ihtimalle Wuhan bölgesinin pazarlarında bulunabilir. Çin pazarları tehlikeli kirlilikleriyle, üst üste yığılmış her türlü canlı hayvanın açık hava satışının engellenemeyişiyle bilinirler. Dolayısıyla belirli bir anda yarasalardan gelen virüs, vasat hijyen koşullarında ve kalabalık ortamda, bir hayvan formunda kendine yer bulmuştur.
Virüsün bir türden diğerine olan yörüngesi böylece insan türüne doğru seyreder. Tam olarak nasıl? Henüz bilmiyoruz ve yalnızca bilimsel çalışmalardan öğrenebileceğiz. Hazır değinmişken, kendilerine bakılırsa her şeyin kökeninde Çinlilerin yarı canlı yarasa yemesi yatan, internette dolanan tipik ırkçı anlatılara ve sahte görsellere sövelim...
Sonunda insana ulaşan hayvan türleri arasındaki bu yerel geçiş tüm meselenin başlangıç noktasıdır. Bundan sonrası artık yalnızca çağdaş dünyanın temel bir verisinin işlenmesidir: Çin’in devlet kapitalizminin emperyal rütbeye yükselişi, diğer bir deyişle yoğun ve evrensel bir şekilde dünya pazarında bulunma durumu. İşte karantina başlayana dek çoktan sayısız yayılım ağının oluşmuş olmasının sebebi budur. Çin hükümeti çıkış noktasını, yani 40 milyon nüfuslu bir eyaleti son derece başarılı bir şekilde tecrit etmişti; fakat bu hamle epideminin yerküreye yayılmak üzere yola çıkışını, uçaklarla ve gemilerle taşınmasını durdurmak için fazla geç kaldı.
Salgını açıklığa kavuşturucu, benim çifte eklem dediğim şu detayı bir düşünün: bugün SARS 2 Wuhan’da zapt edildi ancak birçoğu yurtdışından gelen Çin vatandaşları sebebiyle Şanghay’da bir sürü vaka var. Dolayısıyla Çin’de ilki arkaik sonraki modern olmak üzere; kötü koşullara sahip eski usul pazarlardaki doğa-toplum kesişimi ile kapitalist dünya pazarının hızlı ve aralıksız hareketliliğine dayanan küresel dağılım arasındaki bağı gözlemleyebiliyoruz.
Sonrasında devletlerin yerel olarak bu dağılımı bastırmaya çalıştığı aşamaya giriyoruz. Salgın çaprazlama/evrensel ilerlerken hükmün yerel kaldığını da belirtelim. Bazı ulus-ötesi otoritelere rağmen, ön cephede olanların yerel burjuva devletler olduğu açıktır.
Burada çağdaş dünyanın büyük bir çelişkisine değiniyoruz. İmal edilen malların seri üretim süreci de dahil olmak üzere ekonomi, dünya pazarının himayesi altına girmektedir; basit bir cep telefonu montajının bile en az yedi farklı devlette, maden sektörü de dahil olmak üzere işgücü ve kaynakları harekete geçirdiğini biliyoruz. Ne var ki siyasi güçler esasen ulusal ölçekte kalmaktadır. Avrupa, ABD gibi eski emperyalizmler ile Çin, Japonya gibi yeni emperyalizmler arasındaki rekabet, kapitalist bir dünya devletiyle sonuçlanacak herhangi bir süreci dışlamaktadır. Salgın aynı zamanda ekonomi ve politika arasındaki ayrımın çirkince kendini teşhir ettiği bir andır. Avrupa devletleri bile virüs karşısında politikalarını zamanında ayarlamayı başaramıyorlar.
Bu çelişkinin gölgesinde, ulus devletler riskin doğası onları yetkilerinin eylem ve biçiminde değişiklik yapmaya zorlasa da Sermaye’nin işleyişine mümkün olduğunca riayet ederek salgınla baş etmeye çalışıyor.
Ülkeler arasındaki bir savaş durumunda devletlerin, yerli sermayeyi kurtarmak için, beklenileceği gibi yalnızca halk kitlelerine değil burjuvaziye de hatırı sayılır sınırlamalar getirmek zorunda olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. Kimi endüstriler doğrudan hiçbir paraya çevrilebilir artı değer yaratmayan askeri teçhizatın ölçüsüz üretimi adına neredeyse tümüyle millileştirilmiştir. Çoğu burjuva memur olarak silah altına alınmış ve ölümle karşı karşıya getirilmiştir. Bilim insanları yeni silahlar üretmek için gece gündüz çalışmış, pek çok entelektüel ve sanatçı ulusal propaganda ihtiyacını karşılamaya zorlanmıştır, vb.
Bir salgınla karşı karşıya kalındığında bu türden bir devletçi refleks kaçınılmazdır. Bu nedenle, Macron ve başbakan Edouard Philippe’in ‘refah’ devletinin dönüşüne ilişkin açıklamaları (işsizleri desteklemek için harcama yapmak, dükkanları kapanan serbest çalışanlara yardım etmek, devlet hazinesinden 100 ya da 200 milyar talep etmek ve hatta ‘millileştirme’ ilanları) şaşırtıcı ya da paradoksal değildir. Buradan çıkan sonuç Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğudur: Savaşta ya da salgında, devlet stratejik bir felaketten kaçınmak için kimi zaman sınıf doğasının olağan seyrini ihlal etmek, daha otoriter ve umumu hedefleyen uygulamaları üstlenmek zorunda kalır.
Bu tutum, mevcut toplumsal düzenin içinde kalarak ve mümkün olan en yüksek kesinlikle, salgını zapt etme amacının –Macron’un metaforunu yeniden ödünç alırsak, savaşı kazanmanın– bütünüyle mantıksal sonucudur. Şakası olmayan, doğa (dolayısıyla bilim insanlarının bu konudaki rakipsiz rolünü) ve toplumsal düzeni (dolayısıyla devletin, ki başka türlüsü olamazdı, otoriter müdahalesini) kesiştiren ölümcül bir sürecin yayınımının dayattığı bir zorunluluktur.
Bu çabanın ortasında büyük bir boşluğun belirmesi kaçınılmazdır. Koruyucu maske yokluğunu ve hastane izolasyonu konusundaki hazırlıksızlığı göz önünde bulundurun. Ama kim bu tür bir durumu ‘tahmin etmekle’ böbürlenebilir ki? Belirli açılardan devletin mevcut durumu engellemediği doğru. On yıllar içinde ulusal sağlık sistemini, kamu yararına hizmet eden tüm devlet sektörleriyle birlikte zayıflatarak devlet, yıkıcı bir salgına benzer hiçbir şey ülkemizi etkileyemezmiş gibi davrandı. Bu açıdan devlet, yalnızca Macron şahsında değil, geçtiğimiz 30 yılda göreve gelenlerin tümü şahsında, mutlak suçludur.
Ancak şu belirtilmelidir ki, belki birkaç yalıtık bilim insanı haricinde, hiç kimse Fransa’da bu tür bir salgının yaşanabileceğini öngörmemiş, bunu hayal dahi etmemiştir. Pek çok kimse büyük ihtimalle bu tür bir şeyin izbe Afrika ya da totaliter Çin’e müstahak olduğunu düşünmüştür, demokratik Avrupa’ya değil. Nutuk atma ve son zamanlarda kendilerine seçtikleri gülünç hedef Macron hakkında yaygara koparmaya devam etme hakkının tadını çıkaran solcular –ya da Sarı Yelekliler ve hatta sendikacılar– da bunu kesinlikle öngöremediler. Tam tersine, salgın Çin’den gelmekteyken, çok yakın zamana kadar, onların –kim olursa olsun– bugün olan bitene ilişkin iktidarın aldığı önlemlerdeki gecikmeleri yüksek sesle mahkûm etme ehliyetlerini elinden alması gereken kontrol dışı toplantılar ve gürültülü gösteriler gerçekleştirdiler. Doğrusunu söylemek gerekirse Macron devletinden önce bu tedbirleri hiçbir siyasal güç almamıştır.
Devlet bakımından durum, burjuva devletin açıklıkla, kamusal olarak, burjuvaziden daha geniş kesimlerin menfaatine davranırken, stratejik olarak gelecekte bu devletin genel biçimini temsil ettiği sınıf çıkarlarının üstünlüğünü sürdüreceği mahiyettedir. Bir başka deyişle, konjonktür devleti, kendisi genel mahiyette olan bir düşmanın –savaş zamanlarında bu yabancı işgalci olabilir, mevcut durumda SARS 2 virüsüdür– içerideki varlığından ötürü durumu yetkili temsilcisi olduğu sınıfın çıkarlarını daha kamusal çıkarlarla kaynaştırmaya başvurarak kontrol etmeye zorlamaktadır.
Bu tür bir durum (dünya savaşı ya da dünyasal salgın) politik düzlemde ‘tarafsız’dır. Geçmişteki savaşlar yalnızca iki durumda, Rusya’da ve Çin’de – bunlar o dönemin imparatorlukları bakımından aykırı değerler olarak adlandırılabilir– devrimleri tetikledi. Rusya örneğinde bunun nedeni Çarlık rejiminin her anlamda ve çok uzun süredir, ve aynı zamanda bu uçsuz bucaksız ülkede gerçek bir kapitalizmin doğumuna potansiyel olarak adapte olan bir güç olarak, gerilemesiydi. Ve ona karşı, Bolşevikler suretinde, olağanüstü liderler tarafından iradeli bir biçimde yapılandırılmış, modern bir politik öncü mevcuttu. Çin örneğinde, devrimci iç savaş dünya savaşını öncelemişti ve Çin Komünist Partisi henüz 1940 senesinde denenmiş ve sınanmış bir halk ordusunun başında bulunuyordu. Buna karşın hiçbir Batılı güç muzaffer bir devrimi tetiklemedi. 1918’de yenilen Almanya’da bile Spartakist ayaklanma hızlıca ezildi.
Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Burjuvazimizin –yeni başlayan homurdanmaları ve yaygın olsa da eften püften sloganları göz önüne alınacak olursa– Macron’dan kurtulma vaktinin geldiğine inandığını varsaydığımızda bile bu hiçbir kayda değer değişiklik anlamına gelmeyecek. ‘Siyaseten doğru’ adaylar, köhne olduğu kadar tiksinti verici de olan ‘milliyetçiliğin’ küflenmiş bir biçiminin müdafileri olarak halihazırda kulislerde beklemekte.
Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.
Ayrıca salgın gibi bir hadisenin kendi başına politik olarak yaratıcı bir yönde etkili olabileceğine inanan her bakış açısının sıkı bir eleştirisini gerçekleştirmek gerekiyor. Salgın hakkındaki bilimsel bilginin genel yayılımına ilaveten, politik bir talep yalnızca hastaneler ve halk sağlığı, okullar ve eşitlikçi eğitim, yaşlıların bakımı ve bu türden başkaca sorunlara ilişkin yeni ifade ve görüşlerle sürdürülebilir. Herhalde yalnızca bunlar mevcut durumun su yüzüne çıkardığı tehlikeli güçsüzlüğün bilançosu ile birlikte telaffuz edilebilir.
Sırası gelmişken açıkça ve cesaretle sözde ‘sosyal [olan] medya’nın, bir kez daha palavracıların akli felcinin, raydan çıkmış söylentilerin, nuh nebiden kalma ‘yenilikler’in keşfinin ve hatta faşizan gericiliğin yayılması için bir zemin olduğu açıkça ve cesurca gösterilmelidir.
İzolasyonumuz süresince bile ve hatta özellikle de bu süreçte, bilim tarafından kontrol edilebilir hakikatler ve yeni bir politikanın ayağı yere basan perspektifleri, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik amaçları haricindeki hiçbir şeye güvenmeyelim.
https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.02.19 06:19 parabilgi ABD'den Çin medya kuruluşuna "yabancı misyon" tanımlaması https://www.parabilgi.com/abdden-cin-medya-kurulusuna-yabanci-misyon-tanimlamasi/?feed_id=10368&_unique_id=5e4cc54c459da

ABD'den Çin medya kuruluşuna submitted by parabilgi to u/parabilgi [link] [comments]


2020.02.10 12:12 parabilgi Çin'de yeni tip koronavirüsten 2 yabancı öldü https://www.parabilgi.com/cinde-yeni-tip-koronavirusten-2-yabanci-oldu/?feed_id=4968&_unique_id=5e413a91b6911

Çin'de yeni tip koronavirüsten 2 yabancı öldü https://www.parabilgi.com/cinde-yeni-tip-koronavirusten-2-yabanci-oldu/?feed_id=4968&_unique_id=5e413a91b6911 submitted by parabilgi to u/parabilgi [link] [comments]


2020.02.01 21:47 karanotlar Evrensel Devrim – 1907 – Chu Minyi

Evrensel Devrim – 1907 – Chu Minyi
https://preview.redd.it/mhwa55z0kde41.jpg?width=180&format=pjpg&auto=webp&s=5c862e1bfab22cf48458efdcfc9a71722300829b
He Zhen ve Liu Shipei’nin Tokyo’dan anarşist materyaller yayımlamaya başlamasıyla neredeyse aynı zamanlarda, Paris’teki diğer Çinli anarşistler Yeni Çağ’ı yayımlamaya başlamışlardı, bu mecmua onların kendi çalışmalarının yanı sıra Kropotkin, Reclus, Malatesta ve Bakunin gibi Avrupalı anarşistlerden yapılan birçok çeviriyi de içeriyordu. Chu Minyi (1884-1946) Yeni Çağ’ın düzenli katkıcısıydı. Aşağıdaki pasajlar onun ilk olarak sonbahar 1907’de basılan Yeni Çağ’da yayımlanmış “Evrensel Devrim makalesinden alınmıştır. Tercüme, Oregon Üniversitesi Tarih Bölümü’nden Guan nan Li tarafından yapılmıştır. Chu Minyi’nin, devrimin toplumsal evrimin geniş bir süreci olduğu görüşü ayrıca Reclus’un ve Kropotkin’in yazılarında da bulunabilir.
DEVRİM OLMADIĞINDA toplumsal ilerleme de olmaz. Adalet serpildiğinde, devrim barışa olduğu kadar adalete de yaklaşır. Geçmişte, kanlı yıkımlara devrim denirdi. Şimdilerde, söylevlerdeki ve kitaplardaki fikirler devrime neden olabilir. Herkes adaleti bilir. Herkes adalete uygun olmayana direnir. Bu yüzden, kudret keyfi olarak kitleleri bastıramaz; zenginler halkı köleleştiremez. Hükümet kendi iktidarını kötüye kullanamaz; para refahı satın alamaz. Kimse asker olmak istemezse, ordular oluşturulamaz ve savaş otomatik olarak biter. Kimse yasayı kabul etmezse, ödül ve ceza etkisiz hale gelecek ve insanlar bu düzenlemeleri kıracaktır. Kudret alaşağı edildiğinde, herkes kendi vazifesini yapacak ve ihtiyacı olanı alacaktır. Özgürce çalışıp tahsil edebilir ve özgürlüğün tadını çıkabilirler… Devrim adalete dayanır. Kudret adalete uygun değildir. Bu yüzden devrim kudrete karşıdır. Hükümet kudretin en güçlü mevkisidir. Bunun için kudrete karşı çıkmak hükümeti alaşağı etmektir. Yine de, hükümete karşı çıkışın çoğunluk tarafından onaylanması şarttır. Şimdi bunun zamanı değildir. Çoğunluk hâlâ ahlak tarafından sınırlandırılmıştır, çıkarlarının ve şöhretin müptelası olmuştur ve talihsizlikten korkmaktadır. Çoğu durumda, kudrete yardım eden insan diğerlerinin çıkarlarına zarar verecek ve [bundan] yararlanacaktır. Bu, eşitsizliğin toplumuna neden olur. Bu nedenle, bu yüzyılın devrimleri hâlâ barışçıl değildir. Silahlanmaya dayanan hükümet kendi rejimini silahlarla korur. Devrimciler savaş alanında hükümetle nasıl vuruşabilir? İllegal kaçak silahlanma kati bir biçimde yasaklanmıştır; yeraltı ordusu kurmak yasaktır. Hâlâ hükümeti devirmek için devrimci ordudan yararlanmanın zamanı değildir. Şayet herkes devrimi benimserse, kudret otomatik olarak devrilecektir. Adalet görünür olduğunda, insanlar devrimin gerekliliğini görecek ve devrimin evrim olduğunu anlayacaklardır. Ne kadar insan desteklerse, bunu gerçekleştirmek o kadar kolay olacaktır ve ilerleme de o kadar hızlı olacaktır. Devrim sadece bir ya da bir kaç insan tarafından desteklenirse, bu daha tehlikeli ve ilerleme daha yavaş olacaktır. Devrim insanları sinekler gibi öldürecek ve felaketler daima olacaktır… Eğer devrim birçok kişi tarafından desteklenirse, bu daha az tehlikeli olacak ve ilerleme daha hızlı gerçekleşecektir. Bu yüzden devrim çoğunluğun fikir birliğiyle kazanılır. Devrimi herkes desteklerse, bu barışçıl olacak ve iler leme de çok hızlı olacaktır, çünkü hiçbir muhalefet olmayacak tır. Buna uygun olarak, adalete uygun olan her şey yerine getiri lecektir; adaleti ihlal eden her şey bertaraf edilecektir. Toplumsal devrim denilen şey budur. Hükümet kudreti korumak için silahlara güvenir. İktidarını kötüye kullanabilir. Siviller, silahları olmadığı için, hükümetin onlara yaptıklarına tolerans göstermek zorundadırlar… Modern öncesi zamanlarda, hükümet [doğru] yolu izlemezse, insanlar bunu protesto edebilir ve hükümeti devirebilirdi. Günümüzde popüler bir deyiş vardır, “Silahlar ateşlendiğinde devrimci ordular yenilir gider”. Kudret kendini sağlama almak için silahları kullanır. Bunun için, eğer hükümeti alaşağı etmeyi planlıyorsak, ilk önce onun temelini yok etmeliyiz. Silahlara karşı çıkmanın tek yolu, kudret tarafından ezilenlerin, silahların, onların mülkiyetlerini mağdur ettiğinin ve kudretin kişisel mülkiyetini ve çıkarlarını emniyete almak için var olduğunun farkına varmalarını sağlamaktır. Ayrıca, hiçbir neden olmadan birilerini öldürmek en insan dışı davranıştır. Bunu anlayan insan, bunu yapmaya istekli olmayacaktır. Herkes aynı fikirde olursa, silahlar otomatik olarak ıskartaya çıkacak ve hükümet kendi temelini kaybedecektir. Diğer taraftan, eğer kudretin dayandığı silahları da savunuyorsak, her ne kadar bu silahlar kendi çıkarlarımıza hizmet edecek toprakları fethetmek için kullanılmıyor olsa da ve onları sırf, insanlığın düşmanlarını öldürmek için bir kez kullanmayı istiyor olsak da, sadece, bunun sonsuza dek işe yarayacağını umut edebiliriz. İnsanlığın düşmanları silahları, kudreti korumak, ezmek ve insanları sömürmek için kullanır. Hâlâ nasıl silahları savunabilir ve destekleyebiliriz ki? Bana göre, insanlığın düşmanlarını saf dışı bırakmanın tek yolu devrimi yaymak, adaleti haklı çıkarmak ve askerleri ortak yolda eğitmektir. Aksi takdirde, savaşa yürüdükleri zaman askerleri sırtlarını dönmeye nasıl razı edebiliriz? Bunu ortak bir yolda yaparsak, aynı zamanda silahların yayılmasını savunmamıza gerek de kalmaz. Bunu protesto etmeliyiz ve kudretin kendini sağlama almak için bir temelinin olmadığından da emin olmalıyız. Eğer silahları savunur ve yayarsak, devrimi yaymayı ve adaleti haklı çıkarmayı ihmal edersek, insanlar yanlışa kolayca kanacak, durum tarafından onlara zorlanan bencil çıkarlara müptela olacak ve en sonunda kudret tarafından kullanılacaktır. Bu, birini öldürüp sonra silahı eline yerleştirmeye benzer. Ne kadar tehlikeli! …Hırslı insanlar askeri gücü, adalete karşı alınacak bir intikam amacıyla savunur ve genişletir. Yazık! Bu insanların, halk adına kendi çıkarları için çalışanlardan nasıl ayrılacağını bilmiyorum. Bu bana şu kelimeleri hatırlatıyor, “şiddet şiddeti doğurur”. Bu yüzden silahlara muhalefet sadece hükümetlerin temelini yok etmekle kalmaz, ayrıca, savaşların neden olduğu ölümlerden de sakınır. Bu, gerçekten de, insanlığı sürdürmenin doğru yoludur… Hükümet kendini korumaya almak için ve aynı zamanda cesur muhaliflerini ezmek için silahlara güvenir. Yasaya dayanarak, muhalifleri de sınırlar… İnsanı insan yapan özgürlüktür. Başkaları tarafından sınırlandığında (bu yüzden özgür olmadığında) hayvanlardan bile aşağı mevkidedir… Yasa insanoğlunu sınırlar ve özgürlüğü ihlal eder. Bunun için yasa adalete uygun değildir. Ona karşı çıkmamız gerekir. O zaman kudretin halkı aldatmak ve aptallaştırmak için [hiçbir maskesi kalmaz ve biz özgürlüğe ulaşmak için onun sınır lamalarından kurtuluruz. Yasa, özgürlüğü ihlal ettiği ve adalete uygun düşmediği içindir ki, onu saf dışı bırakmamız gerekir. O zaman kudretin insanları sınırlamak için dayanacak bir şeyi kalmaz. Ve biz tam özgürlüğe ulaşırız… Kudretliler, sonsuza dek yüce şerefinden yararlanmayı ister. Vatandaşları yaşamlarını ve mülklerini kendileri için feda etmelerine cesaretlendirmediği takdirde, diğer güçlü ülkelerin aşağı lamalarını ve yönetimini kabul etmek zorunda kalır. Aşağılama onların şerefini alçaltır; teslim olma şerefin sonunu getirir. Bu yüzden, ülke boyun eğdiği takdirde halkın köleleştirileceği ve acı çekerek yaşayacağı fikri, bu kudretin çıkarlarınadır. Şerefi umur sayan ve milliyetçilik ve militarizm tamtamlarını çalan hiçbir hükümet olmasaydı, iki [farklı] tarafa ait olan insanlar farklı hisler duyabilir miydi? İki taraf arasında normal olarak savaş olmama sına rağmen, neden, halka rağmen savaş olmalı? Kendisine fayda sağlamak ve diğerlerini tehlikeye sokmak -yabancı düşmanlığı [ksenofi] ve ayrımcılık daima bundan doğar. Yazık! Hükümet aslında insanların zihnini harap eder ve barışı yok eder… Hükümet olmadığında sınırlar da olmaz; sınırlar olmadığında evrensel harmoni gelir. İnsanlar başkalarını köleleştirmez ve başkaları da onları; insanlar başkalarına bağımlı olmaz ve başkaları da onlara; insanlar başkalarına zarar vermez ve başkaları da onlara. Özgürlük, eşitlik ve hümanitaryanizm denilen şey budur… İnsan dünyaya geldiğinde, kıyafeti, yemeği ve konutu hak eder. Dünyaya gelen bir insan, soğuğa direnmek için kıyafete, aç lığa direnmek için yemeğe, gün ışığına, çiye, rüzgâra, ayaza, yağmura ve kara direnmek için konuta nasıl sahip olamaz? Eğer birisi açlıktan kıvranıyorsa ve ölümüne donuyorsa, bu toplumun hatasıdır. Açlık ve soğuk yüzünden her sene on milyonlarca insan ölüyor. Zenginler için kıyafetler bir dağ gibi yığılırken, yiyecek deniz gibi yükselirken, zenginler asla fakir insanları düşünmezler. Tahıl ambarı dolu, ulusal hazine muazzam; fakat her yer de açlıktan kıvrananlar ve soğuktan donanlar vardır. Bu, özel mülkiyetin sonucudur. Tüm yaşamları boyunca durmadan çalı şanlar yine de yaşamlarını kazanamıyorlar; atalarından mülk miras kalmış zengin çocukları asalak yaşamlarını sürdürüyor. Biri didinmenin yaşamı, diğeri rahatlığın; biri acının yaşamı, diğeri mutluluğun. Ne kadar eşitsiz!… İnsanların diğerlerine karşı mücadele etmelerine sebep özel mülkiyettir… Bir parça toprağı kiralamakla bir köylü kendini doyuramaz; birçok üyesi olan bir aileyi nasıl doyursun? İş sahibi olmak için fabrikaya giren işçiler kapitalistlere bağımlıdır. Yemeğini garantiye almak için durmadan çalışırlar. Bir kez hasta olduklarında veya işten çıkarıldıklarında, aileleri korkunç bir duruma sürüklenir. Yazık! Mülkiyet ortadan kaldırılmazsa, fakir ile zengin arasındaki uçurum daha da açılacaktır. Birkaç kapitalistin rahatlıklarıyla tatmin oldukları, çok sayıda vatandaşın ise sefil yaşamlarıyla ölecekleri gerçeğine nasıl tahammül edebiliriz ki? O halde, mülkiyete karşı çıkmak, kapitalistlerin gaddarlığını saf dışı bırakmak ve vatandaşları zorluk tan kurtarmaktır. Özel mülkiyet ortadan kaldırıldığında ve mülkiyet ortak hale geldiğinde, fakir ile zengin arasında bir fark kalmayacaktır. Açlık ve donmaktan endişelenmek sona erecektir, insanlar birlikte çalışacaklar ve birlikte hayattan zevk alacaktır, birlikte çalışıp birlikte dinleneceklerdir. Komünist toplumun olgusu bu değil midir? …Din aklı sınırlar, ilerlemeye engel olur ve insanları itaatkâr kılar. Batıl inanç ondan doğar. Körü körüne itaat, boyun eğmekten kaynaklanır. Sözüm ona yüksek rahipler ve azizler… insanları, onların zayıflığını ve amansız ölüm korkularını sömürerek korkuturlar; ölümsüz ruhlar hayaliyle onları şevklendirirler. Uçarı yaşamları için kötülük vaat ederek, onları dehşete düşürürler… insanları cennetteki mutluluk için buradaki yaşamlarından vazgeçmeye istekli hale getirirler… Yaşamı ele geçmez bir hayal, ölümden sonrasını gerçek bir şey haline koyarlar. Bu yolla insanlar bu yaşamı küçümserler… Din, hükümetin bir aracı haline gelmiştir. Politikayla birlikte ilerler. Politika, insanlığın evrimini gözle görünür olarak engeller, din ise bunu görünmez şekilde yapar… Dinin yerine eğitimi koymamız ve batılı bilim sayesinde onu defetmemiz gerekiyor. İnsanların kurtuluş yolu olarak hâlâ dini görmeleri ne kadar yanlış! …Din, ayrıca, devrimin zıttıdır. Devrim ilerlemeyi hedefler, din muhafaza etmeye tapar; devrim eylemi vurgular, din eylemsizliğe tapar. Eğer ilerlemeyi hedeflersek, toplum günden güne yeniden düzenlenecektir. Eğer tutuculuğa saygı duyarsak, dünya her gün daha fazla kötüleşir. Eğer eyleme vurgu yaparsak, yeni girişim ve yeni bir toplum günden güne ortaya çıkar. Eğer eylemsizliğe saygı duyarsak, tiksindirici ve iğrenç olan gittikçe daha geçerli hale gelir. Dolayısıyla din, devrimin evrenselleşmesine mani olur. Devrimi yaymak için dine karşı çıkmamız zorunlu dur. Din ayrıca bilimin gelişimini de geciktirir. Bilimi geliştirmek için dine karşı çıkmamız zorunludur. Bu nedenle, dine karşı çıkmak devrimi yaymalı ve bilimi geliştirmelidir… Hükümeti ortadan kaldırma fikrini ve metodunu anlamayanların çoğu devrimcilere iyi gözle bakmamaktadır. Yine de, devrimciler kudretin insanlara zulmetmesine ve evrimi engellemesine müsaade edemez. Devrimciler, bir ya da iki insanlık düşmanına suikast düzenlemelidir. Eylemlerinin, insanların içinde oldukları kötü vaziyeti göstermesini ve kudreti korkutmasını umut ederler… Suikast düzenlemek devrimci dalgalanmayı canlandırmaya ve sosyal evrimi hızlandırmaya yardım edecektir. Çalkalanma bir kez başladığında, devrimci makine işlemeye başlayacaktır. Sahte devrimciler, devrimi bir vesile olarak kullanır ve sadece kendi çıkarlarıyla ve ünleriyle ilgilidirler. Kolayca geri çekilirler veya devrimin aleyhine dönerler. Gerçek devrimciler gerçeğe ve adalete inanır. Cesurca ileriye yürürler. Kudret, insanlara gözdağı vermek için zalimce öldürmeye ve vahşi işkenceye başvurduğunda, gaddarlığı, aksine, aşikâr olur. Bu, var olan düzene güvenenleri ve devrimcilere muhalefet edenleri uyandırır. Bu insanlar, anarşistlerin neden insanlık düşmanlarını öldürdüklerini ve vahşi olan hükümetleri neden yok ettiklerini anlamaya başlarlar. En samimi insanlar, kudrete saldırmaz ve var olan düzene teslim olur, devrime serzeniş ederler. Suikastçiler sadece devrimci dalgalanmayı uyarmakla ve devrim makinesini ateşlemek le kalmazlar, devrimci hareketi de yaratırlar. …Suikast şeytanın yok edilmesi içindir, birinin kendi çıkan için değil; adalet içindir, şan ve şöhret için değil; kudretin saf dışı bırakılması içindir, intikam için değil. Suikast eğer kişisel çıkar içinse, bu, suikast değil cinayettir; eğer şan şöhret içinse, bu, suikast değil, gereksiz şiddettir; eğer intikam içinse, bu, suikast değil, çığırından çıkmış bir öldürmedir. Sadece geçerli amaçlan olan öldürme eylemine suikast denebilir. Sadece cesareti ve amacı olan bir insan buna teşebbüs edebilir. Suikast, mutlak adalet ten ve mutlak içtenlikten çıkar. Eğer halk bunu yapmak için sadece cesarete ve geçici kızgınlığa dayanırsa, asla ilkeyi anlayamayacak ve suikast sadece kişisel çıkarlar için kullanılmış olacaktır. Ya da sadece intikam için… Yazık! Bu nasıl suikast olabilir ki! Hükümet kitleleri katleder ve yasaya dayanarak, bunu yasal öldürme olarak aklar. Eğer suikast adalete uygun olmazsa, bunun hükümetten bir farkı olmayacaktır. Suikastçiler, yardımsever ve dürüst insanlar olmak zorundadır. Neden zenginler daima mutlu, fakirler de didinmenin mahkumlarıdır? Çünkü zenginler, fakirleri köleleştirmek için mülkiyete dayanırlar; çalışmazlar, ama rahatın ve mutluluğun tadını çıkarırlar. Fakirler ise rahat ve mutluluk olmadan çalışır. Bu, en büyük eşitsizliktir. İnsanlığı sürdürmek adına bunu kabul edersek, zengin daha zengin, fakir daha fakir olacaktır. Buna direnmenin yolu nedir? Zenginlerin servetlerini sıkıntıdan kaçın mak ve fakirlere dil uzatmak için kullanmalarını önlemeye hizmet edecek olan grevler… Grevler, köleliklerini kırmada işçilere yardım eder, ama bu grevler ne dinlenmek içindir, ne de daha fazla para için. İşçiler, kendi coşkularına uygun işi seçebilir ve hem vücutlarını hem de zihinlerini eğitebilirler. Zihin, bilgiyi arar; vücut, fiziksel gücün peşindedir. Sadece zihnin kullanımı zayıf fiziksel güçle, sadece vücudun kullanımı azgelişmiş zihin ile sonuçlanır. Her ikisi de sağlıklı değildir. Zihin, kuvveti güvenceye almalıdır; vücut zihni sağlama almalıdır. İkisinin karşılıklı dayanışması en sağlıklı yoldur… Dar kafalılığa alışmış olan ve kişisel çıkarıyla tükenen biri entelektüel olarak gelişemez. Entelekt geliştiği zaman, insanın krala ve ailesine duyduğu önceki sevgisi ülke sevgisine, kendi bedeni ne ve ebeveynlerine duyduğu önceki sevgisi, ırk sevgisine ve ülkesine ve ırkına duyduğu önceki sevgisi insanlık ve dünya sevgisine doğru genişler. Hayırseverlik doğaldır. İnsanlar, dar kafalılığa ve çıkarlara uygun olarak sürekli tercihlerini değiştirler. Ancak, bunu bir kez aştıklarında, hayırseverlik gerçekleştirilebilir. Dar kafalılık aileden kaynaklanır. Aile evlilikten kaynaklanır. Eğer gelenek ve görenekleri saf dışı etmek istiyorsak, işe evlilikten başlamak zorundayız. Aileyi ortadan kaldırmak için, evliliği ortadan kaldırmamız şarttır. Evlilik ortadan kalktığında, aile var olamaz. O zaman insanlar kendi çıkarlarının üstüne yükselecektir. Dar görüşlülük olmadığında, insanlar birbirine yardım edecektir. O zaman tüm dünya üzerindeki insanlar tek bir aile ye mensup olacaklardır. Dünya böylece büyük ahenge ulaşacaktır. O zaman, kral ile bakan arasında, baba ile oğul arasında, koca ile karı arasında ve kardeşler arasında bir fark kalmayacaktır; sadece dostların sevgisi var olacaktır. Sevgi böylece evrensel olabilir. Çıkarlar insanların temel kaygılarıdır. Geçimleri için mücadele ederler. Üst kazanır ve ast kaybeder. Mücadeleleri kıyafet, yiyecek ve konut içindir. Bu yüzden, özel mülkiyet çok değerlidir. Bireyler güçsüz olduğu için bir araya gelirler. Grup büyük ve güçlü olduğunda daima kazanır; grup küçük ve zayıf olduğunda daima kaybeder… Avantajlarını sürdürmek için hükümet kurmak zorundadırlar. Böylece ulusal sınırlar kurulur. Bu yüzden, çıkarı ortadan kaldırmak için işe ulusal sınırlardan başlamamız gerekiyor. Özel mülkiyet defedildiğinde, ulusal ve ırksal sınırları belirlemek için bir yol kalmayacaktır. Bu sayede insanlar çıkar düşüncesini yok edecektir. İnsanlık eşitliğe ulaşacak ve büyük ahenkten zevk alacaktır. Hiçbir ulusal ve ırksal sınır kalmayacak, sadece hayırseverlik olacaktır. Sevgi bu sayede evrensel olacaktır.
Chu Minyi (Yeni Çağ, No. 15, 17, 18, 20 & 23, Eylül-Kasım 1907)
Çeviri: Nil Erdoğan, Mustafa Erata Bu yazı Robert Graham’ın ANARŞİZM: Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi isimli kitabından alınmıştır.
http://anarsizm.org/evrensel-devrim-1907-chu-minyi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.10.06 22:53 dolarnekadar Dolar kuru

Dolar kuru, bir doların ABD dolarına (USD) karşı bir döviz kurudur . Enternasyonal piyasalarda işlem gören para birimlerinin bir çok USD başına döviz cinsinden birim olarak verilmiştir. Sadece, euro, İngiliz sterlini ve Avustralya doları benzer biçimde bazı para birimleri döviz başına ABD doları cinsindendir.

Dolar Kuru Düşüş Ve Yükseliş

Dolar kuru, başka bir ülkenin para biriminin ABD dolarına çevrildiği orandır. Mesela, bir Kanada dolarına dolar oranı 0,75 ise, bir ABD dolarının bir Kanada dolarının dörtte üçü ile değiştirilir.

Dolar Oranının Önemi

Dolar kuru, dünya genelinde para birimlerinin nispi değerini yansıtmaktadır . Kur riski, belli para birimlerinin göreceli tutarındaki değişimin, yabancı para cinsinden meydana getirilen yatırımların kıymetini düşürdüğü anlamına gelir. Bu tipik olarak yabancı para cinsinden faiz ve anapara ödemeleri meydana getiren tahvil sahipleri için en mühim risktir bu sebeple dolar oranı yatırımcının gerçek getiri oranını etkisinde bırakır .
Bir para birimi değerlendiğinde, ülke daha pahalı ve internasyonal olarak daha azca rekabetçi bir hale gelir. Vatandaşları daha yüksek bir yaşam standardına haiz bu sebeple internasyonal ürünleri indirimli fiyatlarla satın alıyorlar. Para birimi kıymet kaybetmiş olduğu süre, mahalli ürünler daha rekabetçi hale gelir ve ihracat artar. Enternasyonal ürünler alırken gelirler o denli da yüksek değildir. Mesela, dolar oranı düştüğünde, ABD ürünleri internasyonal olarak daha ucuz hale gelir ve ABD şirketleri ihracatlarını artırır. İhracat meydana getiren firmalar daha çok işçi istihdam ediyor ve istihdam artıyor. ABD Birleşik Devletleri’nde satılan yabancı ürünlerin daha pahalı hale gelmesi sebebiyle ithalat azalmaktadır. ABD Birleşik Devletleri yabancı turistler için daha ucuz hale geliyor ve gezim gelirleri artıyor. Sadece, Amerikalıların yurt dışına gezi etmesi daha pahalıdır. İthal edilen ürünlerin tutarları artar ve daha yüksek enflasyona neden olur.
Dolar Oranını Etkileyen Faktörler
Arz ve talep , bir para biriminin fiyatını belirler. Bazı insanoğlu, firmalar yada hükumetler, doların kıymetini çoğaltmak yada azaltmak için öteki para birimleri için dolar alır yada satar. Mesela, Amerikalı ithalatçılar yen için bir bankada dolar takas ediyorlar, arkasından ABD’de satılık Japon otomobilleri alıyorlar ve bir dolar deposu yaratıyorlar. Aynı şekilde, bir Japon ithalatçı yen için dolar takas etti sonrasında Japonya’da satılan Amerikan otomobillerini satın alarak dolarlar için bir talep yarattı.
Internasyonal yatırımcılar dolar oranını da etkiliyor. Mesela, Amerikalı yatırımcılar yen için Japon borsasında hisseleri satın almak için dolar alış verişinde bulunurlar. Aynı şekilde, Japon yatırımcılar da ABD piyasalarına yatırım yaparak dolar karşılığında yen karşılığında dolar talep ediyorlar.
Hükumetler dolar oranını da etkiliyor. Her ülke, internasyonal borç, ithalat ve öteki amaçlarla ödeme yapmak için altın ve yabancı para birimlerinin rezervlerini meblağ. Mesela, Japon hükumeti dolar rezervini artırmaya karar verdiğinde, yen’i dolar satar ve dolar için talep yaratır. ABD hükumeti yen rezervlerini artırdığında yen için dolar satar ve dolar için bir arz yaratır.

Döviz kuru

Dolar kuru iki para birimi arasındaki nispi değerdir. Basitçe söylemek gerekirse, “döviz kurları diğerine takas edebileceğiniz bir para birimidir.”
Seyahatte döviz kuru, bir ABD doları ile satın alabileceğiniz para miktarı yada yabancı para cinsinden miktarı ile tanımlanır. Döviz kuru bir ABD doları için kaç pezo , euro yada baht alabileceğinizi (ya da bir doların karşılığının başka bir ülkede ne alacağını) tanımlar .

Oranı hesapla

Döviz kurunu hesaplamak basittir sadece günlük olarak değişebilir. Örnek olarak: Diyelim ki Euro döviz kuru 0,825835. Bu, bir ABD Doları’nın 0,825835 Euro’dan satın almış olduğu yada takas edilebileceği yada “kıymeti” olduğu anlamına gelir.
İki Euro’nun ABD Doları’nın ne kadar değerinde bulunduğunu bulmak için, bir Euro’nun kaç ABD Doları değerinde bulunduğunu hesaplamak için 0.825835 ile 1’i (bir dolar benzer biçimde) bölün. Bundan dolayı:
Döviz kurunu kullanarak, $ 1’ın 0,80 Avro’nun birazcık üstünde bulunduğunu görebilirsiniz. İki ABD Doları ortalama 1.65 Avro, iki Euro ise ABD Doları cinsinden 2.40 ABD Dolarına eşittir.
Yaşayacağınız döviz kurlarının çoğunluğu esnek döviz kurlarıdır. Kısaca, ekonomik faktörlere bağlı olarak döviz kuru yükselebilir yada düşebilir. Bu durumlar günlük olarak, çoğu zaman seyahatiniz sırasındaki minik kesirler ile değişebilir.
Para birimleri arasındaki esnek döviz kurları, bir döviz piyasası yada özetlemek gerekirse “forex” tarafınca belirlenir. Bu piyasalar, yatırımcıların bir para birimini öteki parayla satın alma fiyatlarını, o ülkenin parası güçlendiğinde daha çok para kazanma ümidiyle düzenler.
Esnek bir döviz kuru örneği için , ABD Birleşik Devletleri ve Kanada arasındaki geçişlere bakın . 2017 yılının Nisan ayında bir Amerikan Doları, 1.28 $ Kanada Doları değerindedir. Nisan ve Ağustos 2017 içinde, kıymet ortalama sekiz sent azaldı ve Kanada Doları döviz kurunda birazcık daha güçlendi. Fakat 2018’in başlangıcında Amerikan Doları tekrardan güçlendi. Mayıs 2017’de Kanada’nın Niagara Şelalesi’ne tatile giderseniz, Amerikan Dolarınız 1.37 $ değerinde Kanada Doları olmuş ve size daha çok alım gücü elde edecektir.
Fakat aynı geziyi Eylül 2017’de yaptıysanız, Amerikan Doları‘nız her biri yalnızca 1,21 $ Kanada Doları değerinde olurdu – para biriminde mühim bir yitik.

Durağan(durgun) Döviz Kuru Nedir?

Bir çok ülke döviz piyasasındaki para birimlerindeki farkı fiyatlandırırken, bazı ülkeler para birimlerinin dolar kuru dış para birimleri karşısında denetim ederler. Buna durağan(durgun) döviz kuru denir .
Değişik hükümetler, dolar kurunu korumak için değişik gerekçeler sunmaktadır. Bir Küba Cabrio Pesosu’nun bir Amerikan Dolarına eşit olduğu Küba’da ABD ambargosu ve siyasal farklılıklar, Küba hükümetinin gezgin dolarlarına Amerikan doları benzer biçimde işlem etmesine niçin oldu. Ayrıca, Çin’de hükümet, para birimlerini Dolara karşı “sabitlemeye” karar verdi ve bazılarının dünyanın en kalabalık ülkesini bir “para manipülatörü” olarak görmesine yol açtı.
Bunu şöyle düşünün: dolar kuru, yabancı para biriminin değerinin ne kadar bulunduğunu denetim ederek bir döviz kurunu korumaya çalışır, esnek döviz kurları bir ülkenin genel mali sağlığının gücü de dahil olmak suretiyle çeşitli ekonomik faktörlere dayanır.

Döviz Kurunu Neler Etkileyebilir?

Esnek dolar kuru günden güne değişebilir, sadece çoğu zaman bir kuruşun altındaki oldukça minik artışlarla. Sadece hükümet değişimleri yada iş kararları benzer biçimde büyük ekonomik faktörlerin internasyonal döviz kurları üstünde tesirleri olabilir.
Mesela, ABD Doları’nın 2002 ve 2015 yılları arasındaki değişimlerini göz önünde bulundurun. ABD’nin ulusal borcu 2002 ve 2007 yılları aralığında mühim seviyede yükseldiğinde, Amerikan Doları, internasyonal emsallerine kıyasla kıymet olarak düştü. Iktisat, “Büyük Durgunluk” a girdiğinde, dolar bir miktar güç kazanmıştı, bu sebeple büyük firmalar servetlerini koruyorlardı.
Ne süre Yunanistan ekonomik çöküşünün eşiğinde bulunduğunu , Avro tutarındaki zayıfladı. Buna karşılık Amerikan Doları güçlenerek Amerikalılara Avrupa Ekonomik Bölgesi’nde daha çok alım gücü kazandırdı. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılması için meydana getirilen referandum oyu , doların kıymetini daha da değiştirdi ve İngiliz Sterlini’ne bile daha yaklaştı.
Internasyonal durumlar, ABD Dolarının yurtdışında ne nadar kıymetli bulunduğunu etkileyebilir. Bu şeylerin yurtdışındaki satın alma gücünüzü iyi mi değiştirebileceğini anlayarak, paranızın mahalli para birimiyle ne süre değiştirileceğine yada Amerikan Doları’nı ne süre alacağınıza ve kredi kartınızı yada banka kartınızı kullanarak ne süre harcayacağınıza karar verebilirsiniz.
Banka Ücretleri Döviz Kurlarının Bir Parçası mı?
Seyahate çıkmadan ilkin, “internasyonal işlem tutarı ödemeyen” kredi kartı yada banka kartı teklifi alabilirsiniz. Bunların döviz kurları üstünde tesiri var mı?
Gezi edenlere bir hizmet olarak, bankalar yurt dışındayken banka yada kredi kartıyla meydana getirilen alışverişleri gerçekleştirmeyi seçebilirler. Bununla beraber, birçoğu işlem için kimi zaman “internasyonal işlem tutarı” olarak adlandırılan ek bir ücret ödemeyi de seçer. Bu çoğu zaman işlem tutarının bir yüzdesi olarak alınır ve banka ücretlerinden ayrı olabilir.
Bunlar ayrı ücretler olduğundan internasyonal bir işlem tutarı, döviz kurunun bir parçası olarak kabul edilmez . Yurtdışındayken en iyi tutarları almak için, daima internasyonal bir işlem tutarı almayan kredi ve banka kartlarını kullandığınızdan güvenli olun .

Döviz Kuru Nedir, Niçin Bilmeliyim?

Seyahate çıkmadan ilkin yada gezi ederken, döviz kurunun ne işe yaradığını bilmeniz gerekir, böylece paranızın ne kadar kıymetli bulunduğunu başka bir ülkede bileceksiniz. Eğer bir dolar yurtdışında bir dolara değmiyorsa, buna bakılırsa bütçeleme yapabilirsiniz ve şimdi gezi ederken hakikaten ne kadar harcadığınızı görebilirsiniz.
Ek olarak, seyahate çıkmadan ilkin döviz kurunu bilmek, gitmeden ilkin para birimi dönüştürme işleminde en iyi teklifi almanıza destek olabilir. Varışta minik bir döviz bulundurmak daima önemlidir, bu yüzden gezi etmeden ilkin döviz kurlarını takip ederek, gezi etmeden ilkin bankanızdan yada seçilen döviz kurundan en oldukça parayı alabilirsiniz.

Param için En İyi Döviz Kurunu Iyi mi Alabilirim?

Size doğru yada tamamen adil bir döviz kuru sunmak için sokak kiosklarına yada başka bir ülkedeki havaalanı kiosklarına güvenmeyin. Sokaktaki yada hava alanındaki döviz bozdurma bölgeleri, yolcuları çekmek için hiçbir şey yapmaları gerekmediğini biliyor, bu yüzden her işlemin üzerine büyük bir komisyon alıyorlar. Netice olarak, karşılığında oldukça azca para almak için, bu borsalardan biriyle büyük oranda paranız olacak.
Ücretin ne işe yaradığını biliyorsanız, paranızı takas etmek için en uygun bölgeler bir banka yada ATM’dir. Bankalar hem de dünyanın dört bir tarafındaki standart saatlerde çalışmış oldukları için paranızı bir bankaya almak daima uygun olmayabilir. ATM’ler iyi bir yedekleme planı sunar, bu sebeple çoğu zaman mahalli para birimini geçerli döviz kurundan alabilirsiniz. Akıllı gezginler ek olarak ATM tutarı yada internasyonal işlem tutarı almayan bir banka kartı kullandığından, paranızın gerçek kıymetini daima alırsınız.
Sadece yurtdışında bir kredi kartı kullanmayı seçerseniz, en iyi seçeneğiniz daima mahalli para biriminde ödeme yapmayı seçmektir. Bazı durumlarda, ödeme meydana getiren firmalar Amerikan Doları cinsinden ödeme hayata geçirmeye karar verirseniz işlem ücretlerini eklemeyi seçebilirler; Kredi kartınızın internasyonal bir işlem tutarı yoksa, mahalli para biriminde ödeme yapmak, satın aldığınız noktada, üstüne gizli saklı bir ilave ücret ödemeden en iyi döviz kurunu verebilir.
submitted by dolarnekadar to u/dolarnekadar [link] [comments]


2019.07.27 12:14 Haberfutbol24 27 Temmuz 2019 Cumartesi Spor Haberleri

27 Temmuz 2019 Cumartesi Beşiktaş Haberleri
Karol Mets'ten Beşiktaş açıklaması!
Vitor Hugo transferinin olumsuz sonuçlanmasının ardından rotasını başka stoperlere çeviren Beşiktaş'ın İsveç ekiplerinden AIK Solna'da forma giyen Eston stoper Karol Mets'le ilgilendiği iddia ediliyordu. 26 yaşındaki futbolcudan Siyah Beyazlılar'la ilgili flaş bir açıklama geldi.
Vitor Hugo transferinin olumsuz sonuçlanmasının ardından rotasını başka stoperlere çeviren Beşiktaş'ın İsveç ekiplerinden AIK Solna'da forma giyen Karol Mets'le ilgilendiği iddia ediliyordu. Abdullah Avcı'nın da kadrosunda görmek istediği öne sürülen 26 yaşındaki Eston savunmacıdan konuyla ilgili flaş bir açıklama geldi.
İsveç'te yayım yapan Fotbolls Kanalen adlı internet sitesine konuşan Mets, "Eğer Beşiktaş benimle ilgileniyorsa bu, güzel bir şey. Zira Beşiktaş gibi büyük bir kulübün sizi istemesi, işinizi iyi yaptığınız anlamına gelir. Ancak şu anda tamamıyla Sirius ve Maribor maçlarına odaklanmış durumdayım. Bana gelen resmi bir teklif olmadığından konuşulanlar sadece dedikodudan ibaret." ifadelerini kullandı.
AIK Solna'nın sportif direktörü Björn Wesström ise oyuncularının Beşiktaş'a gidip gitmeyeceğiyle ilgili soruya "Bize ulaşmış herhangi bir teklif yok. Dolayısıyla bu konuda yorum yapamam. Şayet bir şey duymuş olsak bunu basına yansıtmazdık. Şu anda Mets'i satmak gibi bir planımız yok. Şayet giderse bu, fantastik bir hikaye olur ama beni de fazlasıyla şaşırtır." şeklinde cevap verdi.
Beşiktaş'a bedava stoper: Facundo Rancaglia!!!
Stoper arayışlarına devam eden Beşiktaş, Celta Vigo'da forma giyen savunma oyuncusu Facundo Roncaglia'nın menajeriyle görüştü.
İspanyol ekibinin yeni sezonda kadro planlamasında yer almayan 32 yaşındaki Arjantinli stoper Facundo Roncaglia için bonservis de talep edilmiyor.
Yabancı basında yer alan iddialara göre, oyuncunun menajeri Claudio Corti ile temasa geçilmiş durumda… Daha önce Boca Juniors, Espanyol, Fiorentina, Genoa ve Valencia gibi kulüplerin formasını giyen Roncaglia için imza parası konusunda pazarlıklar sürüyor.
Beşiktaş'ta Lens'in yerine Konoplyanka!!!
Siyah-Beyazlı yönetim yıllık 2.3 milyon Euro kazanan Lens’i takımdan göndermenin yollarını arıyor... Beşiktaş eğer Hollandalı yıldızla yolları ayırırsa Schalke’den kopma noktasına gelen Konoplyanka transfer edilecek.
Beşiktaş yeni sezon için tranfser çalışmalarını yoğunlaştırdı. Teknik Direktör Abdullah Avcı'nın performansını beğenmediği Jermain Lens için teklif bekleyen Siyah-Beyazlı yönetim, yıllık 2 milyon 300 bin Euro kazanan Hollandalı yıldızdan kurtulmak istiyor.
DAHA ÖNCE TEMAS KURULDU
Yönetim Lens'i elden çıkarırsa Konoplyanka transferini noktalamak için harekete geçecek. Siyah-Beyazlı yönetimin daha önce Schalke ile görüştüğü ortaya çıktı.
KONOPLYANKA DA ÇOK İSTİYOR
Schalke ile yapılan görüşmelerde büyük yol katedildiği ve Ukraynalı oyuncunun da Beşiktaş'a sıcak baktığı ifade edildi. Avcı ise Konoplyanka'yı joker olarak kullanmak istiyor.
İSTEDİĞİ ÜCRET AŞAĞI ÇEKİLECEK
Schalke ile bir yıllık sözleşmesi olan Konoplyanka'nın yıllık istediği ücretin aşağı çekilmek istendiği öğrenildi. Schalke'nin uygun bir bonservis ücreti ile yıldız oyuncuyu bırakması bekleniyor.
Beşiktaş'ta yeni sezon hazırlıkları sürüyor...
Beşiktaş, Avusturya kampındaki yeni sezon hazırlıklarını dün akşam yaptığı antrenmanla sürdürdü.
Siyah beyazlı yönetim kurulu üyeleri Umut Güner ile Ahmet Kavalcı’nın da izlediği basına kapalı yapılan antrenman, 1.5 saate yakın sürdü. Teknik direktör Abdullah Avcı yönetiminde yapılan idman, kondisyon ve taktik çalışmasıydı. Antrenman, sahada yapılan ısınma koşuları, istasyon koşuları ve streching çalışması ile başladı.
Pas çalışması, 5’e 2 çalışması, dar alanda oyun ve kontrol pas çalışması yapıldı. Antrenman, taktik programının yer aldığı uygulamalar, yarım sahada yapılan taktik maçı ve şut çalışması ile sona erdi.
Beşiktaş, Avusturya kampında ilk hazırlık maçını bugün TSİ 18.00’de İspanyol ekibi Eibar ile oynayacak.
Beşiktaş'ın yeni kaptanı Burak Yılmaz
Beşiktaş’ta yeni sezonda kaptan Burak Yılmaz oldu. Yönetimin kararı ve teknik direktör Abdullah Avcı’nın onayıyla deneyimli oyuncu dün resmi olarak Siyah-Beyazlılar’ın birinci kaptanı oldu.
Beşiktaş'ta yönetim kaptanlık görevinde de değişikliğe gitmeye hazırlanıyor. Geçen sezon Kara Kartal’da kaptanlar sırasıyla kaleci Tolga Zengin, Oğuzhan Özyakup ve Necip Uysal’dı. Kadro dışı kalan Tolga ile yollar ayrılırken Oğuzhan ve Necip'in düzenli olarak ilk 11’de forma giyememesi yönetimi harekete geçirdi.
11 yıllık aranın ardından geçtiğimiz sezon Beşiktaş’a geri dönen Burak Yılmaz, sergilediği performans ile kaptanlığa kadar yükselme başarısı gösterdi.
33 yaşındaki golcü, sadece saha içindeki performansıyla değil, özel hayatıyla da takım arkadaşlarına örnek bir futbolcu profili sergiliyordu. Başkan Fikret Orman’ın, ‘Kaptan’ olarak hitap ettiği tecrübeli yıldız, Abdullah Avcı’nın da onayıyla takımın yeni kaptanı oldu.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

27 Temmuz 2019 Cumartesi Fenerbahçe Haberleri

'Elmas' ayarında Allahyar!

Sarı-lacivertlilerde, Hertha Berlin maçında attığı gol başta olmak üzere kamp boyunca potansiyeliyle fark yaratan Allahyar Sayyadmanesh, herkesi heyecanlandırdı. Eljif Elmas’a benzer bir yol izleyeceği düşünülen İranlı yıldız şimdiden umutlandırdı.
Transfer döneminde Eljif Elmas’ı 19 milyon euroya varan tarihi bir maliyetle Napoli’ye satarak rekor kıran Fenerbahçe’de yeni bir ışık daha parlamaya başladı.
Hertha Berlin’le oynanan son hazırlık maçında attığı gol ve kamp döneminde potansiyelini göstermesiyle herkesi heyecanlandıran Allahyar Sayyadmanesh, ‘Eljif Elmas’ etkisi yaratmaya başladı.
İranlı forvetin, benzer şekilde keşfedilip transfer edilmesi sonrası gelecek açısından herkes umutlandı. İran’da A Milli Takıma kadar yükselen ve ülke futbolunun geleceği en parlak yıldız adayı olarak gösterilen Allahyar, camiayı heyecanlandırıyor.
Özellikle bu sezon ciddi süre alabilecek kapasitede olduğu belirtilen 18 yaşındaki golcünün, hem fiziksel hem mental hem de golcü vizyonuyla çok yetenekli olduğunun altı çiziliyor. 2-3 sene içerisinde Eljif de olduğu gibi yine yüksek bedelli bir satışın gerçekleşebileceği belirtiliyor.

Takip altında

Allahyar’ın şimdiden birçok scoutun listesinde olduğu, sezon boyunca da sürekli takip altında tutulacağı aktarıldı. Özellikle Fenerbahçe’nin Avrupa kupalarına katılması halinde de daha çok vitrine çıkması beklenen genç oyuncunun, İran Milli Takımı’na da düzenli seçilmesi bekleniyor.
Sarı-lacivertliler önemli bir futbol potansiyeline sahip olduklarını vurguluyor.

Ersun Yanal'a Ferdi Kadıoğlu isyanı!

Maçlarda süre alamamasına İnstagram’daki Fenerbahçe fotoğraflarını kaldırarak tepki gösteren Ferdi Kadıoğlu’na taraftar destek verdi. Sosyal medyada Ersun Yanal ve sürekli oynattığı Alper Potuk ağır bir şekilde eleştirildi.
Fenerbahçe'nin genç yeteneği Ferdi Kadıoğlu, Wolfsburg ile oynanan hazırlık maçında asıl mevkisi forvet arkası olmasına rağmen, son 20 dakikada sağ bekte görevlendirilmiş, Hertha Berlin karşılaşmasında ise hiç süre alamamıştı.
19 yaşındaki futbolcu da teknik heyetin kararına Instagram hesabındaki F.Bahçe fotoğraflarını kaldırarak tepki göstermişti. Ferdi'nin bu tepkisi sosyal medyada farklı yorumlara neden oldu.
Taraftarların büyük bir çoğunluğu Ersun Yanal'ın Ferdi dururken sürekli Alper'i oynatmasını eleştirirken bazıları ise oyuncunun Fenerbahçe fotoğraflarını kaldırarak haklıyken haksız duruma düştüğünü dile getirdiler.

Fenerbahçe'de sırada Juan Jesus var!

Savunmayı sağlama almak isteyen Kanarya, Romalı stoperle de görüşüyor. Kanarya 28 yaşındaki Brezilyalı yıldız için tüm şartlarını zorlayacak. Yönetim, İtalyanlar'la görüşme halinde.
F.Bahçe transferde gözünü kararttı. Sarı- Lacivertliler, eski oyuncusu Simon Kjaer için Sevilla ile anlaştı. Danimarkalı oyuncunun Kadıköy'e dönmesine sayılı günler kaldı.
YÖNETİM ISRARCI
Savunmasını sağlama almak isteyen Fenerbahçe, Kjaer'in yanına topu oyuna sokma becerisi daha yüksek bir stoper daha istiyor. Sarı-Lacivertliler'in hedefindeki isim ise Roma forması giyen Juan Jesus... Kanarya 28 yaşındaki Brezilyalı yıldız için tüm şartlarını zorlayacak. Yönetim, İtalyanlar'la görüşme halinde.

Fenerbahçe'den Choupo Moting hamlesi!!!

Kadrosuna bir golcü daha eklemek isteyen Fenerbahçe, PSG’de istenmeyen adam ilan edilen Kamerunlu yıldız Choupo Moting’in peşinde. Yönetim, 30 yaşındaki kanat forvet için birkaç gün içinde harekete geçecek. Teknik Direktör Ersun Yanal da Moting ismine çok sıcak bakıyor.
Max Kruse ve Vedat Muriç gibi golcüleri kadrosuna katan Fenerbahçe yeni bir yıldızın peşinde. Sarı-Lacivertliler, Fransız devi Paris Saint Germain forması giyen 30 yaşındaki kanat forvet Choupo Moting ile temasa geçti. Taraflar önümüzdeki günlerde bir araya gelecek.

TUCHEL İLE SORUNLAR YAŞIYOR

Teknik Direktör Thomas Tuchel ile sorun yaşayan Kamerunlu oyuncu Moting, Paris'ten ayrılmak istiyor. PSG'nin de yıldız oyuncuya gelecek tekliflere sıcak bakacağı öğrenildi.

49 kez milli formayı giydi

Kamerun ve Alman pasaportu taşıyan Moting, daha önce Stoke City, Schalke, Mainz, Hamburg ve Nürnberg formaları da giydi. Kamerun Milli Takımı'nda 49 maçta 14 gol attı.

365 maçta 68 gol kaydetti

Geçen sezon Paris Saint Germain ile 31 maça çıkan Choupo Moting, 3 gol atarken 2 de asist yaptı. Tecrübeli oyuncu kulüp kariyerinde 365 maçta 68 kez rakip fileleri havalandırdı. Choupo Moting, uzun boyu olmasına rağmen gayet atletik hızlı ve çabuk.

"Serdar Aziz" ve "Tolgay Arslan"dan Fenerbahçe'ye kötü haber

Fenerbahçe'de Hertha Berlin maçında sakatlanan Serdar Aziz ve Tolgay Arslan'ın sakatlıklarının ciddi olduğu öğrenildi.
Hertha Berlin maçının ilk bölümünde sakatlanan ve sedyeyle oyunu terk etmek zorunda kalan Tolgay Arslan'ın 1 ay sahalardan uzak kalacağı bilgisi edinildi.
Jailson'un sert şutunda top eline çarpan ve aynı maçta bir süre saha dışında kalan Serdar Aziz de 15 gün yok.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

27 Temmuz 2019 Cumartesi Galatasaray Haberleri

Galatasaray'dan transferde son dakika hamlesi: Ismael Bennacer!

Yaz transfer döneminde kadrosuna bir ön libero takviyesi yapmak isteyen Galatasaray'la ilgili Fransız basınından gündem yaratan bir iddia geldi. Sarı Kırmızılılar'ın Empoli'nin Cezayirli futbolcusu Ismael Bennacer'i kadrosuna katmak için yoğun bir çaba harcadığı öne sürüldü.
Yaz transfer döneminde kadrosuna bir ön libero takviyesi yapmak isteyen Galatasaray'la ilgili Fransız basınından gündem yaratan bir iddia geldi. Ülkede yayım yapan Soccer Link adlı internet sitesi, Sarı Kırmızılı kulübün Serie A ekiplerinden Empoli'de forma giyen Cezayirli futbolcu Ismael Bennacer'i kadrosuna katmak için yoğun çaba harcadığını yazdı.
Haberde Galatasaray yöneticilerinin sözleşmesi 2021 yılında sona erecek olan Bennacer'in transferi konusunda son derece ısrarcı olduğu ve oyuncu için Empoli'ye Milan'ınkinden daha yüksek bir teklif yapmaya hazırlandığı ifade edildi. Bununla birlikte yıldız ismin Paolo Maldini'yle gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Milan'a gitmeye daha yakın olduğu öğrenildi.

Kritik toplantı yapıldı! İşte Galatasaray'ın transfer listesi...

Önceki gün Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz, Başkan Yardımcısı Abdürrahim Albayrak ve İdari Direktör Şükrü Hanedar Türk Telekom Stadı'nda transfer toplantısı yaptı. İşte o toplantıda konuşulan isimler...
Galatasaray yeni sezon hazırlıklarının Avusturya'da sürdürürken yönetim de transferde işi sıkı tutuyor. Önceki gün Galatasaray Başkanı Mustafa Cengiz, Başkan Yardımcısı Abdürrahim Albayrak ve İdari Direktör Şükrü Hanedar Türk Telekom Stadı'nda transfer toplantısı yaptı. İşte o toplantıda konuşulan isimler...
Radamel Falcao: Galatasaray başkanı bu tranfserde oldukça ısrarlı. Albayrak ve Hanedar'a bütün şartları zorlamaları gerektiğini iletti. Transfer maliyetinin yarısıiçin de sponsorluk görüşmeleri sürüyor.
Deniz Türüç: Terim bu transferi çok istiyor. Terim Avusturya'da Hikmet Karaman ile görüştü. Abdürrahim Albayrak da bugün Erol Bedir ile görüşecek.
Victor Wanyama: Ön libero için en büyük aday. Kiralanması için girişimler sürüyor. Cuellar ve Josef de Souza'dan 3 adım önde...
Mbwana Samatta: Bu isimde gündemde ancak Falcao isminin oldukça gerisine düşmüş durumda. Terim Falcao olmazsa Tanzanyalı golcüyü istiyor.
Ever Banega: Başkanın en çok istediği isimlerden. İspanya'da camiaya yakın bir isimle bu görüşmeler sır gibi sürdürülüyor. Banega gelirse Belhanda satış listesine konulacak.
Henry Onyekuru: Kiralık olarak takıma dönmesi için girişimler sürüyor. Onyekuru Galatasaray'a gelmeyi ve bir sezon oynamayı çok istiyor. Görüşmeler devam ediyor.
Gustavo Cuellar: 6.5 milyon Euro'luk yıllık maliyeti yüksek geldi. Şimdilik uzak ihtimal olarak duruyor.
Arda Turan: Toplantıda Arda Turan ismi hiç gündeme gelmedi. Fatih Terim'in Arda ile barıştığı konuşulsa da kesinlikle takımda istemediği belirtiliyor.
Emre Mor: Terim istemesine rağmen menajerlik şirketinin istekleri nedeniyle Emre Mor transferinden vazgeçildi.

Fatih Terim üstünü çizdi! Mitroglou gidiyor!

Galatasaray’a büyük ümitlerle gelen yıldız futbolcu Kostas Mitroglou'ya yol göründü...
Teknik heyet, Mitroglou'nun performansını Avusturya’da mercek altına alınırken yine hayal kırıklığı yaşandı.
Geçen sezon devre arasında Marsilya’dan 1.5 yıllığına bedelsiz kiralanan ama yıllık ücreti 2.6 milyon euro olan 31 yaşındaki forvet, beklentilere yanıt vermişti. Hücum hattında ilk planda Diagne’yi satarak transfer için kaynak yaratmak isteyen sarı-kırmızılılarda Mitroglou yedek forvet olarak takımda tutulacaktı.

Terim, Erencan ile başlayıp mesaj verdi

Ancak Yunan futbolcu, Avusturya kampında kendisi için yeni bir sayfa açamadı. Teknik direktör Fatih Terim de bu nedenle Augsburg ile yapılan son maçta Mitroglou’nun yerine 17 yaşındaki Erencan ile maça başlayarak oyuncusuna ‘Seni düşünmüyorum’ mesajı verdi.

Babel bu bölgede düşünülüyor

Tecrübeli çalıştırıcının Kostas Mitroglou’nun yetersiz kalması nedeniyle ihtiyaç halinde Ryan Babel’i bu bölgede kullanmayı planlıyor. Terim bu nedenle Onyekuru transferini de önemsiyor.
Sarı-kırmızılı takımda yönetim, Fatih Terim’in raporunun ardından Kostas Mitroglou ile yollarını ayırmak için düğmeye bastı. Galatasaraylı idarecilerin, 2.6 milyon euroluk ücreti olan tecrübeli futbolcudan en az zararla kurtulmanın hesaplarını yaparken, 600 bin euro ödemeye hazır olduğu öğrenildi.

Galatasaray'da ikinci ninja operasyonu: Radja Nainggolan!

Inter'de istenmeyen adam haline gelen ve kadro dışı kalan Radja Nainggolan için Galatasaray bir kez daha devreye girme kararı aldı. Roma'dan 30 milyon Euro + Nicolo Zaniolo karşılığında alınan 'Ninja' lakaplı yıldızı, teknik direktör Antonio Conte takımda istemiyor.
Çin'den gelen teklifleri de reddeden Nainggolan, Avrupa Kıtası'nda kalacağını açıkladı. İspanya ve İngiltere'den teklif alamayan, eski kulübü Roma'nın da kapıyı kapadığı tecrübeli orta sahayı 1 ay önce gündemine alan Galatasaray, ikinci bir operasyon başlatıyor.
Jean Michael Seri transferi sonrasında orta sahaya sertlik getirecek bir isim arayışında olan sarı-kırmızılıların, İnter'e bedelsiz kiralama teklifi sunacağı öğrenildi.
Bu arada İtalya'da ilk forma giydiği Cagliari ve Sampdoria'nın yıllık 4.5 milyon Euro'luk maaşını paylaşma teklifiyle Nainggolan'a talip oldukları ancak Milano ekibinin bunu kabul etmediği kaydedildi.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle

27 Temmuz 2019 Cumartesi Trabzonspor Haberleri

Patrik Schick transferinde Trabzonspor'a kötü haber!

Trabzonspor'un Roma'da forma giyen 23 yaşındaki Çek santrfor Patrik Schick'i kiralık olarak kadrosuna katacağı öne sürülüyordu. İtalyan basınından söz konusu transferle ilgili Bordo Mavililer'e kötü haber geldi.
Serie A ekiplerinden Roma'da forma giyen 23 yaşındaki santrforu Patrik Schick, son günlerde Trabzonspor'un gündemine gelmişti. Hugo Rodallega'nın ayrılığı sonrası kadrosunu yıldız bir golcüyle güçlendirmek isteyen Bordo Mavililer'e Çek forvetin transferiyle ilgili kötü haber geldi.
İtalyanların ünlü spor gazetesi La Gazzetta dello Sport, bu yaz Roma'dan ayrılmasına kesin gözüyle bakılan yıldız ismin için Trabzonspor'un kiralama teklifinde bulunduğunu ancak golcü oyuncunun Türkiye'ye gelmeye sıcak bakmadığını yazdı. Geride kalan sezonda 32 maçta forma şansı bulan Schick, rakip fileleri yalnızca 5 kez havalandırabilmiş ve 3 de asist kaydetmişti.

Trabzonspor'da Sturridge transferi an meselesi!

Trabzonspor, yılın transfer bombasını patlatmak üzere. Sturridge’ye 2+1 yıllık teklif yapıldı. İmza an meselesi.
Trabzon'da forvet transferi için geri sayım sürerken tek gündem Liverpool ile sözleşmesi biten Daniel Sturridge...

AĞAOĞLU DÖNDÜ

İngiliz yıldız için çalışmalarını sürdüren Trabzonspor'da Başkan Ahmet Ağaoğlu da Avusturya kampından ayrılarak yurda döndü. Ağaoğlu, 29 yaşındaki yıldız futbolcunun transferindeki son detayları görüşmeye başladı. Şu ana kadar yapılan görüşmelerde Trabzonspor'un 2+1 yıllık teklifini kabul ettiği öğrenilen Sturridge'ye 1.5-2 milyon Euro civarında bir ücret ödenecek. Bordo- Mavililer İngiliz yıldıza imza parası da ödeyecek. İmza artık an meselesi...

SÖZLEŞMEYE ÖZEL MADDELER TRABZONSPOR

Yönetimi, 1.5-2 milyon Euro arasında maaş teklif ettiği Sturridge'in sözleşmesine özel maddeler ekleyecek. Bonuslarla maaşı artacak.

Obi Mikel yarın geliyor...

Trabzonspor’un bonservis ödemeden kadrosuna kattığı dünyaca ünlü yıldız John Obi Mikel, ülkesi Nijerya ile beraber Afrika Uluslar Kupası’nda mücadele ettiği için ekstra izin almıştı.
Tatilini tamamlayan 32 yaşındaki futbolcunun, yarın Trabzon’a gelmesi bekleniyor. Bordo- Mavililer ile 2+1 yıllık resmi sözleşme imzalayacak olan yıldız oyuncunun, Trabzon’daki çalışmalarda takımla beraber olacağı kaydedildi.

Nicolas Pepe gidiyor, Yusuf Yazıcı için geliyorlar.

Nicolas Pepe’yi 80 milyon Euro’ya göndermeye hazırlanan Lille, önümüzdeki günlerde Yusuf Yazıcı için yeniden Trabzonspor’un kapısını çalacak. Fransız temsilcisinin, Fırtına’nın istediği 20 milyon Euro’yu gözden çıkardığı da gelen haberler arasında...
Bordo-Mavililer’de gündem değişmiyor, Yusuf için ısrar devam ediyor... Sezonun sona ermesinin ardından Trabzonspor ile temasa geçen ve son olarak 15 milyon Euro artı yüzde 15 pay teklif eden Fransız ekibi Lille, Fırtına’nın 20 milyon Euro artı bir sonraki satıştan yüzde 20 pay istemesi üzerine transferi askıya almıştı. Ancak Lacivert-Kırmızılılar, milli yıldızdan vazgeçmedi.

Nakit akışı sağlanıyor

Nicolas Pepe için Napoli ve Manchester United’dan gelen 80 milyon Euro’luk teklifleri kabul eden Lille, bu transferin gerçekleşmesi sonrasında bir kez daha Karadeniz devinin kapısını çalacak. Bu doğrultuda nakit akışını sağlayacak olan Fransız temsilcisinin, Trabzonspor’un istediği 20 milyon Euro’yu gözden çıkardığı öğrenildi.

Lazio, Savic’i bekliyor

Lille ile birlikte İtalyan ekibi Lazio da Yusuf için devrede. Çizme temsilcisi de Sergej Milinkovic-Savic için gelen astronomik teklifleri değerlendirmeye aldı. Mavi-Beyazlılar’ın, Sırp oyuncunun satılması durumunda genç oyuncu için Trabzonspor ile masaya oturması bekleniyor.

Uğurcan Çakır için sıradalar!

Sevilla başta olmak üzere üzere birçok Avrupa ekibinin, Uğurcan Çakır için devreye girdiği öğrenildi. Bordo-Mavili yönetimin, 22 yaşındaki file bekçisi için gelecek astronomik teklifleri değerlendirmeye alacağı kaydedildi.
Yusuf Yazıcı ve Abdülkadir Ömür derken Uğurcan Çaklır için de devler sırada bekliyor. İspanyol ekibi Sevilla başta olmak üzere birçok Avrupa ekibinin, 22 yaşındaki kaleci için menacerleri devreye soktuğu öğrenildi. Geçen sezon gösterdiği performansla dikkat çeken genç file bekçisi için maliyet araştırmasına başlandığı kaydedildi.

Erce, fikri değiştirdi

Astronomik bir teklif gelmemesi durumunda Uğurcan’ı satmak istemeyen Bordo-Mavili yönetim, Erce Kardeşler transferi sonrasında Uğurcan için gelecek önerileri değerlendirme kararı aldı. Ancak Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının, 10 milyon Euro’nun altında gelecek teklifler için masaya oturmayacağı da belirtildi.

En iyiler arasında

Uğurcan, 2018-19 sezonunda Avrupa’nın beş büyük ligi ve Süper Lig’de en yüksek kurtarış yüzdesine sahip 25 yaş altı kaleciler arasına girdi. 22 yaşındaki eldiven, Milan’ın kalecisi Gianluigi Donnarumma’nın (&75.6) ardından yüzde 75 kurtarışla ikinci sırada yer aldı. Uğurcan’ı, Fiorentina’nın file bekçisi Bartlomiej Dragowski (%75) takip etti.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24, Furbol Cafe TV, Şifresi Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.25 10:51 Haberfutbol24 25 Temmuz 2019 Perşembe Spor Haberleri

25 Temmuz 2019 Perşembe Galatasaray Haberleri
Galatasaray'ın istediği Mbwana Samatta'dan transfer açıklaması!
Yeni sezon öncesinde kadrosunu bir santrfor takviyesiyle güçlendirmek isteyen Galatasaray'ın Genk'te forma giyen Mbwana Samatta'yla ilgilendiği iddia ediliyordu. Belçika ekibinden ayrılabileceği konuşulan Tanzanyalı golcü, geleceği hakkındaki iddialara son noktayı koydu.
Senegalli golcüsü Mbaye Diagne'yi satarak yerine başka bir santrfor almayı planlayan Galatasaray'ın transfer gündemine gelen isimlerden biri de Genk'te forma giyen Mbwana Samatta'ydı. Belçika ekibinden ayrılabileceği konuşulan Tanzanyalı golcü, Het Laatste Nieuws gazetesine yaptığı açıklamayla geleceği hakkındaki iddialara son noktayı koydu.
26 yaşındaki forvet, "Benim işim futbol oynamak. Hakkımda çıkan dedikodularla uğraşmak istemiyorum. Menajerim de bunu biliyor. Ligin başlamasına iki gün kala yalnız kalmak istiyorum. Eğer somut bir teklif gelirse dinleriz. Ancak kesinlikle Genk'ten ayrılmak istemiyorum. Genk, bir hapishane değil. Bu kulüp benim ailem. Birlikte şampiyon olduk ve Şampiyonlar Ligi'nde oynayacağız. Öyleyse Neden ayrılayım ki? Kendimi mutlu hissettiğim sürece hiçbir sorun yok." şeklinde konuştu.
Flaş! Josef de Souza İstanbul'a geliyor!
Galatasaray'ın transfer listesinde yer aldığı iddia edilen Josef de Souza İstanbul'a geliyor.
Bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edecek olan Galatasaray, orta sahasından Badou Ndiaye ve Fernando Reges'i kaybetmişti.
Fulham'dan Fransız orta saha Seri'yi kiralayan Sarı-Kırmızılılar'ın Fenerbahçe'nin eski futbolcusu Josef de Souza ile ilgilendiği iddia edilmişti.
Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe'den Al Ahli'ye 12 milyon euroya transfer olan daha sonra sakatlığı nedeniyle forma giyememişti.
Brezilyalı orta saha oyuncusu sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımla İstanbul'a doğru yola çıktığını açıkladı.
Josef'in istanbul'a gelmesi akıllara "Galatasaray'a transfer mi oldu?" sorularını akıllara getirdi.
Ancak daha sonra Al Ahli takımının kampta bulunduğu Avusturya'dan Cidde'ye İstanbul üzerinden gideceği, Josef'in de bu yüzden İstanbul'a geldiği öğrenildi.
Manuel Fernandes'in menajerinden transfer açıklaması...
Portekizli futbolcu Manuel Fernandes'in menajeri, yıldız futbolcunun geleceğiyle alakalı açıklamalarda bulundu.
Beşiktaş'ın eski futbolcusu Manuel Fernandes'in geleceği hakkında menajeri flaş açıklamalarda bulundu.
Mevcut takımı Lokomotiv Moskova ile sözleşme uzatma konusunda görüşmelerde bulunduğunu doğrulayan Paulo Barbosa, ancak Lokomotiv Moskova'nın bu anlaşma için henüz finansman bulamadığını ifade etti.
Yakında karar vermeleri gerektiğini söyleyen Barbosa, Manuel Fernandes'in çok çalıştığını ve artık Şampiyonlar Ligi'nde oynamak istediğini açıkladı.
Geçen sezon Rusya Ligi'nde 20 mücadele forma giyen Fernandes, 4 gol attı ve 5 asist yaptı.
Galatasaray'ın Manuel Fernandes'i transfer etmek istediği iddia edilmişti.
Falcao'nun derdi başka...
Radamel Falcao'nun yeni takımını belirlemede ilk tercihinin maddi değil, ailevi konular olduğu ortaya çıktı.
Galatasaray’ın transferini sonlandırmak istediği Kolombiyalı futbolcunun, eşi ve üç kızıyla rahat yaşayacağı bir şehir aradığı ve Cim-Bom’un teklifinde bu detayın belirleyici olacağı öğrenildi. Yakın çevresine İstanbul’a soğuk olmadığını söyleyen yıldız golcünün Porto yerine sarı-kırmızılıları seçeceğini de dile getirdiği belirlendi.
Galatasaray’ın transferini sonlandırmak için yoğun çaba harcağı Radamel Falcao’nun, kendisine gelen tüm teklifleri masaya yatırdığı ve birkaç gün içinde kararını vereceği ortaya çıktı. Yıldız futbolcunun, bu teklifler arasından en iyi parayı verene değil, öncelik verdiği başka bir konunun bulunduğu tespit edildi.
Monaco’da uzun yıllar eşi ve üç kızıyla birlikte mutlu bir yaşam süren deneyimli oyuncunun, bu rahatlığı arayacağı öğrenildi. Ailesinin rahat edeceği, çocuklarının eğitim sorunu çekmeyeceği bir şehirde yaşamak isteyen Kolombiyalı futbolcunun, teklifleri yapan takımlar kadar bu kulüplerin bulundukları şehirleri de dikkatle incelediği, detaylı bilgi topladığı belirlendi.
Milliyet Gazetesi, gelen teklifler arasında en çok öne çıkanlardan olan Galatasaray’ın teklifiyle ilgili Falcao’nun düşündüklerine ulaştı. Golcü oyuncunun, sarı-kırmızılıların Şampiyonlar Ligi’nde yer alacak olmasını olumlu karşıladığı ve yeni sezonda kendisi açısından rekabetçi bir mücadeleye girmeye hazır olduğunu dile getirdiği belirtildi.
Ailevi nedenlerle İstanbul konusuna titizlikle eğilen futbolcunun, daha önce bizzat bulunduğu bir şehir olan İstanbul seçeneğini bu bağlamda dışarıda bırakmadığını yakın çevresiyle paylaştığı öğrenildi. Ayrıca Porto’dansa Galatasaray’ı seçmenin kendisi açısından daha iyi olacağı yönündeki görüşünü de dile getirdiği aktarıldı.
Dil-kültür sıkıntısı!
İspanya’nın Marca gazetesi de bu konuyu masaya yatıran bir haber yayınladı. Ailevi nedenlerin futbolcunun yapacağı tercihte önemli rol oynayacağı konusunda aynı paralellikte bir bilgi paylaşan gazete, dil ve kültür konularından dolayı Falcao’nun İstanbul’dan uzak duracağını öne sürdü. Copa America’ya katıldığından dolayı tatili uzayan oyuncu, Monaco’nun sezon öncesi kadrosuna alınmadı.
Galatasaray'da yeniden Henry Onyekuru sesleri! İşte Fatih Terim'in planı!!!
Geçtiğimiz sezon oynadığı futbolla Galatasaray'ın 2018-2019 Spor Toto Süper Lig sezonunu şampiyon tamamlamasında büyük pay sahibi olan Nijeryalı oyuncu Henry Onyekuru için Galatasaray cephesi Everton'dan haber bekliyor.
İngiliz ekibi uygun bir teklif alamaması halinde Onyekuru'yu sarı kırmızılılara yeniden kiralamaya sıcak bakıyor. Deneyimli teknik direktör Fatih Terim ise bu olasılık doğrultusunda planını hazırladı. Terim sol kanatta Onyekuru, forvette ise Ryan Babel'i görevlendirmeyi tasarlıyor.
Seri transferiyle Galatasaray'daki yabancı sayısı 14'e çıktı. Avusturya kampı sonrasında 2000 doğumlu Nijeryalı stoper Valentine Ozornwafor kiralık gönderilecek ve kontenjan açılacak.
Yabancı forvet ve 6 numara transferleri, satılması gündemde olan Diagne'nin durumuna bağlı. Fatih Terim geçen sezon şampiyonlukta büyük pay sahibi olan Onyekuru'dan da vazgeçmiş değil.
Everton, Onyekuru'yu satamazsa Galatasaray'a tekrar kiralık gönderebilir. Nijeryalı yıldız dönerse Terim'in planı hazır.
Kampta sol açıkta görev yapan Babel'i forvet kullanacak Terim, Onyekuru'yu yine sol önde oyna tacak. Babel daha önce forma giydiği takımlarda forvette de görev yapmıştı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz Maç İzle

25 Temmuz 2019 Perşembe Fenerbahçe Haberleri

Fenerbahçe'nin eski futbolcusu Boris Rapaic, İspanya'ya transfer oldu!

Milan Rapaic'in 21 yaşındaki oğlu Boris Rapaic, geçtiğimiz yaz Fenerbahçe'den ayrılmıştı. O gün bugündür boşta olan genç santrfor, La Liga 2 ekiplerinden Las Palmas'a transfer oldu.
Fenerbahçe, eski futbolcusu Milan Rapaic'in 21 yaşındaki oğlu Boris Rapaic'le geçtiğimiz yaz yollarını ayrılmıştı. Sarı Lacivertliler'in yaptığı teklifi kabul etmeyen ve o gün bugündür boşta olan genç santrfor, dün La Liga 2 ekiplerinden Las Palmas'a transfer oldu.
İspanyol ekibi, resmi internet sitesi aracılığıyla yaptığı açıklamada golcü oyuncuyla sözleşme imzalandığını duyururken sözleşme detaylarıyla ilgiliyse bilgi vermedi. Rapaic, yeni takımının dün Tamaraceite ile oynadığı ve 6-0 kazandığı maçta da forma giydi.

Fenerbahçe Mert Çetin transferini bitiriyor...

Fenerbahçe Gençlerbirliği forması giyen 22 yaşındaki stoper Mert Çetin için girişimlerini sürdürüyor. Transferin kısa süre içinde tamamlanması bekleniyor.
Sarı-Lacivertli takım Gençlerbirliği'nin 22 yaşındaki stoperi Mert Çetin'i kadrosuna katmaya hazırlanıyor.
Sportif direktör Damien Comolli başkent ekibi ile 1.90 boyundaki savunmacı için görüşmelerini sürdürüyor. Fenerbahçe'nin kısa süre içinde Mert Çetin transferini noktalaması bekleniyor.

Eljif Elmas'a çizme yolunu Pandev açtı...

Napoli Başkanı De Laurentiis’in Eljif Elmas’ın transferi öncesi eski oyuncuları Pandev ile konuştuğu, Makedon yıldızın “Hem iyi oyuncu hem de iyi insan. Orta sahada her yerde oynar. Uyum sorunu da çekmez” sözleri üzerine Fenerbahçe’nin istediği bonservis ücretini ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Fenerbahçe’nin Napoli’ye toplamda 19 milyon euroluk maliyetle sattığı Eljif Elmas, hem kulüp tarihine hem de ülke futboluna adını yazdırdı.
Bu tarihi transfere giden süreçte ilginç bir telefon görüşmesi ön plana çıktı. Makedon futbolunun önemli isimlerinden Goran Pandev ile Napoli Başkanı Aurelio De Laurentiis arasındaki görüşme transfere giden yolu epey bir aydınlattı.
Daha önce ülkemizde Galatasaray forması da giyen Pandev, 2011-14 yılları arasında Napoli’de yer almıştı. Fenerbahçe’nin istediği bonservis ücretini ödeme konusunda tereddütleri bulunan Başkan De Laurentiis, görüşmelerin son ana geldiği dönemde Pandev’i arayarak enine boyuna genç yıldızı sordu.
Goran Pandev, 19 yaşındaki yıldız orta sahaya tam not verdiğini söyleyerek, hem iyi bir futbolcu hem de iyi bir insan olduğunun altını çizdi.
Eljif’in özellikle Makedonya Milli Takımı’nda nasıl oynadığını anlatan 35 yaşındaki futbolcu, orta sahada her yerde rahatlıkla görev yapabilen, yetenekli ve gelecek vaat eden bir isim olduğundan bahsetti. Pandev ayrıca Eljif Elmas konusunda her yönden kefil olduğunu vurgulayarak, çok iyi bir transfere imza atacaklarını Napoli Başkanı De Laurentiis’e detaylarıyla anlattı.
En başarılı yıllarını Napoli’de geçiren Makedon futbolunun efsane ismi, Eljif Elmas için de çok rahat bir ortam olacağını aktardı. Napoli şehrinin Eljif’e uygun olacağından bahseden Pandev, adaptasyon sorunu çekmeyen, arkadaşlığı iyi olan uyumlu bir insan transfer edeceklerini de ekledi. Bu konuşma başkanı Eljif konusunda ikna etti.

‘Kolay olmayacak’

Makedonya’da Sportmedia’da muhabirlik yapan Ognen Dojcinovski, Eljif Elmas’ın hayallerindeki gibi büyük bir lig ve büyük bir kulübe gittiğinin altını çizdi.
Milliyet için değerlendirme yapan Ognen Dojcinovski, 19 yaşındaki orta sahanın Napoli’de çok çalışmak zorunda olduğunu vurgulayıp, şunları yazdı: “Büyük bir kulübe katılıyor. Tam da istediği gibi. Şimdi böylesine büyük bir kulüpte oynayabileceğini gösterme zamanı. Napoli büyük bir kulüp ve Eljif’in takımda yer alabilmek için savaşması gerekiyor. Eljif’in işi kolay olmayacak. İtalya ile Türkiye aynı değil. Eljif şimdi takımdaki herkesin saygısını kazanmalı ve Napoli’de oynamak nasıl olur ispatlamalı. Kendisine çok para ödendi, bu da bir baskı oluşturabilir.”
Eljif Elmas’ı yakından tanıyan bir diğer Makedon gazeteci Goran Boshev ise “Bana göre, oynadığı futbolla ve kat ettiği yolla bu transferi hak etmişti. Şimdi kendisini daha çok göstermeli. Avrupa’nın en güçlü liglerinden birinde oynayacak. Bu tip güçlü liglerde kimseye öyle imtiyaz gösterilmez. Büyük bir kulüpteyseniz hata yapma şansınız az. Her maç daha iyisi olmalı” dedi.

Fenerbahçe'ye Miha Zajc piyangosu!!!

Krasnodar, Fenerbahçe’nin Sloven orta sahası Miha Zajc için 8 milyon euro ödemeye hazır. Rus basını, 10 numaranın yeni sahibi için; ‘Miha Zajc’ diyor!
Miha Zajc’ın yeni adresi Rusya olabilir! Rus basınında, Krasnodar’ın Zajc için 8 milyon euroluk bir teklif hazırladığı öne sürüldü.
Orta sahadaki kalabalık nedeniyle geçen sezonun devre arasında aldığı Sloven on numarayı satış listesine koyan Kanarya, Krasnodar’ın bu teklifi ni değerlendirmeye alacak.
Zajc için 10 milyon euro belirlenmişti ancak Eljif transferinde olduğu gibi bonuslarla bir formül yaratılabilir. Zajc için analiz yapan Ruslar, şunları da yazıyor; savunmaya da dönük ofansif bir orta saha oyuncusu olmasının yanı sıra gelişime açık bir futbolcu. Hareketli 10 numara!

Khedira transferi neredeyse bitti!

Almanya’dan Khedira hakkında, “Juve’den ayrılması neredeyse kesin” iddiası geldi. İtalya ve Tunus medyasında da Fenerbahçe’nin sonuca yakın olduğu yazıldı.
Fenerbahçe'nin transferde hız kesmeye niyeti yok. 6 numaraya kaliteli bir takviye yapmayı kafasına koyan Sarı-Lacivertliler, Sami Khedira için markajını yükseltti. Marsilya’daki Luiz Gustavo’da işlerin sarpa sarması nedeniyle öncelik Tunus asıllı Alman Khedira’ya verildi. İtalyan, Alman ve Tunus medyasında, Khedira’nın Fenerbahçe forması giymeye çok yakın olduğu konusunda birleşildi. Önümüzdeki günlerde de temasların netlik kazanacağı aktarıldı.

ORTA SAHA ARTIK KALABALIK

Juventus’ta geçtiğimiz sezonda çok az şans bulan Sami Khedira, Rabiot ve Ramsey’nin gelmesinden sonra iyice gözden düştü. Almanya’dan ‘augsburger-allgemeine’ sitesi, o bölgede Emre Can’ın da favori isimlerden olduğunu belirterek, Khedira’nın tercihini Fenerbahçe’den yana kullanacağını savundu. Dünya Kupası şampiyonluğu yaşayan oyuncu için bu sitede, “Neredeyse kesin ayrıldı” ifadeleri yer aldı. Tunus ve İtalya’da da buna benzer bilgilerin olması dikkat çekti...

ÇİN’DEN DE TEKLİFLER ALIYOR

Sky Sport Italia, Bundesliga takımlarının onun beklentilerini karşılamakta zorlandığını, F.Bahçe’nin en ciddi takım olduğunu belirtiyor. Tunus’tan ‘focus’ sitesi de Çin’den gelen birçok önemli teklif olduğunu, Fenerbahçe’nin daha rekabetçi bir takım olduğunu aktardı. Juventus ile mukavelesi 2021’de tamamlanacak 32 yaşındaki tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’tan ayrılmak istemese de tercihini kısa sürede yapmak zorunda.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz İzle

25 Temmuz 2019 Perşembe Beşiktaş Haberleri

Beşiktaş yeni sol bekini buldu! Jamilu Collins...

Adriano'nun takımdan ayrılmasının ardından sol bek arayışlarına geçen Beşiktaş'ın transfer gündemine sürpriz bir isim geldi. Alman basını, Siyah Beyazlılar'ın Bundesliga ekiplerinden Paderborn'da forma giyen Nijeryalı Jamilu Collins için teklifte bulunacağını yazdı.
Adriano'nun takımdan ayrılmasının ardından sol bek arayışlarına geçen Beşiktaş'ın transfer gündemine sürpriz bir isim geldi. Transfermarkt adlı internet sitesinin Almanca edisyonu, Siyah Beyazlılar'ın Bundesliga ekiplerinden Paderborn'da forma giyen Nijeryalı futbolcu Jamilu Collins ile ilgilendiğini yazdı.
Haberde teknik direktör Abdullah Avcı'nın kadrosunda görmeyi çok istediği 24 yaşındaki oyuncu için Beşiktaş yönetiminin çok kısa bir süre içerisinde teklifte bulunacağı ifade edildi. Güncel piyasa değeri 1,5 milyon euro olarak gösterilen savunmacı, geçtiğimiz sezon Bundesliga 2'de boy gösteren takımıyla 38 maçta forma giymişti.

Beşiktaş'tan Dortmund'a teklif

Alman ekibinin kadrosunda düşünülmeyen Kagawa ve Schürrle için yeniden harekete geçen Beşiktaş, paket teklif sunacak. Japon star bonservisiyle alınacak, Alman oyuncu kiralanacak.
Beşiktaş, transferde yavaş yavaş ısınıyor. Şu ana kadar Boyd dışında transferde ses getiremeyen Siyah-Beyazlılar’ın Dortmund’a çifte sorti yapacağı öğrenildi.
Kartal geçen sezon kiralık olarak kadrosunda bulunan Kagawa ile birlikte, Dortmund’un satışa çıkardığı Schürrle için devreye bir kez daha girecek. Kartal iki oyuncu için daha önce de girişimlerde bulunmuş ancak sonuç alamamıştı.
Dortmund Sportif Direktörü Zorch’un,“Kagawa ve Schürrle’nin ayrılığı için görüşmelere başlayacağız” sözleri ve Teknik Direktör Favre’nin “Kadromuz şişkin. 5-6 oyuncu ile yolları ayıracağız” sözleri Beşiktaş’ı harekete geçirdi.
Siyah-Beyazlılar’ın geçen sezonki performansından memnun kaldıkları Kagawa’yı bonservisiyle almayı planlarken, golcü Andre Schürrle’yi ise kiralık olarak kadroya katmayı düşünüyor.
Beşiktaş’ın iki oyuncu için Dortmund’a 5 milyon euroluk teklif yaptığı da belirtilirken, Alman kulübü henüz cevap vermedi.

Manuel Fernandes'in menajerinden transfer açıklaması!!!

Portekizli futbolcu Manuel Fernandes'in menajeri, yıldız futbolcunun geleceğiyle alakalı açıklamalarda bulundu.
Beşiktaş'ın eski futbolcusu Manuel Fernandes'in geleceği hakkında menajeri flaş açıklamalarda bulundu.
Mevcut takımı Lokomotiv Moskova ile sözleşme uzatma konusunda görüşmelerde bulunduğunu doğrulayan Paulo Barbosa, ancak Lokomotiv Moskova'nın bu anlaşma için henüz finansman bulamadığını ifade etti.
Yakında karar vermeleri gerektiğini söyleyen Barbosa, Manuel Fernandes'in çok çalıştığını ve artık Şampiyonlar Ligi'nde oynamak istediğini açıkladı.
Geçen sezon Rusya Ligi'nde 20 mücadele forma giyen Fernandes, 4 gol attı ve 5 asist yaptı.

Beşiktaş, Riza Durmisi'nin alternatifini buldu: Miguel Trauco!!!

Sol bek arayışlarını sürdüren siyah-beyazlılar, Riza Durmisi için Lazio ile henüz anlaşamadı.
İtalyan ekibinin zorunlu satın alma opsiyonunu 7.5 milyon Euro olarak belirlediği oyuncuyu maliyeti nedeniyle sadece kiralamak isteyen siyah-beyazlılar, tekliflerine cevap alamayınca Flamengo forması giyen Miguel Trauco'yu da transfer listesine dahil etti.
Teknik direktör Abdullan Avcı'nın istediği joker futbolcu profiline uyan ve aynı zamanda orta saha da oynayabilen Perulu yıldızın sözleşmesi 6 ay sonra sona erecek.
Beşiktaş, Durmisi transferinde istediği sonuca ulaşamazsa Trauco için harekete geçecek. Siyah-beyazlılar, Ocak ayında serbest kalacağı için 26 yaşındaki futbolcunun bonservisini uygun bir rakama almanın hesaplarını yapıyor.

Beşiktaş için flaş iddia: Miguel Borja.

Brezilya basını, Beşiktaş için flaş bir iddia ortaya attı. Siyah-Beyazlılar’ın, Palmeiras’ta gelecek sezon planlamasında düşünülmeyen Kolombiyalı santrfor Miguel Borja için devrede olduğu yazıldı.
Başkan Fikret Orman’ın, “Transfer için oyuncu satmayı bekleyeceğiz” açıklamasının ardından Beşiktaş için flaş bir isim iddia ortaya atıldı. Brezilya basını, gelecek sezon Palmeiras’ta forma giymek istemeyen santrfor Miguel Borja’yı, Siyah-Beyazlılar’ın kadrosuna katmak istediğini yazdı. Ayrıca aynı şekilde Yeşil-Beyazlı kulübün de 26 yaşındaki golcüye gelecek sezonun kadro planlamasında yer vermeyeceği edinilen bilgiler arasında yer alıyor.

Kolaylık sağlanacak

Palmeiras ve Borja’nın karşılıklı anlaşarak yollarını ayırmak istemesi nedeniyle bir bilgiye daha ulaşıldı. Brezilya ekibinin, Kolombiyali santrforun satışında zorluk çıkarmayacağı aksine kolaylık sağlayacağı haberde yer aldı. Tecrübeli futbolcunun, artık Avrupa’da forma giymek istediği ve bu yüzden Beşiktaş’ta oynamaya sıcak bakacağı belirtildi.
Kariyerinde 241 maça çıkan Borja, 93 kez rakip fileleri havalandırdı.

Gary Medel için Fiorentina devrede

Beşiktaş'ın Şilili futbolcusu Gary Medel paylaşılamıyor... 31 yaşındaki futbolcuya Premier Lig ekiplerinden West Ham United’ın ardından İtalya Serie A temsilcilerinden Fiorentina talip oldu.
Teknik direktör Abdullah Avcı’nın gelecek sezonun kadro planlamasında yer vermediği Gary Medel’e bir talip daha çıktı. 31 yaşındaki futbolcuya, İngiltere Premier Lig ekiplerinden West Ham United’ın ardından İtalya Serie A temsilcilerinden Fiorentina talip oldu.
Mor-Beyazlı ekibin, önümüzdeki günlerde Şilili futbolcu ile masaya oturacağı ve resmi teklifini Beşiktaş Yönetimi’ne ileteceği edinilen bilgiler arasında yer alıyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sports Şifresiz Maç İzle,

25 Temmuz 2019 Perşembe Trabzonspor Haberleri

Yusuf Yazıcı için 20 milyon euroluk teklif!

Lazio, Savic Milinkovic'in veliahtı olarak görülen Yusuf Yazıcı için teklifini yükseltme kararı aldı. İtalyanlar, Milinkovic'i 100 milyon Euro bonservisle sattığı an Trabzonspor'un kapısını 20 milyon Euro ile çalacak.
Lazio Teknik Direktörü Simone Inzaghi, Yusuf Yazıcı'yı lider özellikli bir futbolcu olarak gördüğü için takımda istiyor. Yusuf için en son Fransız ekibi Lille, 15 milyon Euro teklif etmiş ancak bordomavili yönetimden kabul görmemişti.

İLK CİDDİ SINAV HOFFENHEİM'LA

TRABZONSPOR yeni sezon öncesi ilk ciddi sınavını bugün Bundesliga ekiplerinden Hoffenheim'a karşı verecek. Bad Wimsbach kasabasında TSİ 20.00'de başlayacak maçta teknik direktör Ünal Karaman'ın tecrübeli isimlere görev vermeyi planladığı öğrenildi. Bordo-mavililer, genç isimlerden kurulu kadrosuyla Macaristan ikinci lig ekibi Haladas ile golsüz berabere kalmıştı. Bu arada kamp planlanandan 1 gün erken bitecek. Takım 29 Temmuz'da dönecek.

Trabzonspor'da stopere Chancel Mbemba!

Forvet transferi için yoğun mesaide olan Trabzonspor, Zargo Toure'nin takımdan ayrılmasından sonra savunma bölgesine de bir takviye daha yapmayı planlıyor. Bu doğrultuda birçok isimle görüşen bordo mavililer, Porto'da forma giyen 24 yaşındaki Kongolu stoper Chancel Mbemba Mangulu'yu kiralamak için girişimlere başlayacak.
Menajerler aracılığıyla bu transfer için maliyet araştırması yapan bordomavililer, Porto ile 2022 yılına kadar sözleşmesi bulunan Mbemba'yı takımda ciddi bir rekabet ortamı oluşturacağı için kadrosuna kazandırmak istiyor. Mbemba geçen sezon sadece 8 maçta forma giyebildi ve bu nedenle oynayabileceği bir takıma gitmeye sıcak bakıyor.

SALİH KAVRAZLI İÇİN KRİTİK HAFTA

Trabzonspor'un Altınordu'dan yetiştirme bedeli ödeyerek aldığı Salih Kavrazlı'nın lisans sorunu çözülemediği için oyuncu hazırlık maçlarında dahi görev yapamıyor. Yönetim, Altınordu'dan 17 yaşındaki santrforun muvafakatnamesini almak için temaslarını sürdürürken Salih, gelecek müjdeli haberi bekliyor.

Ünal Karaman'dan fırça, Yusuf Yazıcı'dan sitem...

Trabzonspor’un akşam çalışması tamamlandıktan sonra Yusuf Yazıcı’nın da aralarında bulunduğu birkaç genç futbolcu şut çalışması yaptı. Yardımcı antrenörün yarın maçın bulunduğunu ve çalışmayı sonlandırın demesine rağmen oyuncular devam edince teknik direktör Ünal Karaman, bu kez oyuncuları uyardı. Kaleci antrenörü Metin Aktaş’a şut çalışması yapan oyunculara top atmamasını isteyen Karaman, daha sonra sahadan ayrıldı. Diğer oyuncularla sahadan ayrılan Yusuf Yazıcı da "Biz daha nasıl gelişeceğiz" ifadesini kullanarak tepkisini dile getirdi.
Yeni sezon hazırlıklarını Avusturya'nın Linz şehrinde yaptığı ikinci etap kamp çalışmalarıyla sürdüren Trabzonspor, günü tek antrenmanla tamamladı. Teknik direktör Ünal Karaman yönetiminde TSİ 19.00'da gerçekleştirilen antrenmanda hafif sakatlığı bulunan Novak yer almadı. Kuvvet çalışmalarının arından antrenmanın ikinci bölümünde pas ve orta-şut çalışmaları yapılırken, son bölümde yarı sahada çift kale maç oynandı.

HOSSEINI TAKIMLA ÇALIŞMALARA BAŞLADI

Trabzonspor'da milli takım kampında sakatlandıktan sonra omuzundan ameliyat olan stoper oyuncusu Majid Hosseni de bugün takımla çalışmalara başladı. Avusturya kampının ilk günlerinde bireysel olarak çalışan İranlı futbolcu, bugün çift kale maçta da yer aldı.
AĞAOĞLU'NDAN EKUBAN ESPİRİSİ
Trabzonspor'da Afrika Uluslar Kupası'nda forma giydikleri için izinli olan Calep Ekuban'ın yarın kampa katılacağı belirtilirken, bordo-mavili kulübün başkanı Ahmet Ağaoğlu da basın mensuplarına forvet transferine yönelik, "Forveti aldık. Bu gece yarısı Ekuban kampa geliyor. Adam kiralıktı, kadromuza kattık. Santrafor, santrafordur. Forvet transfer ettik" şeklinde espri yaptı. Bu arada yeni transfer Obi Mikel'in ise Trabzon'da takımla çalışmalara başlayacağı belirtildi.

KARAMAN'DAN FIRÇA, YUSUF'TAN SİTEM

Trabzonspor'un akşam çalışması tamamlandıktan sonra Yusuf Yazıcı'nın da aralarında bulunduğu bazı genç futbolcu şut çalışması yaptı. Yardımcı antrenörün yarın maçın bulunduğunu ve çalışmayı sonlandırmaları gerektiğini söylemesine rağmen oyuncular devam edince teknik direktör Ünal Karaman, bu kez futbolculara fırça attı. Kaleci antrenörü Metin Aktaş'tan şut çalışması yapan oyunculara top atmamasını isteyen Karaman, daha sonra sahadan ayrıldı. Bunun üzerine futbolcular çalışmayı sonlandırırken, Yusuf Yazıcı da bu duruma sitem ederek, "Ekstra antrenman yapmazsak biz daha nasıl gelişeceğiz" şeklinde tepkisini dile getirdi.

AĞAOĞLU VE KARAMAN BASIN BAYRAMINI KUTLADI

Bu arada Trabzonspor'da kulüp başkanı Ahmet Ağaoğlu ve teknik direktör Ünal Karaman, 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı nedeniyle Avusturya'da takımın kampını takip eden basın mensuplarının gününü kutlayarak çikolata ikramında bulundu. Ağaoğlu, antrenmanı izlemeye gelen taraftarlara da çikolata ikram etti.
Trabzonspor, yarın TSİ 20.00'de Almanya'nın Hofenheim takımıyla Bad Wimsbach kasabasında karşı karşıya gelecek.

Trabzonspor Çek forvet Patrick Schick'i kiraladı!!!

Trabzonspor, aradığı forvet oyuncusunu İtalya'da buldu. Bordo-mavili ekip, Roma'nın Çekyalı forveti Patrick Schick'i satın alma opsiyonuyla kiraladı.
Yeni sezon öncesi transfer çalışmalarına devam eden Trabzonspor'da forvet transferinde sıcak saatler yaşanıyor. Bordo-mavili ekip, Roma'nın Çekyalı forveti Patrick Schick için oyuncunun kulübüne satın alma opsiyonlu kiralık teklifinde bulundu. Roma'nın bu teklifi kabul ettiği ve oyuncunun önümüzdeki günlerde imza için Türkiye'ye geleceği öğrenildi. Trabzonspor, UEFA Avrupa Ligi'nde oynayacağı ön eleme karşılaşmalarının kadrosuna Patrick Schick'in ismini de yazdırmak istiyor. Bu bağlamda Karadeniz ekibi, transferi en kısa sürede resmiyete kavuşturacak. Trabzonspor'un Patrick Schick ile birlikte bir forvet daha transfer etmesi bekleniyor.
Trabzonspor'un UEFA Avrupa Ligi ön eleme turundaki rakibi Sparta Prag altyapısından yetişen Schick, Çekya Milli Takımı'nın genç yaş kategorilerinin tamamında forma giydi. 2018 yılında Sampdoria'dan Roma'ya transfer olan genç oyuncu, geçtiğimiz sezon başkent ekibinin formasıyla 32 maçta 5 gol atıp 3 asist yapma başarısı gösterdi. Patrick Schick'in Çekya Milli Takımı formasıyla ise 17 maçta 7 golü bulunuyor.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Bein Sports Şifresiz Maç İzle,
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.07.08 12:37 Haberfutbol24 8 Temmuz 2019 Pazartesi Transfer Haberleri

8 Temmuz 2019 Pazartesi Beşiktaş Transfer Haberleri
Flaş! Beşiktaş Atınç Nukan'la el sıkıştı!
Sol stoper arayan Beşiktaş, RB Leipzig tarafından serbest bırakılan Atınç Nukan’la el sıkıştı. Dört yıl sonra siyah-beyazlı takıma dönmeye hazırlanan 25 yaşındaki başarılı stoperin transferinde sorun bulunmadığı aktarıldı.
ABD’li sol kanat oyuncusu Tyler Boyd ile her konuda anlaşan Beşiktaş, transferde ikinci hamlesini Atınç Nukan’la yapmaya hazırlanıyor. Siyah-beyazlıların, Bundesliga ekibi RB Leipzig tarafından geçtiğimiz günlerde serbest bırakılan 25 yaşındaki başarılı stoperi yeniden renklerine bağlamak üzere olduğu belirlendi.
Bir süredir sol stoper arayan Kartal’ın, bonservisi elinde olan Atınç’la temasa geçerek el sıkıştığı öğrenildi. 2015 yılında tam 6 milyon euro bonservis bedeli karşılığında RB Leipzig’e transfer olan ancak Almanya macerası istediği gibi geçmeyen Atınç’ın, Beşiktaş’tan aldığı teklifi kabul ettiği aktarıldı. Dört yıl sonra Beşiktaş’a dönmeye hazırlanan deneyimli oyuncuyla kısa süre içinde resmi sözleşme yapılması bekleniyor.
Bu arada son iki yılda hiçbir resmi maça çıkmayan Atınç Nukan’ın sakatlık probleminin bulunmadığı vurgulandı. Altyapı kriterlerine uygun olan deneyimli oyuncunun imza attıktan sonra kampa katılabileceği ifade edildi. Diğer taraftan Teknik Direktör Abdullah Avcı’nın, Enzo Roco ve Isimat Mirin için kamptan sonra karar vereceği belirtildi. Her iki savunmacıyı da kampta görmek isteyen Avcı’nın daha sonra kesin bir değerlendirme yapacağı kaydedildi.
Bundesliga’da şans bulamadı
Atınç Nukan yaşadığı uzun süreli sakatlıklar yüzünden RB Leipzig’de sadece 14 resmi maça çıkabildi. 2016-17 sezonunda kiralık olarak Beşiktaş’a dönen ve 16 karşılaşmada oynayan genç stoper, 2017-18 ve 2018-19 sezonlarında Almanya’da hiç şans bulamadı. Bundesliga’da hiç görev yapamayan Atınç, RB Leipzig formasıyla Bundesliga 2’de 12, Almanya Kupası’nda 2 karşılaşmaya çıktı ve 1 gol kaydetti.
Beşiktaş'ın Kagawa ısrarı! Bir görüşme daha!
Kagawa, kendisine kulüp aramaya devam ederken, Beşiktaş Yönetimi bu oyuncunun menajeriyle bir kez daha görüştü.
Beşiktaş forması altında beklenenden daha iyi bir performans gösteren Kagawa, kendisine kulüp aramaya devam ederken, Beşiktaş Yönetimi bu oyuncunun menajeriyle bir kez daha görüştü.
İspanya ve İngiltere’de kulüp bulup bulmadığını soran siyah-beyazlı yönetime “Biraz daha bekleyin” mesajı verildi. Temmuz ayı sonuna kadar aramalara devam edecek olan Kagawa’nın şartları daha fazla zorlamayacağı bildirildi.
Yeni sezon için kamp çalışmalarına başlaması gereken Japon oyuncu, antrenmanlarını aksatmazken, menajerinin ise henüz kulüp bulamadıklarını da söylediği vurgulandı.
Fenerbahçe'nin eski Brezilyalı futbolcusu Josef de Souza Beşiktaş yolunda!
Al-Ahli’den ayrılmaya hazırlanan Brezilyalı orta saha oyuncusu Josef de Souza, eski külübü Fenerbahçe’den olumsuz yanıt alınca Beşiktaş'a önerildi. Tecrübeli orta saha için son kararı Abdullah Avcı verecek.
Suudi Arabistan Futbol Federasyonu, kulüplere yabancı futbolcu sınırlaması getirdi. Bunun üzerine Al-Ahli, Fenerbahçe'den transfer ettiği Josef de Souza'dan kendisine kulüp bulmasını istedi. Önce Fenerbahçe'nin kapısını çalan Brezilyalı yıldızın temsilcileri sarı-lacivertlilerden "Orta saha için düşündüğümüz farklı isimler var" yanıtını alınca rotayı Beşiktaş'a çevirdi.
Yapılan görüşmede, 30 yaşındaki futbolcunun siyah-beyazlı takıma gelebileceği belirtildi. Beşiktaş cephesi ise olumlu ya da olumsuz yanıt vermedi. Başkan Fikret Orman ve ekibi, bu konudaki kararı teknik direktör Abdullah Avcı'ya bıraktı. Avcı'nın olumlu görüş bildirmesi halinde, Josef de Souza için resmi görüşmelerin başlatılacağı belirtildi.
2015 yılında Sao Paulo'dan Fenerbahçe'ye transfer olup 3 sezon sarı-lacivertli formayı giyen Brezilyalı orta saha, geçen sezon başında 12 milyon Euro ücret ile Al-Ahli'nin yolunu tutmuştu.
Beşiktaş'ta Cenk Tosun umudu!
İngiliz basını, Everton’ın Atletico Madrid’ten Diego Costa’yı almak üzere olduğunu yazdı ve, “Transfer gerçekleşirse Cenk kiralanacak” dedi. Eğer Costa imzayı atarsa, Beşiktaş hemen İngiliz kulübüyle görüşmelere başlayacak.
Transferde şu ana kadar sessizliğini koruyan Beşiktaş bir anda gözünü İngiltere'ye çevirdi... Ada basını, Everton'ın Atletico Madrid'ten Diego Costa'yı transfer etmek üzere olduğunu yazdı ve "Bu durumda Cenk Tosun gözden çıkarılacak" ifadesini kullandı. Eğer Costa, Everton'a giderse Beşiktaş hemen harekete geçecek ve Cenk Tosun için İngiliz kulübüne kiralama teklifi yapacak.
İLK SEÇENEK BEŞİKTAŞ OLACAK
Everton'ın Cenk'i İngiltere içinde bir kulübe kiralamak istemediği, böyle bir durumda ilk seçeneğin Beşiktaş olacağı belirtiliyor. Milli futbolcu her ne kadar Türkiye'ye dönmeyeceğini sık sık belirtse de Everton'ın gönderme kararı alması halinde Beşiktaş forması giymeye sıcak bakabileceği belirtiliyor.
Holtby in Kagawa out!
Beşiktaş, bonservisi elinde olan Holtby’nin transferi için girişimlerini hızlandırdı. Teknik patron Abdullah Avcı, bu oyuncuyu Başakşehir’deki Mossoro gibi kullanmayı planlıyor.
GEÇEN sezonun devre arasında Dortmund’tan kiraladığı Shinji Kagawa’dan memnun kalan ve bu oyuncuyla devam etmek isteyen Beşiktaş, Alman kulübüyle anlaşmış ancak Japon oyuncu düşünmek için süre istemişti. Avrupa’da kendisine kulüp arayan Kagawa’dan henüz olumlu cevap alamayan Kartal rotasını Alman Lewis Holtby’ye çevirdi.
AVCI’DAN ONAY ÇIKTI
Geçen sezon Bundesliga ekibi Hamburg’ta forma giyen 28 yaşındaki Holtby’nin çalışmaların başlayacak olması nedeniyle transfer edilmesine teknik direktör Abdullah Avcı’nın da onay verdiği öğrenildi. Alman Bild gazetesinde yer alan habere göre Siyah-Beyazlılar oyuncuya 2+1 yıllık sözleşme ve senelik 1.8 milyon euro maaş teklif etti.
2.5 MİLYON EURO İSTEDİ
Holtby’nin, Beşiktaşlı yonöticilere, “İmza parası da isterim. Olmazsa 2.5 milyon euro verin” dediği pazarlıkların sürdüğü belirtildi. Alman 10 numaraya teknik direktör Abdullah Avcı’nın Başakşehir’de Mossoro’nun yaptığı görevi vereceği vurgulandı. Lewis Holtby alınırsa orta alanda top kapıp pas trafiğini yöneten oyuncu olacak.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Taraftarium24, Bein Sport Şifresiz İzle

8 Temmuz 2019 Pazartesi Fenerbahçe Transfer Haberleri

Fenerbahçe'nin yeni transferi Allahyar taraftarlarla ilgili konuştu.

Fenerbahçe’nin yeni transferi İranlı Allahyar Sayyadmanesh, kampın altıncı gününde değerlendirmelerde bulundu. Genç oyuncu, adaptasyon süreci ve taraftarlarla ilgili açıklamalar yaptı.
Kampa dair görüşlerini belirten İranlı golcü, “Fenerbahçe çok büyük bir kulüp. Tarihi, hikayesi olan bir dev. Öncelikle burada olmaktan, genç yaşta bu renkler için mücadele etme şansına sahip olmaktan çok mutluyum. Şu anda bir uyum süreci geçiriyorum. Teknik direktörümüz Ersun Yanal, teknik ekibimiz ve takım arkadaşlarım bu süreci kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar. İlk yurtdışı deneyimimi Fenerbahçe’de yaşıyorum. Elimden gelenin en fazlasını vereceğime, bu camiayı mutlu edeceğime inanıyorum. ” şeklinde konuştu.
Taraftarlar için de ayrı parantez açan Allahyar, “Topuk Yaylası’ndaki kampa katıldığım ilk günden beri taraftarlarımızın inanılmaz bir ilgisi var. Her gün bizi desteklemeye geliyorlar ve bizi yalnız bırakmıyorlar.
Türkiye’ye gelmeden önce Fenerbahçe taraftarlarının kulübüne ne kadar bağlı olduğunu duymuştum. Ancak şimdi bu çatı altında Fenerbahçe’nin ne kadar büyük bir camia olduğunu bir kez daha gördüm. Fenerbahçe kulübü her anlamda çok farklı. Tesisleri, taraftarı, camiası, futbolcuya bakış açısı.
Pazar günü binlerce taraftarımız bizi desteklemeye geldi. İnanılmaz bir görüntü ortaya çıktı. Gözlerindeki sevgi, heyecanı ve bağlılığı gördüm. Özellikle dün taraftarlarımızın sevgisi muhteşemdi. Benim için özel pankartlar hazırlamışlardı, bu büyük aileyi mutlu etmek için sahada en iyisini sergileyeceğime dair kimsenin şüphesi olmasın. Dün bir kez daha anladım ki, “Biz Fenerbahçeyiz”. Sezon boyunca bizim için en büyük motivasyon taraftarlarımızın desteği olacak.
Sezonun ilk maçında Kadıköy’de sahaya çıkmayı ve taraftarlarımızla buluşmayı dört gözle bekliyorum. Bunun için şimdiden çok heyecanlıyım.” dedi.

Max Kruse: "Parayı seçsem Fenerbahçe'ye değil, Çin'e giderdim"

Fenerbahçe'nin Werder Bremen'den bedelsiz olarak kadrosuna kattığı 31 yaşındaki Alman golcü Max Kruse, ülkesinde yayım yapan Kicker'e verdiği röportajda transferiyle ilgili ses getiren açıklamalarda bulundu.
enerbahçe'nin Werder Bremen'den bedelsiz olarak kadrosuna attığı Alman golcü Max Kruse, transfer süreciyle ilgili olarak ses getiren açıklamalarda bulundu. Ülkesinde yayım yapan ünlü futbol dergisi Kicker'e konuşan 31 yaşındaki yıldız futbolcu, Türkiye'ye para için gelmediğinin altını çizerken şunları söyledi:
"Ekonomik şartlar herkes için önemlidir. Ancak durum yalnızca bundan ibaret olsaydı Çin'e giderdim. Bu nedenle insanların transferim hakkındaki genel düşüncesini pek umursamıyorum. Bremen'den ayrılmak, kulübe karşı değil, kendim için aldığım bir karardı. Ufkumu genişletmek ve kendimi başka bir ülkede kanıtlamak istedim.
13 yıl boyunca Almanya'da oynadım ve önümüzdeki sezon için de Avrupa'da oynayacak bir takımdan teklif aldım. Ancak yalnızca şu anı düşünerek hareket edemezdim. Uzun bir süre düşündüm ve kendimi dinledim. Eminim ki Fenerbahçe'yle önümüzdeki yıllarda Avrupa kupalarında oynama şansını yakalayacağım."

Fenerbahçe'nin Konoplyanka transferinde dev gelişme! İşte yapılan teklif...

Vedat Muriç'i alarak ezeli rakibi Galatasaray'a büyük bir çalım atan Fenerbahçe, transferde bir bombayı daha patlatmaya hazırlanıyor. Alman basını, Sarı Lacivertli kulübün bir süredir peşinden koştuğu Yevhen Konoplyanka için Schalke 04'e yaptığı teklifi duyurdu.
Çaykur Rizespor'dan Vedat Muriç'i kadrosuna katarak ezeli rakibi Galatasaray'a büyük bir çalım atan Fenerbahçe, transferde bir bombayı daha patlatmaya hazırlanıyor.
Muriç dışında şu ana dek Max Kruse, Emre Belözoğlu, Allahyar Sayyadmanesh ve Murat Sağlam'ı renklerine bağlayan Sarı Lacivertliler, bir süredir peşinden koştuğu Yevhen Konoplyanka'nın transferini de neticelendirmek üzere.
Almanların en yüksek tirajlı gazetesi Bild, okuyucularıyla paylaştığı özel haberinde Sarı Kanarya'nın 29 yaşındaki Ukraynalı sol kanat oyuncusu resmi teklifte bulunduğunu öne sürdü.
Haberde Fenerbahçe yöneticilerinin Konoplyanka'nın bonservisini elinde bulunduran ve oyuncuyu bir an evvel elden çıkarmak isteyen Schalke 04 kulübüne 3 milyon euro önerdiği kaydedildi.
Gazete, Gelsenkirchen ekibinin bu teklife henüz bir cevap vermediğini yazsa da sözleşmesi 2020 yazında sona erecek olan yıldız ismin Ocak ayından itibaren bedavaya gitme ihtimalinin bulunması Sarı Lacivertliler'in elini bir hayli güçlendiriyor.

Fenerbahçe'den Badou Ndiaye sürprizi!

Transferi imza aşamasına gelen Garry Rodrigues’in menajeri D’ailva Badou Ndiaye’yi Fenerbahçe’ye teklif etti... Son kararı Yanal verecek. ​Geçen sezon kiralık olarak G.Saray forması giyen Ndiaye, Fatih Terim'in yeni sezon planlarında yok.
Al Ittihad formasını giyen Garry Rodrigues'i imza aşamasına getiren Fenerbahçe'nin gündemine bir eski Galatasaraylı daha girdi. Rodrigues'in menajeri olan William D'avila, geçen sezon kiralık olarak Sarı-Kırmızılı formayı giyen Badou Ndiaye'yi teklif etti. Fenerbahçe yönetimi konuyu hemen değerlendirmeye alırken, gözler Ersun Yanal'ın vereceği rapora çevrildi.

SICAK BAKABİLİR

Orta alana agresif bir 8 numara takviyesi isteyen Yanal'ın Badou Ndiaye'ye sıcak bakacağı belirtiliyor. Eğer tecrübeli hoca onayı verirse Fenerbahçe yönetimi hemen Stoke City ile temasa geçecek.

GEÇEN SEZON DA GÜNDEME GELMİŞTİ

Bonservisi Stoke City'de olan Ndiaye geçen sezon da F.Bahçe'nin gündemine gelmiş ancak transfer gerçekleşmemişti.

TERİM ONU İSTEMEDİ

Geçen sezon kiralık olarak G.Saray forması giyen Ndiaye, Fatih Terim'in yeni sezon planlarında yok..
Canlı Maç İzle, Taraftarium24, Futbol Cafe TV, Bein Sport Şifresiz İzle

8 Temmuz 2019 Pazartesi Galatasaray Transfer Haberleri

Galatasaray'dan Radjo Nainggolan hamlesi!

Galatasaray'ın Serie A ekibi Inter'e Belçikalı oyuncusu Radja Nainggolan için kiralama teklifinde bulunduğu ve oyuncunun 4.5 milyon Euro olan maaşının 3 milyon Euro'luk kısmını karşılamaya hazır olduğu belirtildi.
Galatasaray, Fernando'nun alternatifini İtalya'da buldu. Inter Teknik Direktörü Conte'nin kaptan İcardi ile birlikte "Gönderilsin" dediği Radja Nainggolan için sarı-kırmızılılar devreye girdi.
Cimbom'un Serie A ekibine kiralama teklifinde bulunduğu ve oyuncunun 4.5 milyon Euro olan maaşının 3 milyon Euro'luk kısmını karşılamaya hazır olduğu belirtildi.
Bu arada 31 yaşındaki Belçikalı yıldızın kendisine Çin'den gelen astronomik tekliflere olumsuz yanıt verdiği öğrenildi.

Galatasaray'da transfer rotasını Diagne belirleyecek!

Christian Luyindama için Standard Liege'e haziran ayı içerisinde 3.5 milyon Euro ödeme yapan Galatasaray, Finansal Fair Play'e takılmamak adına minimum 3.5 milyon Euro'luk satış yapmak zorunda. Sarı-kırmızılılar, Diagne'den gelecek 10 milyon Euro üstü gelirle açığı kapatıp 8 numara ve forvet takviyesi için bütçe oluşturacak

Fernando koptu gidiyor!

Galatasaray'ın eski sportif direktörü Cenk Ergün, Fernando'nun Sevilla ile anlaştığını açıkladı. İspanyol basını da Cimbom’un Brezilyalı orta saha için 5 milyon Euro talep ettiğini yazdı.
Fernando ​Reges adım adım Sevilla'ya... A Spor'da "Transfer Raporu" programına konuk olan Galatasaray'ın eski sportif direktörü Cenk Ergün, Sarı- Kırmızılı ekibin Brezilyalı orta saha oyuncusu için, "Fernando ile transferi hakkında konuştum. Bana Sevilla ile anlaştığını ve birkaç güne bu işin bitebileceğini söyledi" ifadelerini kullandı.

5 MİLYON EURO...

Sevilla'nın Fernando için Galatasaray'a 3.5 milyon Euro teklif ettiğini yazan İspanyol basını, Cimbom'un ise 5 milyon Euro'da direttiğini belirtti. Sevilla'lı Banega'nın G.Saray'a transferine karşılık adı takasta geçen Fernando'nun bu transferden bağımsız olarak da İspanyol ekibine gitmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Galatasaray’dan Sevilla’ya rest... Banega yoksa Fernando da yok!

Banega’nın bonservisi konusunda zorluk çıkartan Sevilla, Fernando için Galatasaray’ın kapısını yeniden çalmaya hazırlanıyor. Sarı-Kırmızılı yönetimin planı ise belli: “Ya Banega-Fernando takası yaparız ya da oyuncumuzu bırakmayız”
Galatasaray-Banega flörtü, Sevilla’nın da Fernando’yu ciddi şekilde transfer etmek istemesiyle yeni bir boyut kazandı... İspanyol basını, Sevilla’nın teknik direktörü Lopetegui’nin Fernando konusunda çok ısrarcı olduğunu vurgularken, Brezilyalı futbolcunun yeni kadroda kilit rol oynayacağı yazıldı. Devamında da Sevilla’nın yeniden Galatasaray’ın kapısını çalacağı belirtildi. İşte tüm bu gelişmeler Aslan cephesinde yeni bir stratejinin ortaya çıkmasına neden oldu.

Kozlar Cim Bom’a geçti

Banega ile yıllık 3.2 milyon Euro’ya, 3 senelik sözleşme üzerinden el sıkışan Sarı-Kırmızılılar, Sevilla’nın sportif direktörü Monchi’nin uzlaşmaz tavrı nedeniyle sıkıntı yaşıyordu. Monchi daha fazla bonservis kopartmak için diretirken, Sevilla’nın yeni hocasının Fernando konusundaki ısrarı, Galatasaray’ın bir anlamda işine geldi ve kozlar Cim Bom’un eline geçti.

Bir miktar para

Hafta içinde yeniden İspanyollar’la görüşecek olan Sarı-Kırmızılı yönetim bu kez rest çekecek, “Banega yoksa, Fernando da yok” denecek. Banega’yı, Fernando’yu takasta verip üstüne bir miktar para ödeyerek kadrosuna katmayı planlayan Galatasaray, artık bir an önce Arjantinli yıldızı İstanbul’a getirmek istiyor.
Canlı Maç İzle, Futbol Cafe TV, Taraftarium24, Bein Sport Şifresiz İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.06.19 00:17 Inspektor907 Ziya Gökalp'in Ekonomi Modeli (Türkçü Ekonomi Modeli)

Türkler, en eski zamanlarda, göçebe hayatı yaşıyorlardı. Bu zamanlarda, Türk ekonomisi çobanlık esasına dayanıyordu. O zamanlarda, Türklerin bütün servetleri koyun, keçi, at, deve, öküz gibi hayvanlardan ve yedikleri süt, yoğurt, peynir, tereyağı, kımız gibi hayvan ürünlerinden ibarettir. Giydikleri de bu hayvanların postekileri, derileri, yünleri ve yapağıları idi. Göçebe Türklerin sanayisi de, hep hayvan ürünleri üzerine çalışırdı. Develerin ayağından ayak adı verilen kımız kadehleri, öküzlerin oyluk kemiğinden kımız sürahileri yapılırdı. Hayvanının en kemiği, ne boynuzu, ne bağırsağı, kısaca hiçbir şeyi atılmazdı. Her dokusundan Türk’e özgü bir küçük endüstri ürünü meydana getirirdi.
Eski Türkler ticarete de yabancı değildiler. İlhanlık devirlerinde, devletin en büyük gelir kaynağı Çin’den Avrupa’ya ipek götüren ve Avrupa’dan Çin’e kadife getiren ticaret kervanları idi. O zaman Çin, Hint, İran, Rusya ve Bizans arasındaki büyük ticaret yolları tümüyle Türklerin elinde idi. Mokan Han, İran’ın kuzeyinden Azerbaycan’dan ve Anadolu’dan İstanbul’a giden bir yeni ticaret yolu açmak istedi. Fakat, İranlılar bu girişime engel oldular. Bunun üzerine Mokan Han, ipek yolunu elde etmek için Türk, Çin ve Bizans devletleri arasında üçlü bir antlaşma yapmağa çalıştı. Ve İran devletini ya ortadan kaldırmağa yahut milletlerarası ticaretin transit olarak ülkesinden geçmesi için zorla razı etmeğe girişti.
Görülüyor ki, eski Türk ilhanlıların amacı Mançurya’dan Macaristan’a kadar uzanan büyük Turan ülkesinde yalnız politik bir güvenlik sağlamaktan ibaret değildi. Asya ve Avrupa milletleri arasında, milletlerarası bir ticaret ve mal takası örgütü yamayı da üzerlerine almışlardı.
Eski Türklerine ekonomiye verdikleri il adlarında bile görürüz: Doğu Türkistan’da Tarancılar adı verilen ve batı Türkistan’da Sartlar adını alan iki il vardı. Bu adlardan birincisi çiftçiler, ikincisi tüccarlar anlamındadır. Kankılılar, Ağaçeriler, Tahtacılar, mandallar, Menteşeler, sürgücüler, v.d. birer sanat adını taşımaktadırlar. GökTürklerin dedeleri, demirci idi. Türk menkıbelerine göre, ilk çadırı yapan Türk Han’dır. İlk arabayı yapan Kankıllı Bey’dir. Türkler, arabalarla seyahat etmeğe ta İskitler devrinde başlamışlardır. Eski Türkler gayet güzel elbiseler giymeyi, lezzetli yemekler yemeyi, hayatlarını ziyafetler ve düğünler arasında geçirmeyi severlerdi. Bunun için de, hiç boş durmazlar ekonomik etkinliklerle uğraşırlardı. Çok kazırlar, çok harcarlardı.
Eski Türklerin konukseverlikleri son derece iyi bulmuştu. Dede Korkut kitabında Burla Hatun yaptığı halka açık bir ziyafetten bahsederken, bu sözleri söylüyor:
“Tepe gibi et yığdırdım. Göl gibi kımız sağdırdım. Aç olanları doyurdum. Çıplak olanları giydirdim. Borçluların borcunu verdim.”
Bununla beraber binlerce liraları yutan bu genel ziyafetler, Salur Kazan’ın yılda bir kere yaptığı Yağma ziyafeti’ne oranla hiç gibi kalırdı. Salur Kazan’ın ziyafetinde bütün beylerle halk tümüyle yiyip içtikten sonra, Salur Kazan eşinin elinden Tutarak sayından çıkardı. Varı-yoğu en varsa yağma edilmesini davetlilerden rica ederdi. Böylece yağmaya uğrayan Salur kazan, bir süre sonra, yine Oğuz ilinin en zengin beyi olurdu.
Türkler, eskiden sahip oldukları bu ekonomik imkana gelecekte de kavuşmalıdırlar. Hem de kazanılacak servetler, Salur Kazan’ın zenginliği gibi genele ait olmalıdır. Türkler özgürlük ve bağımsızlığı sevdikleri için, iştirakçı (komünist) olmazlar, fakat, eşitliği sevdiklerinden dolayı, fertçi de kalamazlar. Türk kültürüne en uygun olan sistem solidarizm yani dayanışmacılıktır. Kişisel mülkiyeti kaldırmaya girişmeleri doğru değildir. Yalnız sosyal dayanışmaya yarayan şahsi mülkiyetler varsa, bunlar meşru sayılamaz. Bundan başka, sadece şahsi mülkiyet olması gerekmez. Kişisel mülkiyet gibi, toplumsal mülkiyet de olmalıdır. Toplumun bir fedakarlığı veya zahmeti sonucundan meydana gelen ve kişilerin hiçbir emeğinden doğmayan fazla karlar topluma aittir.
Kişilerin bu karlı kendilerine mal etmeleri meşru değildir. Fazla karların plusvalue’lerin toplum adına toplanmasıyla oluşacak büyük kazançlar, toplum hesabına açılacak fabrikaların kurulacak büyük çiftliklerin sermayesi olur. Bu genel girişimlerden doğacak kazançlarla fakirler, öksüzler, dullar hastalar, kötürümler, körler ve sağırlar için genel bakım yerleri ve okullar açılır. Genel bahçeler, müzeler, tiyatrolar, kütüphaneler kurulur. İşçiler ve köylüler için sağlıklı evler yapılır. Ülke genel bir elektrik şebekesi içine alınır. Kısaca her türlü düşüklüğe son vererek toplumun huzurunu sağlamak için her ne gerekiyorsa yapılır. Hatta, bu toplumsal servet yeterli miktara yükselince, halktan vergi almaya da gerek kalmaz. Hiç olmazsa vergilerin türü ve miktarı azaltılabilir.
Demek ki Türklerin toplumsal ideali şahsi mülkiyeti kaldırmaksızın toplumsal servetleri fertlere kaptırmamak genelin çıkarına harcamak üzere korunmasına ve üretilmesine çalışmaktır.
Türklerin, bundan başka, bir de ekonomik ideali vardır ki, ülkeyi büyük sanayiye kavuşturmaktır. Bazıları: “Ülkemiz bir tarım ülkesidir. Biz daima çiftçi bir millet kalmalıyız” diyorlar ki asla doğru değildir. Gerçekten, çiftçiliği hiçbir zaman elden bırakacak değiliz; fakat, çağdaş bir millet olmak istiyorsak, mutlaka büyük sanayie sahip olmamız gerekir. Avrupa hareketlerinin en önemlisi ekonomik devrimdir. Ekonomik devrim, ise, ilçe ekonomisi yerine, millet ekonomisinin ve küçük zanaatlar yerine büyük sanayinin konulmasından ibarettir. Millet ekonomisi ve büyük sanayi ise, ancak koruma yönteminin uygulanması ile oluşabilir. bU konuda bize yol gösterecek olan milli iktisat teorileridir. Amerika’da John Ras ve Almanya’da Friedrich List, İngiltere’de Manchesterienler kurdukları ekonomi bilimin genel ve milletlerarası bir bilim olmayıp yalnız İngiltere’ye özgü bir milli ekonomi sisteminden ibaret olduğunu meydana koydular. İngiltere, büyük sanayi ülkesi olduğu için, ürünlerini dışarıya göndermek ve dışarıdan ham maddeler getirmek zorundadır. Bu nedenle İngiltere için yararlı olan tek yöntem gümrüklerin serbest olması kuralı yani açık kapı politikasıdır. Bu ilkenin İngiltere gibi büyük sanayie sahip olmamış milletler tarafından kabul edilmesi, sonsuzluğa kadar İngiltere gibi sanayi ülkelerine ekonomik açıdan esir kalması sonucunu verecektir. İşte, bu iki ekonomist kendi ülkeleri için birer özel “milli ekonomi” sistemi meydana getirerek, ülkelerinin büyük sanayi sahip olması için çalıştılar ve başarılı da oldular. Bugün, Amerika ile İngiltere ile boy ölçüşecek bir konuma yükselmişlerdir ve şimdi onlar da İngiltere’nin açık kapı politikasını izliyorlar. Fakat, bu devre gelebilmeleri yıllarca milli ekonominin koruma yöntemlerini uygulamak sayesinde olduğunu da pek ala biliyorlar.
İşte Türk ekonomistlerinin de ilk işi, önce Türkiye’nin ekonomik gerçeklerini incelemek sonra da bu objektif incelemelerden milli ekonomimiz için bilimsel ve esaslı bir program hazırlamaktır. Bu program oluşturulduktan sonra, ülkemizde büyük sanayi yaratmak için her fert bu program dairesinde çalışmalı ve ekonomi bakanlığı da bu şahsi etkinliklerin başında gelen bir düzenleyici görevi üstlenmelidir.

Ziya GÖKALP

Kaynak: Türkçülüğün Esasları – Ziya Gökalp, Toker Yayınları, 2002
submitted by Inspektor907 to thepanturkism [link] [comments]


2019.06.05 16:06 Inspektor907 Endişeye mahal yok, tarih tekerrürden ibarettir.

Tarih bir çok kez günümüz benzeri senaryoları içinde barındırmıştır. Hangi millet olursa olsun; önce doğruyu başka fikirlerde aramakta, bütünleştiri (!) fikirlerin kanser ilacı olabileceğini düşünmektedir. Ancak tarih öyle bir turnusol kağıdıdır ki, öyle bir yalan tespit makinesidir ki, başka- yabancı kaynaklı- fikirlerin her zaman yanlış olduğunu, kimin kurt kimin çakal olduğunu o topluma kanıtlamıştır. Şu anda da Türk milleti, düşmanın henüz ordusunu sınıra dayandırmamasının, evinin kapısını yabancı lisan konuşan bir apoletlinin çalmamasının verdiği rahatlıkla, Rus yapımı, çin yapımı, amerikan yapımı, avrupa yapımı sözde bütünleyici fikirlerin ilaç olabileceğini düşünmektedir.
Ancak merak etmeyiniz; geçmişte de olduğu gibi, savaş kapıya dayandığında toplum, yabancı kaynaklı fikirlerin nasıl zarar vereceğini görecek ve yeniden Türkçü olacaktır.
Yarım yüzyıla kalmadan çıkacak olduğunu tahmin ettiğim yeni cihan harbinde, emperyalizmin Rus-slav varyasyonu olan komunizm, iğrenç bir ütopya olan humanizm ve benzeri bütün versiyonları, islamcılık, ümmetçilik... vs. kendine çok güçlü bir kitle oluşturmasına rağmen, Altayların ötesinden tunaya kadar Türk milletinin yapacağı yeni bir direniş sayesinde ağır bir darbe alacaktır. Çünkü bu direnişi istemeyenler, bizzat yabancı kaynaklı fikirlerin yoldaşları, nice ingiliz-rus-amerikan-çinli muhipler cemiyetleri olacaktır.
Tarih, şüphesiz ki en büyük yol göstericidir, en büyük rehberdir.
submitted by Inspektor907 to thepanturkism [link] [comments]


Cin filmi 2014 izle - Aşırı derecede Korkutucu Cin [MUKBANG] Soslu Çin Yemekleri Yeme🌶  Spicy China Food ... ÇİN KLİP ( BAD BOY) - YouTube Çin Klip - Şanıma İnanma - YouTube CİN AZABI  Tek Parça Full HD  ( 4K ) - YouTube Sentetik alıntılar Çin kılıç filmi part 1 Çin Klip  Apollo - YouTube Cin Kuyusu - Tek Parça Full HD (Korku Filmi) - YouTube

Çin'in yabancı gözlemciler için Uygur Türklerini yalan ...

  1. Cin filmi 2014 izle - Aşırı derecede Korkutucu Cin
  2. [MUKBANG] Soslu Çin Yemekleri Yeme🌶 Spicy China Food ...
  3. ÇİN KLİP ( BAD BOY) - YouTube
  4. Çin Klip - Şanıma İnanma - YouTube
  5. CİN AZABI Tek Parça Full HD ( 4K ) - YouTube
  6. Sentetik alıntılar Çin kılıç filmi part 1
  7. Çin Klip Apollo - YouTube
  8. Cin Kuyusu - Tek Parça Full HD (Korku Filmi) - YouTube

Yeni korku filmimiz '' CİN AZABI' ' nı 4K izleyin hem de tek parça. Yeni korku filmleri de yakında sayfamızda! Abone olmayı unutmayın! Ayrıca ; '' KARAKURA '... Sentetik alıntılar Çin kılıç filmi part 1 çin filmleri izle. Dizi Adı /Drama Name - My Classmate form far far away Şarkı / Song - Bad Boy Herkese merhaba nasılsınız 😝mutlu haftasonları bu aralar kore dizilerine sarmışk... İngilizce şarkı istek ^^şarkı kendi seçimim.^^ Dizi / Drama Name: Destiny's Love Bölüm / Episodes: 36 Konusu: Yıldızların koruyucusu Chi Yu, kozmostaki güç d... 'Cinlerin intikamından Allah'a sığının' diyen korku filmi Cin Kuyusu'nun yönetmenliğini ve senaristliğini Murat Toktamışoğlu üstleniyor. Filmin başrollerinde... ilk klibi gördüğümde şu olanın yaptığı haraketi çok beğenmiştim . Dizi /Drama:Mua He Nam Ay Şarkı/Song:Şanıma İnanma This video is meant for the entertainmen... Cin 2014 aşırı derece kortucu film fragmanı yayınlandı. Filmde gerçek Cin görüntüsü çok korkutucu bir şekilde ele alınmıştır. Cin 2014 izle filmin ilk fragmanlarından birisi. Credit: Kwai App Thanks For Watching 🌶 ️ #mukbang #food #spicy #yummy #asmr #noodle #meat